Mobilemenu
Profile

BMX’lerin Zaman İçinde Evrimi

İlk bakışta anlaşılmasa da BMX’in ortaya çıktığı ilk günden bu zamana kadar sporcusundan üreticisine herkesi etkileyen birçok değişiklik yaşandı. Sınırların futboldaki taç çizgisi kadar kesin olmadığı bu sporda bisikletlerin kusursuza yaklaşması için zorlu yollardan geçildi. Hatta bu yolların bazılarından tekrar tekrar geçildiğini söylersek abartmış olmayız. Bugün bizi büyüleyen alaşım kadroların, klasik dönem müzisyenlerinin besteleri kadar kusursuz vızırdayan göbeklerin ve dişlilerin ruhunu kavrayabilmek, yani BMX’le daha samimi bir bağ kurabilmek için süreci incelemek gerekiyor.

BMX’in tarihine kısaca bir bakacak olursak, her şeyin heyecanlı Amerikan gençlerinin, motosikletçi abilerinin toprak pistlerdeki heyecan verici hareketlerini taklit etmek için bisikletlerinde yaptıkları küçük değişikliklerle başladığını söyleyebiliriz. 1970'lerin başında bahçelerde, parklarda ev yapımı BMX'lerle atlayıp, zıplama denemeleri yapılırken, garajlarda yapılan amatör modifikasyon çalışmaları da daha ciddi bir hal almaya başlıyor. Takımların kurulması ve California’da ilk profesyonel yarışların başlamasıyla BMX, kısa sürede rüştünü ispatlayıp karakterine kavuşuyor ve otoriteler tarafından bir spor olarak kabul ediliyor. Bugün USA BMX olarak varlığını sürdüren birlik de bu sürecin akabinde 1977'de Amerika Bisiklet Derneği olarak karşımıza çıkıyor.

Yeni tanınan bu spora ilginin yoğun olması rekabeti arttırıyor ve haliyle üreticiler de bisikletlerde çeşitli geliştirmeler yapmaya başlıyor. Yapılan değişikliklerden en önemlisi de daha hızlı olmaları, manevraları ve özel hareketleri daha kolay yapabilmeleri için bisikletlerin ağırlıklarının düşürülmesi oluyor. Yani "Ne kadar hafif o kadar iyi!" Ancak sürücülerin hayal güçlerinin sınırsızlığı, ki BMX'in en sevilen yanı da bu zaten, bisikletlerle yapılan hareketleri her geçen gün daha akıl almaz seviyelere çekiyor. Zora gelemeyip sürücülerini yarı yolda bırakan bisikletler yüzünden her gün kırılan kemikler, sıyrılan deriler, hızlı ve kolay olması için hafifletilen bisikletlerin yeterli dayanıklılıkta olmadığını gösteriyor. Ve 90'ların başında sürücüler tarafından yönetilen bazı markaların başı çekmesiyle yeniden kaslı, dayanıklı bisikletler yapılmaya başlanıyor.

En zor hareketleri bile kaldırabilmesi için 36'lık yerine 48'lik jantlar kullanılmaya başlanırken, kadrolar için hazırlanan alaşımların hafif olmasına çok önem verilmiyor. Göbekler, dişliler gibi bisikletin mekaniğinin daha güçlü hale gelmesi için ne gerekiyorsa yapılıyor. 1995'te ESPN tarafından gerçekleştirilen X Games'te sergilenen sınırları zorlayan gösterilerle BMX’in Amerika'nın ilgisini yeniden toplamasıyla, 90'ların sonuna kadar bu dayanıklılık çılgınlığı hakim oluyor ve tabiri caizse sürücüler ağır bisikletleriyle can çekişmeye devam ediyor.

20. yüzyılın bitişini bekledikleri için mi yoksa artık bu yorgunluğa dayanamadıkları için mi bilmiyoruz ama 2000'lerle beraber sürücüler bu ağırlık olayına bir çözüm bulmaları gerektiğini fark ediyorlar. 2000'lerin ilk yıllarında profesyonel bisikletçilerin başı çekmesiyle sektördekiler, bisikletlerinin ağırlıklarını azaltabilmek için her yolu deniyorlar. Buradaki önemli fark ise bunu yaparken 1980'lerdeki gibi bisikletin dayanıklılığından ödün vermeyi göze almıyorlar. Günümüzde de durum yine aynı şekilde devam ediyor. BMX'in bütün dünyada sevilmesi, sektörün gelişmesi ve teknolojinin de yardımıyla mümkün olan en hafif ve dayanıklı bisikletler üretiliyor.

Tek sınırı, sürücülerin hayal gücü ve yerçekimi olan, onun da çoğu kez kolayca alt edildiğini söyleyebiliriz, BMX dünyasında bisikletlerin önümüzdeki günlerde daha ne kadar dayanıklı olması gerektiğini tahmin etmemiz pek kolay görünmüyor. Ancak dil çıkararak poz vermeyi seven bir adamın da dediği gibi “Dünyayı hayal gücü döndürür.” Şimdilik en iyisi, arkamıza yaslanalım ve bisikletlerle her gün daha akıl almaz hareketler yapıp, dünyayı daha heyecanlı döndüren sporcuları izlemeyi devam edelim.