Mobilemenu
Profile

Burası Sparta Burada Şaka Yok!

Dünyanın en zor ultra maratonunun hangisi olduğu sorulduğunda koşucular birçok farklı isim söyler: Kimi Marathon des Sables, kimi Jungle Ultra, kimi Badwater Ultra Maratonu diyebilir. Ama siz “Yanılıyorsunuz, doğru yanıt Spartathlon olacaktı!” derseniz tek bir şey yaparlar. Bir adım geri çekilirler ve boyunlarını eğerler, çünkü bu yarış gelmiş geçmiş tüm koşuların en zorlusudur.

Maraton efsanesini bilirsiniz. Ayrıca Yunan askeri Pheidippides’i de duymuşsunuzdur. Çoğunuzun kulağına bu askerin 40 kilometrelik koşusundan sonra “Nike!”, yani “Zafer!” diye bağırdığı, sonra da hayatını kaybettiği çalınmıştır. Anlatılanlara göre Yunan ordusu, kendisinden kat kat güçlü Pers ordusuyla savaşmak zorunda kalmış, askeri dehaları sayesinde düşmanlarını yenmişlerdir. Pheidippides’e de Marathon Ovası’ndaki bu savaşın sonucunu Atina’daki ahaliye bildirme görevi verilmiştir. Gariban da koşmuş, haykırmış ve ölmüştür.

Aslında işler bundan çok daha farklı. En azından “Tarihin Babası” Heredot öyle olduğunu söylüyor. Heredot’un yazdıklarına göre Pheidippides, koşmaya Marathon Ovası’ndan değil, Atina’dan başlar. Zafer çığlığı atmakla değil, yardım istemekle görevlidir; mesafe 40 değil, 250 kilometredir. Efsaneye göre bir sabah yola çıkar, bir sonraki günün akşamı Sparta’ya varır. I. Darius komutasındaki Pers ordusunun gözünün nasıl kana bulanmış olduğunu anlatıp, Yunan ordusunun yardıma muhtaç olduğunu söyler. “Geliriz ama” derler Spartalılar, “Dini bir bayramımız var, dokuz gün boyunca bir yere kıpırdayamayız!” Yunan koşucu aynı yolu geri koşar ve durumu komutanlarına bildirir. Bu olumsuz yanıtla gemileri yakmak zorunda olduklarını bilen Yunanlar da saldırıyı başlatır ve zaferi kazanırlar.

Bu hikaye bir Hollywood filminde beyazperdeye gelseydi kuşkusuz “Yahu bir insan 36 saatte 250 kilometreyi nasıl koşabilir?” der ve bu saçmalığa gülerdik. Pheidippides gibi bir asker (Büyük Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri komutanlarından) ve koşucu olan John Foden, 1982 yılında bu duruma büyük bir merak beslemiş ve durumun gerçekliğini sorgulamış. Yanına iki arkadaşını daha alıp Marathon Savaşı’nın yaşandığı tarih olan M.Ö. 490 yılındaki yolları esas alarak bir rota üzerinde koşmuş. Atina’dan koşmaya başlayan üçlü 40 saatin altında bir sürede Sparta’ya varınca “Madem biz koştuk, herkes koşsun ama bir zahmet bu parkuru 36 saatin altında bir sürede bitirsinler” diyerek Spartathlon yarışını organize etmeye karar vermişler.

Spartathlon’un zorluğu da zaten burada. Bir kerede 246 kilometre koşmak zaten başlı başına bir olay ama bunu bir de belirli bir zaman limitinde yapabilmek işi alabildiğine zorlaştırıyor. Asfaltın ve eylüldeki hava sıcaklığının sporcuları ne kadar zorlayabileceğini tahmin etmek güç değil. Buna bir de, parkurun zaman zaman deniz seviyesinden 1100 metre yükseğe eriştiğini düşünün. Bu da mı gol değil? O zaman bir de 36 saatlik Demokles Kılıcını hatırlatalım. İşte Spartathlon’u benzersiz kılan da tam olarak bu. Süre kısıtlamasının olmadığı ya da bir haftaya yayılan uzun mesafe koşularında, sporcular dinlenmek ve yenilenmek için fırsatlar buluyor. Kimi kilometrelerde tempoyu düşürüp bedenlerinin “fabrika ayarlarına” dönmesine olanak veriyorlar ama Spartathlon’da koşucular zamanla yarıştıkları için böyle bir durum söz konusu değil.

Spartathlon’a katılmak da burada yarışmak kadar zor. Katılmak isteyenlerin daha öncesinde zorlu deneyimleri başarıyla tamamlamış olmaları şart. Örneğin koşuculardan bir 24 saat koşusunda en az 180 kilometre koşmuş olmaları talep ediliyor. Bu yoksa “Hiç 48 saat koşusunda 280 kilometre koşabildin mi bakalım?” diye soruluyor. 200 kilometrelik bir yarışı 37 saatte bitirmek, 100 kilometre koşusunu 10,5 saatte tamamlayabilmek, Olypian veya Efhidas yarışlarını da belli zaman limitleri içinde sonlandırabilmek de aranan şartlardan. Eğer bir Spartathlon koşusuna daha önce katılmış ve 36 saatte bitirmişseniz, en azından 172'nci kilometredeki kontrol noktasından 24,5 saatte geçtiyseniz, yeniden yarışa katılabiliyorsunuz. Tüm bu zorlamalara karşı dünyanın her yerinden sporcular bir nevi ‘’Hac Koşusu’’ gibi gördükleri Spartathlon’a katılmak için başvuru yapıyorlar. Son yıllarda koşuya ortalama 300 kişi kabul ediliyor. Bunların yaklaşık yüzde 30’u Sparta’daki bitiş noktasındaki Kral Leonidas heykelinin ayaklarını öpme fırsatı bulabiliyor.

Hatırlarsanız, her şey bir insanın 36 saatte bu mesafeyi koşup koşamayacağını test etmekle başlamıştı. 1983’te, yani daha ilk yarışta 20 saat 29 dakikada koşuyu bitiren Yunan atlet Yiannis Kouros, bir sonraki sene hala kırılamamış rekora imza attı: 20 saat 25 dakika! Onun dışında 22 saatin altında bu koşuyu tamamlayabilen erkek ya da kadın yok. Ama insanoğlu 30 saatin altında bir sürede (çoğunlukla 23-24 saatte) 246 kilometre koşabildiğini Spartathlon sayesinde ispatlamış halde. Bu bir Hollywood filmi olsaydı kimse inanmazdı ama hem Heredot, hem de gerçekler böyle söylüyor!