Mobilemenu
Profile

Bülent Üstün: Karikatürist, Müzisyen & Kaykaycı!

Pek çok kişi sizi çizer kimliğiniz ve tabii ki de hayat verdiğiniz Kötü Kedi Şerafettin karakteri ile tanıyor ancak herkesin bilmediği bir yönünüz de kaykaycı olmanız. Bu kaykay sevgisi ne zaman, nerede ve nasıl başladı?

Çocukluğumda TRT’de öğle saatlerinde yayınlanan "Dinozor Denver" adlı bir çizgi film vardı. İlk kaykay aşkım, kaykaya binen bir dinozor ve onun etrafındaki kaykaylı çocukların eğlenceli hayatını işleyen o çizgi filmle oldu. Bir kaykay edinmek için harekete geçtim. Eminönü'ndeki spor mağazalarında satılıyordu o zamanlar, aşırı dandik kaykaylardı ama dergilerin amatör sayfalarında yayınlanan karikatürlerimin telifleriyle o kaykaylardan alacak parayı biriktirmem bile bir yıl sürdü. Uzun yıllar hep dandik kaykaylar kulandım, tam anlamıyla profesyonel bir kaykay alabilmem 18 yaşıma denk gelir. O dandik kaykayları üreten üreticilerden hala nefret ederim. Tamam, ucuz kaykay yapıyorsunuz da o kadar da kalitesiz olur mu ya? Bindiğimin ikinci günü tekerleklerindeki bilyeler dağılırdı, habire kaynak yaptırıp toparlamakla uğraşmaktan ağız tadıyla binemezdim. Pis herifler!

Neden özel olarak kaykayı seçtiniz? Bu “aletin” hangi özelliği hoşunuza gitti?

Aslında kaykayla tanışmadan çok önceleri "tornet" isimli, rulman ve tahtalarla kendi yaptığımız bilyelilere binerdik mahallenin asfaltında. Aşırı gürültü çıkarır, akşama kadar kaya kaya mahallelinin kafasını şişirdik. Çok severdim bilyelileri, herhalde kaymaya ve kaykaya olan tutkumun alt yapısında onlar vardı…

Gençlik yıllarında punk rock’la da ilgiliymişsiniz. Hatta çizerlerden oluşan ve Türkçe punk müzik yaptığınız bir grubunuz da varmış. Kaykay da yaptığınızı düşünürsek, 80’li yıllarda Kaliforniya’dan çıkan skate punk akımından etkilendiğinizi söyleyebilir miyiz?

Punk müzik beğenisi kaykaydan çok daha sonra. Aslında ilk kaykaya bindiğim sıralar Run-DMC gibi rap grupları dinleyip break dans yapardık, ardından Metallica ile tanışıp metalcilik dönemi, sonrasında heavy metal’den punk müziğe geçtim. Skate punk gruplarından ilk dinlediklerim: D.R.I, The Offspring, NOFX’ti. Punk ruhuyla kaykay birbirine yakın enerjiler; gençlik enerjisinin dışavurumu bir spor ve müzik birlikteliği... İsyankar, hareketli, maceralı, eğlenceli, neşeli ve içinde mizah barındıran bir tarz. İlk punk grubumuzun adı “Testis”ti; Memo Tembelçizer, abim Cengiz Üstün ve birkaç karikatürist arkadaşla beraber kurmuştuk. Türkçe sözlü, alaycı şarkılarımız vardı. Bu şarkılardan en bilineni hatta Türkçe punk’ın marşı diyebileceğimiz  "Dinozor t*****ı" oldu. Çizerken hala punk müzik dinlerim. Dergiden vakit kaldığı zamanlar ara sıra stüdyoya girip müzik yapmaya devam ediyoruz kendi aramızda.

O yıllarda bir kaykay grubunuz mu vardı? Yoksa tek takılan bir kaykaycı mıydınız?

Ben Gaziosmanpaşa semtinde büyüdüm. Oralarda böyle heavy metal, kaykay gibi batı kökenli eğilimlere pek sık rastlanmadığı için fazla göze batardım, o yüzden kaymaya Taksim Meydanı’na giderdim. Orada kayan başka çocuklar vardı, süper hareketler yaparlardı. Bir dönem onlarla takıldım ama genelde yalnız kayardım. Bir BMX bisikletim vardı, kaykayı önüne atar, okul bahçelerine ve parklara giderdim kaymak için.

Kaykayınızla artistik hareketler yapabiliyor muydunuz? Hiç düşüp bir yerinizi sakatladınız mı?

Kaykayla bir müddet sadece düz kaymanın zevki için takıldıktan sonra sıra hareketler yapmaya geliyor, bu hareketleri çok iyi yapanları izleyip egzersizlere başlıyorsunuz. Çok zor hareketleri yapabilmek için çok fazla tekrarda bulunmak gerekiyor. Bu iş de her yeteneğin geliştirilmesinde olduğu gibi yılmadan tekrar yapmaya bakıyor. Ortalama ve kolay hareketlerin çoğunu yaptım ama çok ince ayar gerektiren hareketleri pek beceremedim. Çok fazla düşme veya yaralanma yaşamadım ama kol, bacak kırmalı yaralanmalara şahit oldum. Uzun bayırlardan aşağı kayarken aşırı süratlenip düştüğüm çok oldu ama kaykayda ilk öğrenmeniz gereken şey düşüş oluyor. İyi bir düşücü olduğunuzda usturuplu yuvarlanarak yara almadan kalkmayı öğreniyorsunuz.

Genelde nerelerde kaykay yapardınız? Türkiye’de o yıllarda kaykay kitlesi nasıldı? Skatepark’lar o yıllarda çok yaygın değildi sanırım değil mi?

Yaygınlıktan ziyade hiç yoktu! O yüzden kaykaycılar; okul bahçelerinde, düzgün asfaltlarda, Taksim Gezi Parkı’nda, Gülhane Parkı’nda toplanırdı ama nerede kayarsak kayalım istenmeyen bir gruptuk. Gezi Parkı’nın mermer merdivenlerini aşındırıyoruz diye her gün kovalanırdık ama yine dönüp dolaşıp oralarda kayardık. Bizim öküz ölüsü gibi ağır kaykaylarımıza karşın bazı çocukların hafif ve çok kaliteli kaykayları vardı, o kaykaylardaki teknolojiye özenirdik. Kaykay pahalı bir spordu yani, internet mağazalarında hala çok uçuk fiyatlı kaykaylar görüyorum…

Türkiye’de böyle şeylere pek sıcak bakılmaması sizi de zorlamış gibi…

Ben memlekette bir şeye sıcak bakıldığını görmedim zaten. Kaykayı elinizden çalmaya çalışanlar, kıllanarak kaykayı evirip çevirip UFO görmüş gibi “Bunu sen mi yaptın?” diye soran polisler,  “Kaymayın burada!” diye kovalayanlar… Bir tür “it – kopuk” muamelesi görmek fenaydı. O zamanlar kaykaya binmek bir tür “boyalı kuş" olmak gibiydi. Kaykayın bir Orta Doğu sporu olmadığını bize hissettirirlerdi sağ olsunlar, güzel abilerimiz.

Beğenerek takip ettiğiniz yabancı kaykaycılar var mıydı?

Kaykay kültürüne dair dokümanlara ulaşabilmemiz de çok sonraları oldu. Taksim Gümüşsuyu'nda yabancı dergiler satan bir kitapçı vardı. Orada kaykay üzerine dergiler bulmuştum. Şahane kaykaycı fotoğrafları vardı: Danny Way ve Tony Hawk'ı o dergilerden tanıdım. Hawk'ı hala Instagram'dan takip ediyorum. Feyiz veren, güzel bir abimiz.

Bir de imam hatipte okuma durumu var tabii. Bu tercihi yapmanızda neler etkili oldu? Punk müzik dinleyen, kaykay yapan ve aynı zamanda imam hatip lisesinde okuyan bir genç. Bu tezatlıklar hayatınızı zorlaştırmıyor muydu?

Bizim kuşağın babaları 12 Eylül öncesini ve darbeyi görmüş, gençlerin sokaklarda ve okullarda birbirlerini öldürdüklerine şahit olmuş, sindirilmiş, korkutulmuş, aynı şeylerin kendi çocuklarının başlarına da gelmesinden korkan, endişeli ebeveynlerdi. Biraz yaramaz bir çocuk olduğumdan dolayı, herhalde biraz uslanırım diye, babamın kararıyla imam hatip lisesine yazdırıldım. Birbirine zıt durumların içinde kültürel bir zehirlenme yaşadım tabii; kaykay var, punk müzik dinliyorsun, karikatür çiziyorsun, bir yandan da sayfalarca dua ezberliyorsun ve bu kültürel tezatları kişiliğinde bir araya getirmekte zorlanıyorsun. Mizah tam da burada devreye giriyor aslında. Mizahi yaklaşım: Birbirlerine hiç uymayan, tezat durumları yan yana getirmek ve bu uyumsuzluğun komik yanlarına takılmakla ilgili. Zıtlıkların acı vericiliğindense komikliğine takılıyorsun. Bu da bir tür ruhsal sağaltıma, terapiye dönüşüyor.

Kaykaya geri dönelim… Hala kaykay yapıyor musunuz?

Evet, genelde kaykayımı alıp Beşiktaş Barbaros Bulvarı’na gidiyorum. Orada kayan gençlerle ben de takılıyorum. 41 yaşındayım, takip ettiğim kadarıyla yurt dışında kaykaycılar 45-50’li yaşlarda hala kaykaya biniyorlar ama bizde "Kocaman adam olmuş hala oyuncakla oynuyor" yorumlarına hazır olmalısınız. Hatta "Eee, buna bineceğine bir Fiat Doblo al da ticarete atıl artık" diyen akrabam var (gülüyor). Kaykay beni özgürleştiriyor, yetişkin ruhsuzluğuna karşı koruyor. Hem kaykay hem yaptığım meslek (karikatür, çizgi roman) yaratıcılığın bir nevi mazotu olan çocuksu bakış açısını korumamı sağlıyor. Kaykaya binmeyi komik ve neşeli buluyorum.

Kaykay yaparken sizi tanıyanlar oluyor mu? Sizi gördüklerine şaşırıyorlar mı?

Tanınmamak için kafama kar maskesi geçiriyorum ama yine de şapkadan tanıyanlar oluyor. Yok, şaka tabii ama zaten çizerliğin tam ayarında bir meşhurluğu var. Meydanlık alanlarda özgürce kayıp kafama göre yuvarlanabiliyorum.

Kaykayınızı ulaşım amaçlı da kullandığınız oluyor mu?

Gaziosmanpaşa’dan Eyüp'e inen çok uzun bir bayır vardı. Kaya kaya oradan aşağı inerdim ve bayır sonundan otobüse binip dergiye giderdim 17 yaşlarında. Bazen de ayağımda kaykayla araçlara takılırdım ama çok tehlikeli, kimseye tavsiye etmem. Yine de zevkli!

Seyahatlerinizde kaykayınızı da yanınıza alıyor musunuz?

Kaykayla dolaşmayı, güzel kaymalık bir alan görünce elimin altında bulunmasını seviyorum. Sırt çantama yerleştirince pek yük yapmıyor ama memlekette kayacak düzgün zemin o kadar da yaygın değil. Araba amortisörlerini bile zorlayan çukurlu pütürlü asfalt yollarla kaykayın o minik tekerlekleri baş edebilecek  gibi değil. 

Kaykayla ilgili aklınıza gelen ilginç bir anınız var mı? Anlatabilir misiniz?

Ayağımın altından caddeye fırlayan kaykayla zincirleme bir trafik kazasına sebep olmuştum. Kaykayımı orada bırakıp kaçmak zorunda kalmak üzücüydü.

Kaykay dışında ilgilendiğiniz bir spor var mı? Ya da “Denemek isterdim” dediğiniz?

Kaykay kadar eğlenceli olmasalar da futbol, basketbol, masa tenisi gibi sporlara takılmışlığım var. Bir tek boks eğlenceliydi ama. Bu yüzden çocukluğumda bir ara boksa merak sarmıştım. Televizyonda boks müsabakaları çıkınca evde "Ben de boksör olacağım!" diye yerlere atardım kendimi, annem de "Biz seni böyle dayak yerken mi seyredeceğiz" derdi. "Gerekirse evet, boksör olmama engel olamayacaksınız!" diye taklalar atardım. Boks eldiveni, kum torbası alıp bahçede çalışırdım. Boksör olamadım ama hala ilgileniyorum. Doyasıya dayak yemek için hala çok geç kalmış sayılmam!

Mizah dergilerinde doğan Kötü Kedi Şerafettin üzerinde yıllarca çalışılan bir animasyon filmi ile beyaz perdeye de uzandı. Filme olan ilgiyi nasıl buldunuz, emeklerinizin karşılığını alabildiniz mi?

2016 yılının Mart ayında Kötü Kedi Şerafettin 20 yaşına bastı, Cihangir Parkı’nda doğum gününü kutladık. “Şero” filmi ile uzun süredir uğraşıyoruz, standartları bir hayli zorladık, titizlendik, özen gösterdik ve dünyada yapılan en iyi animasyon örneklerinin kalitesini yakaladığımızı da izleyicilerden duyduk. Şerafettin'i yıllardır dergilerden okuyup tanıyanları memnun etmek, sayfalardaki Şero'yu aktarmak önceliğimizdi. Aldığımız geri dönüşlerden Şero'yu tanıyanı da, onunla ilk defa karşılaşanı da memnun eden bir filmle sonuçlanmasından dolayı gururluyuz. Yetişkinler için animasyon denen tür pek bilinen bir şey değil sinema izleyicimiz için, umarım Şerafettin yerli bir animasyon geleneği başlatır. Emeğimizin karşılığı konusunda, manevi olarak böyle sağlam bir yapıtta imzası bulunan herkes gurur duydu ve sanatsal bir doyuma ulaştı. Maddi kısmına gelirsek, ben şahsen  puroya başlayacak kadar değil ama bahçedeki garaja en janjanlı markalardan oluşan bir kaykay filosu dolduracak kadar karşılığını aldım diyebilirim. 

Son olarak eklemek istedikleriniz?

Ben hayatımda takmadım ama yine de kask, dizlik, dirseklik takmayı ihmal etmeyin. İyi günler dilerim...