Mobilemenu
Profile

Bir Rüya Gibiydi: İstanbul Park

Olaylar 90’ların sonunda Formula 1’in Türkiye’de en çok izlenen üç spor organizasyonundan biri olmasıyla başladı. Aslında bu bilinçli bir projeydi, zira 1999’da Türkiye’de bir F1 pisti yapılması kararı Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmiş, sonraki aşamada ise Formula1’in televizyondan yayınlanarak izleyici kitlesinin oluşması sağlanmıştı. O sıra yaşanan Mika Hakkinen-Michael Schumacher rekabeti de ilgiyi epey artırmış, adeta kardeşi kardeşe küstürmüş, iki tarafın da hayranlarının sayısı ülkemizde görünür şekilde artmıştı.

Bu fazla ilginin altı yıl sonrasında ise bir rüya gerçek olmuştu. “Asla olmaz”, “para yetmez” denilen Formula 1 organizasyonu, 1 Ağustos 2005’te tarihin en pahalı pisti olan İstanbul Park’a gelmişti.

Bu ilk yarış o kadar ilgi görmüştü ki, 110.000 kişilik seyirci sayısı ile bugün bile Türkiye tarihinin en fazla seyirci çeken spor organizasyonu olma unvanını elinde tutuyor. İşin tuhafı ilk yarış Kimi Raikkonen’in zaferinden çok, yarışın akabinde zorlu bir organizasyondan başarıyla çıkan Türk ekibin partiye dönen kutlamasıyla hatırlanıyor. Çitlerin üstünden atlayıp piste giren organizatörler zafer kazanmış gibi sevinirken, onlara F1 başkanı Bernie Ecclestone da eşlik etmiş, ortaya unutulmaz görüntüler çıkmıştı. Fakat, hakkını verelim Türkiye GP’nin ilk yarışı tamamen dünya standartlarındaydı.

Türkiye GP neredeyse her yıl ardında iz bırakacak sahneler bırakmayı başardı. Bunlardan biri ise F1 tarihine geçti. 2010 yılında iki takım arkadaşı Sebastian Vettel ile Mark Webber’in ilk iki sırada götürdüğü yarışın sonlarına doğru inanılmaz bir olay yaşanmıştı.  Mark Webber’i geçmeye çalışan Sebastian Vettel, Webber’e çarparak kendini yarış dışı bırakırken, takım arkadaşı Webber’in de yarışı kazanmasına engel olmuştu. 

Türkiye GP ile ilgili bir diğer unutulmaz olay ise Karadeniz zekâsının devreye girdiği anlardı. Her yıl İstanbul Park’a yarış izlemeye gidenler pistin etrafında şu tip sesleri sıkça duymuştur “Michael Schumacher motor sesi var.” “Kimi Raikkonen motor sesi geldi.” Evet, işportacılara yeni bir pazarlama alanı açılmış ve bir nevi bu büyük pastadan onlar da faydalanmışlardı. Ellerinde tuttukları cd içinde tüm F1 yarışçılarının motor sesinin olduğunu iddia eden bu işportacılar Türkiye GP’nin en akılda kalan taraflarından biriydi.

Bir başka garip detay ise Brezilyalı pilot Felipe Massa hakkında. Yılda en fazla birkaç yarış kazanabilen Massa, Türkiye’de tam üç kez podyumun zirvesine çıkma başarısı gösterdi. İşin tuhafı 2011’de Türkiye Formula 1 takviminden çıktıktan sonra Massa’nın kariyeri de tepetaklak oldu. Brezilyalı pilot hala birçok röportajında Türkiye GP’yi özlemle anıp eski anılarını yad ediyor.

Türkiye GP konusunda sadece Massa değil, diğer birçok pilotu da konu açıldığı zaman özlemini dile getiriyor. Hepsi de cümlelerinin bir yerinde aynı şeyi söylüyor: 8 numaralı viraj. Pilotların yüksek bir G kuvvetine maruz kaldığı bu viraj hem çok zorlayıcı hem de aksiyonluydu. Örneğin Jenson Button bu virajın hayranlarından. Bir röportajında “O pistin sekizinci virajını asla unutamayacağım” demişliği de var. Aksiyonun en çok arttığı sekizinci virajı turlar boyunca hatasız geçen pilotlar derin bir nefes alıp “o neydi yahu” demeyi ihmal etmiyordu.

58 tur. 7 yarış. İstanbul Park motorsporları severlerin hayatından bir rüya gibi geçmişti. Adeta yarışın Türkiye’ye geldiğine bile inanamamış, 6 yılın sonunda Türkiye takvimden çıkarılınca da uykumuzdan uyanmıştık. İstanbul Park şu an atıl durumda ve ikinci el oto pazarına dönüştü.

Hadi biraz hafızanızı zorlayın, Michael Schumacher’in son hız ana tribün önünden geçişini duyabilirsiniz. Ya da Massa’nın kazandığı bir zaferin ardından iki kolu havada zaferini kutlayışını. Tüm bu anıların hayaleti İstanbul Park’ta dolaşmaya devam ediyor. Umarız bir gün yeniden F1’i bu topraklarda izleme imkânına kavuşuruz.