Mobilemenu
Profile

Cengiz Koçak: Dersimiz Hayatta Kalmak!

Küçük yaşlardan beri paraşütçü olmak istemişsin ancak daha sonra askeri okula kaydolmuşsun. Bunun sebebi neydi?

Mark Twain’in: “İnsanın hayatında iki önemli an vardır: Biri doğduğu, diğeri de ne için doğduğunu anladığı an” diye bir sözü vardır. Paraşütçüleri havada ilk kez gördüğümde gerçek olduklarına inanamamıştım, oyuncak olduklarını düşündüm. İnip yürümeye başladıklarında paraşütçü olduklarını öğrendim ve Twain’in sözündeki anlardan ikincisi bana 7 yaşında çarptı. İsviçreli psikiyatr Carl Jung “Bir çocuk yetişkin halinde nasıl biri olacağına 7 yaşında ulaşır” der. Paraşütle yolumun 7 yaşında kesişmesi de ciddi bir dönüm noktasıdır. O gün orada hayatımın kalan kısmını nasıl geçireceğimi gördüm.

Paraşütçü olmaya karar verdikten bir gün sonra ilk atlayışımı evin balkonundan çarşafla yaptım ve hastaneye yatırıldım! Daha sonra nasıl paraşütçü olabileceğimi araştırırken karşıma askeri okul şansı çıktı. Askeri okula gidersem orduda atlayış yapabileceğimi düşündüm. Sınava girdim ve kazandım ancak babam ilk etapta askeri okula gitmeme izin vermedi. Israr ettim, ağladım ve sonunda beni okula götürdü. Ondan sonra da askerliğe sadece paraşütçü olmak için devam ettim.

Orduya girdikten sonra paraşüte nasıl kavuştun?

Piyade okulundayken bizden Türk Hava Kurumu’nun açtığı kursa öğrenci gönderiyorlardı. Paraşütçülüğü orada öğrendim. Daha sonra komando kurasına girmek istedim. 36 kişi bekliyordu ve bir tane Kayseri Hava İndirme Tugayı vardı. Elimi torbaya attım ve adamların önüne kağıdı “Bu çektiğim Kayseri” diyerek koydum. Gerçekten de Kayseri çıktı, oradakiler şok oldu ama ben inanıyordum.

Terörün en yoğun olduğu zamanlarda Güneydoğu’ya gittim, Irak’ın kuzeyi dahil bütün dağları dolaştım, yaklaşık 50-55 kez çatışmaya da girmişimdir. 3 yılın sonunda Kayseri’deki Hava İndirme Tugayı merkezine çekildim. Orada da askeri serbest paraşütçü, atlatıcı öğretmen ve yer ekip komutanı oldum. O süreçte 5-6 yıl boyunca paraşütle atladım, paraşütçü yetiştirdim, elimdeki bütün imkanları kullanarak görevlerimi en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Bu dönemde Silahlı Kuvvetler Takımı’na çağrıldım. Takımdayken katıldığım yarışmalarda aldığım dereceler sayesinde Milli Takım’a çağrıldım. 14 yıl boyunca iki takımda da değişimli olarak yarıştım, ulusal ve uluslararası yarışmalarda çeşitli madalyalar kazandım. 25 bin feet’ten oksijensiz atlayarak hala bende olan Türkiye rekorunu kırdım. Ayrıca Suriye’de yapılan uluslararası bir yarışmada başarılı bir derece aldığım ve yıllardır girdiğim yarışmalarda elde ettiğim sonuçlardan dolayı Genelkurmay Başkanlığı tarafından 2008 yılının sporcusu seçildim. Bunların yanında ABD’de 1.5 sene kaldım ve askeri akademi bitirdim. İngiltere’de Kraliyet Akademisi’ni bitirdim. Afganistan, Bosna, Pakistan gibi ülkelerde görev yaptım. 2012 yılında 20 yılı doldurunca BASE jumper olmak istediğim için “Ben gidiyorum” dedim.

Orduda 60 yaşına kadar devam edebilirdim ancak son 3 üç yıldır NATO karargahında çalışıyordum. Ondan önceki dönem çok güzeldi: Hava İndirme Tugayı, dağlar, gökyüzü, uçak, kış aylarında kayak… Haliyle çok mutluydum sanki macera turizmi gibi bir şeyin içindeydim ancak NATO karargahı gibi kapalı bir yerde yaşamak asla bana göre değil. Bu şekilde hayatımın elimden gittiğini düşünerek ordudan ayrıldım.

Ayrılırken en büyük hedefin BASE jump’a başlamak mıydı?

Tabii ki BASE jump sporu benim idealimde olan bir şeydi ancak asıl maksat: “Üniformanın dışına çıktığımda, hayattaki her şeyi kendi tercihlerim doğrultusunda gerçekleştirebildiğim bir dünyaya ulaştığım zaman ben kim olacağım?” sorusuna cevap bulmaktı aslında.  Nasıl biri olacağım, neye evrileceğim,  kendimi her gün nasıl yenileyeceğim, ertesi sabah nasıl daha ileri bir Cengiz olarak uyanabileceğim… Bunun arayışındaydım ve hala bunun arayışındayım aslında. BASE jump sporu benim bu soruların cevabına ulaştığım ve çok saygı duyduğum bir spor.

BASE atlayışları için nerede eğitim almaya başladın?

Aslında BASE jump’ın herhangi bir kurumu, federasyonu veya okulu yok. Hatta bu birkaç ülkede kanunla yasaklı bir spor. Normalde BASE jump’ı ideal öğrenme yöntemi: Bu işi bilen ve seni eğitebilecek seviyede olan bir arkadaşına “Bana BASE jump öğretebilir misin?” diye sormaktır. O sana bakar ve eğer senin BASE jump’a uygun olduğunu biliyorsa kabul eder. Ben de arkadaşım olan Beslan Babaoğlu ile konuşmuştum ve bana BASE jump’ı o öğretti.

Şimdilerde sen “Bize BASE jump öğretir misin?” diye soranların hangi özelliklerine bakıyorsun?

Hiçbir şeye bakmıyorum, öğretmiyorum!

Neden?

BASE jump tehlikeli bir spor ve ben kimsenin sorumluluğunu almak istemiyorum. Şu anda BASE jump öğretebileceğim çok iyi tanıdığım ve güvendiğim aynı zamanda sorumluluğunu da alabileceğim yalnızca bir kişi var. Kendisi disipliniyle bu sporu yücelterek yaşayabilecek biri. Onun dışında eğitim vermek gibi bir planım yok.

Ayrıca sayılı sporcunun davet edildiği BASE jump organizasyonlarında da yer almışsın. Hangi yarışmalarda, nasıl sonuçlar elde ettin?

ProBASE World Cup’ın Avusturya, Türkiye ve Slovakya’daki yarışmalarına katıldım. Geçen sene Kolombiya’da düzenlenen ve dünyadan yalnızca 10 BASE jumper’ın davet edildiği organizasyonda dünya üçüncüsü oldum. Davet edildiğim, katıldığım, ekonomik sebeplerle katılamadığım yarışmalar da oldu. Geçen aya kadar emekli değildim o yüzden 4 sene boyunca fonda sürekli bir Orhan Gencebay çalıyordu! Zor dönemlerdi ama bir şekilde geçti…

Sizin de organizatörleri arasında bulunduğunuz ve yabancı BASE jumper’ları Türkiye’de buluşturan Butterfly Base Cup nasıl geçti?

Organizasyon için asıl emek veren kişi aynı zamanda Türkiye’nin ilk BASE jumper’ı olan Erdal Akkuş’tur. Kendisi Kelebekler Vadisi’nde böyle bir organizasyon düşünüyordu. Ortak arkadaşımız Ali Es ile birlikte üçümüz bu fikri hayata geçirdik.

Nisan ayı sonunda bir Dünya Kupası düzenlemeyi düşündük fakat yeterli destek bulamadık. Tabii ki sponsorlarımız vardı, Kaymakamlık da gerekli izinleri vermişti fakat dünyadan 50 kişiyi getirebilmek için yeterli desteği bulamadık. Biz de insanlara sonrası için fikir vermek adına formatı Dünya Kupası Test Yarışı olarak değiştirip, organizasyonu az sayıda sporcunun katılımıyla gerçekleştirdik.

Peki, test yarışması nasıl geçti? Beklediğiniz ilgiyi bulabildiniz mi?

Çok iyi geçti! Zaten biz böyle olacağını biliyorduk, sadece göstermemiz gerekiyordu. Şu an orada “Fethi Bey” isminde dünyanın en orijinal, en güzel manzaralı, en kolay ulaşılır exit noktası var. Önümüzdeki Ekim ayının sonunda Butterfly BASE Cup adında bir dünya kupası düzenleyip onu her yıl geliştirerek, markalaştırmak gibi bir planımız var. Bunun yanında bir de dünya rekoru projemiz olacak. Onunla ilgili detaylar netleştiğinde daha çok bilgi verebileceğim.

İnsanların ilgisi ise beklediğimizin çok üstündeydi. Kelebekler Vadisi o sezon asla orada olamayacak kalabalığa ulaştı. Televizyonlar, dergi ve gazeteler yoğun ilgi gösterdi. Halkın ilgisi de bir hayli yoğundu.

Ben orayı gördüğüm an “Bunu yapmak zorundayız” demiştim. Dünyanın birçok yerini gördüm, birçok güzel yerden de atladım ama burası bambaşka. Manzarası, havası ve rüzgar şiddeti çok güzel. Oradaki denizin rengi dünyanın birçok yerinde yok.

Burası dışında favori atlayış yerlerin hangileri?

Aslında bir atladığım yerden bir daha atlamayı sevmiyorum. Normalde her objeden bir atlayış yapmak ve oraya dokunup devam etmek istiyorum. Sürekli olarak aynı yerden atlamak bana takılıp kalmak gibi geliyor. Her objenin sana vereceği dersler var, aynı objeden atlayınca aynı dersi alıyorsun.

O zaman “Atladım ve çok güzeldi” dediğin yerleri soralım…

Atladığım çok güzel yerler var. Kemaliye’deki Karanlık Kanyon dünyanın en güzel objelerinden biridir. Kelebekler Vadisi’ni zaten söyledim. Kolombiya’da atladığım kaya Piedra Del Peñol çok güzeldi. Slovenya’da gizlice atladığım Avrupa’nın en yüksek bacası var.

Geçen sene daha önce dünyada kimsenin inmediği söylenen Cehennem Çukuru’na atladım. 1.5 metrelik doğru bir iniş alanı var ancak o alan çukurun içindeki mağaranın içinde. Atladıktan sonra paraşütü açıp, mağaranın içine girmen ve inmen lazım. Dağcı arkadaşlarım Nedim Urcan ve Serdar Televi aşağı inip bana fotoğraflar gönderdiler. Fotoğraflarda gördüğüm her şey bana “Atlama” diyordu ancak aralıksız 9 saat konsantre oldum ve sonrasında atlayışı gerçekleştirdim. Cehennem Çukuru ya da Bulgaristan'daki Prohodna Mağarası gibi yerler özel olarak gidip bir daha atlamak isteyeceğim yerler değil. O atlayışlar bir kere yapılır, diğeri şansını zorlamak olur.

“Devamlı olarak atlayış yapmak isteyeceğiniz bir yer var mı?” diye sorarsanız: Atlayış tekniğimi geliştirmeye müsaade edecek köprüler var. Mesela Fransa’daki 280 metrelik Millau Köprüsü. Gidip 100 atlayış yapabilirsin orada çünkü köprü çok yüksek olduğu için çalışman için sana zaman tanıyor.  Orası “workshop” gibi bir yer aslında. Oraya gittiğimde belki 1 ay kalıp, aralıksız atlayış yapacağım…

Daha önce illegal atlayışlar nedeniyle başınıza bir şey geldi mi?

Bulgaristan’da tutuklandım. Slovenya’daki fabrikada güvenlik tarafından yakalandım ama onlara acemi bir paraşütçü olduğumu ve uçaktan atladığımı söyledim. O şekilde kurtardım durumu.

Bir keresinde de Haydarpaşa Camii’nden atladım. Ağaca asılı kaldım ve cemaate yakalandım.

 İspanya’da barların olduğu bir bölgede atlamıştım bir gece. Sokaktaki insanlar paraşüt açılınca epey eğlendi ve polisler protestolardan dolayı beni ilk etapta götüremedi. Bina yöneticisine herhangi bir tahribat verip vermediğimi sordular. Ancak hiçbir şeye zarar vermemiştik. Zaten BASE jump’ın temel kuralıdır: Ayak izinden başka bir şey bırakma, fotoğraftan başka bir şey götürme. Bütün sistem zarar vermemek üzerine kuruludur. Doğayı kirletemezsin, bir binaya veya kişiye zarar veremezsin. Bunları yapıyorsan zaten senin o spor içinde yerin yok aslında.

Bu tarz yerlerden atlamaya nasıl karar veriyorsun?

40 metrenin üzerindeki neredeyse her şeyden atlarım. Bir lazer metrem var, 40 metre civarında bir şey gördüğüm zaman onu çıkarır ölçerim. İniş alanı veya tel var mı, oraya çıkarken güvenlik vesaire gibi sorunlar yaşar mıyım, rüzgar uygun mu? Bu gibi soruların cevabını alırsam çıkıp atlıyorum.

Genellikle adı tatsız olaylarla anılan Hakkari Şemdinli’de de bir atlayışın var. Oradaki atlayışında neler yaşadın? Halktan nasıl tepkiler aldın?

Şemdinli yamaç paraşütü için dünyanın en güzel yerlerinden biri olabilir. BASE jump için de çok ideal olmasa da birkaç noktası var. Orada paraşütçüler için düzenlenen bir festivale katıldım. Ben 1992-93 senelerinde orada komando astsubay olarak görev yapmıştım, o günleri bir daha yaşadım.

Halk güzel, festivali çok sevdi ve çok eğlendiler. Hatta biz orada uçtuktan sonra Şemdinli’de yamaç paraşütüne başlayan insanlar bile oldu.

Atlayışlar sırasına başına gelen tehlikeli bir durum oldu mu?

Birkaç tane oldu. Bir keresinde ciddi bir boğulma tehlikesi atlattım. Nehre inmiştim ve akıntı çok yüksekti. Paraşüt ipi dipte bir yere takıldı ve bana dolandı. Su bulanık olmasına rağmen göz kararı ipi takip ederek takıldığı kayayı buldum. İpi çıkartıp yüzeye çıktım ancak paraşüt kafama kapanmıştı ve yine nefes alamadım. Tekrar dalıp çıktım ancak kurtarmaya gelen bot bana çarptı ve yine dibe gittim. 2 dakika içinde 4-5 kere ölüyorum zannettim. İçimden sürekli “Ölüyorum, lanet olsun. Suda ölmek istemiyorum” dedim çünkü ben suyu sevmem!

BASE jump yapmak istediklerini söyleyenlere izlettiğin ve çoğu kişiyi bu yola girmekten vazgeçiren iki video varmış. Bu videolar neyle ilgili?

Bu spora başlamak istediklerini söyleyenlere sorduğunuz “Ölmeye hazır mısın?” sorusuna birçok kişi “Hazırım” diye cevap veriyor. Onlara BASE jump kazalarının bulunduğu iki video gönderiyorum ve çoğu vazgeçiyor.

Bana BASE jump öğretmesini istediğim Beslan da bana bu soruyu sormuştu ve ilk soruşunda “Hayır, değilim” dedim. Yaklaşık bir sene sonra “Artık ölmeye hazırım” dedim ve çıkıp yaptık.

Ölmeye hazır olduğuna nasıl karar verdin?

Ben hedefsiz yaşayabilen biri değilim. 18 sene önce bir şeyi kafaya koyduğumda onu sürekli hatırlayıp çalışmaya devam etmek için saatimi 6 saat 50 dakika geri almıştım. 18 senedir saatim 6 saat 50 dakika geriden gelir. İnsanın asli görevi bence kendini iyi hissedeceği şeyler yapmasıdır. BASE jump’ın aradığım güçte hatta dünyanın en güçlü sporu olduğunu gördüm. Bu sporun beni her atlayışımda, hayatımla onunla yaşadığım sürece beni her gün geliştireceğini ve değiştireceğini düşündüm. Zaten o istediğim “şey” olamayacaksam, o kişi olamadığım hayatı zaten istemiyorum. Bu konuda çok netim: Ya böyle bir yaşam süreceğim ya da zaten yaşamayayım çünkü o tür bir yaşam bana parazit olmakmış gibi geliyor. İnsanları yargılamıyorum ama ben kendimi böyle algılıyorum. Çok saygı duyduğum biri olan Carl Sagan’ın bir sözü var: “Muhteşem bir şey bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyor.”  Bence insanın keşfedilmeyi bekleyen “muhteşem şeyi” de yaptığı inanılmaz şeylerin sonunda ulaşacağı kendisi.

Dünyada beğenerek izlediğin sporcular hangileri?

Uli Emanuele çok iyi bir “wingsuit flyer” ve kayanın içinden geçtiği atlayış bence dünyada yapılmış en teknik atlayış. Jeb Corliss’i yaptığı şeyin arkasına düşüncesini koyduğu ve pazarlamasını çok iyi yaptığı için takdir ediyorum. Scotty Bob’ı da öyle. Ayrıca Johnny Utah çok iyi bir BASE jumper’dır.

Ailen bu tutkun için ne söylüyor? Senin için endişeleniyorlar mı?

Onlar artık benim için endişelenmekten geçtiler çünkü evden 14 yaşında çıktım ve askeri okula girdim. Ondan sonra Güneydoğu’ya gittim. Orada telefon olmadığı için benden bazen 2 ay haber alamıyorlardı, düşünün ölüp ölmediğimi bile bilmiyorlardı yani. Daha sonra zaten yıllarca Hava İndirme Tugayı’nda atlayışlar yaptım o yüzden alıştılar artık. Ancak annem geçenlerde çok komik bir şey söyledi. Ölüdeniz’de iple bir paraşütten diğerine geçmiştim annem o atlayış için “Oğlum o kadar kişi uçuyorsunuz da atlayan niye sensin? Başkası atlasa ya... ” demişti!

Peki, kızlarınız?

Doğduklarından beri atlayış yaptığım için onlar için çok normal. Hatta büyük kızımın tandem skydiving atlayışı var. Yere indiğinde nasıl gittiğini sordum, normal bir şekilde “Çok güzeldi” dedi o kadar…

Daha önce wingsuit BASE jump denedin mi?

Wingsuit’le uçaklardan atlıyorum ama wingsuit BASE jump denemedim. Skydiving buz pateni ise BASE jump buz hokeyi diyebiliriz. Yani iyi bir buz patenci olmadan buz hokeyi oynayamazsınız yoksa sizi döverler! Wingsuit BASE jump iyi bir BASE jumper olmadan başladığın zaman ilerleyebileceğin bir alan değil.

BASE jump’ta geçirmen gereken süreyi doğru bir şekilde tamamlamışsan, yeterince atlayış yapmışsan wingsuit BASE jump’a geçtiğin zaman “proximity” (yüzeye yakın uçuş) gibi zorlu şeyler deneyebilirsin. Ben böyle şeyler yapmak istediğim için şu an wingsuit BASE jump’ı bekletiyorum. Artık BASE jump’taki süremi tamamladım ancak ona geçmek için bir wingsuit almam ve bir atlayış alanında onunla ciddi bir kampa girip çalışmam gerekiyor.  Bunları da tamamladığım zaman, BASE jump ve skydiving tecrübemden dolayı, wingsuit BASE jump’a başladığımda gerçekten “extreme” olacak işler yapabilirim, ki yapacağım...

Proximity deneyeceksin yani?

Denerim değil, proximity yapmayacaksam wingsuit’le atlamam zaten. Çünkü hem uçmayı hiçbir zaman sevmedim, hem de diğer türlü yaptığın şey uçmak ve paraşütü açıp inmek. Proximity yapmazsan güvendesin çünkü zaten objeden uzaklaşmış oluyorsun. Aynı objeden wingsuit’le atlayan birinin yanında sen BASE jump yaparsan aldığın risk ondan fazla olur. Çünkü paraşütün yanlış bir istikamette açılırsa obje hemen arkanda, direk girersin. Dünyada çoğu kişi wingsuit BASE jump yapanların çok tehlikeli bir şey yaptıklarını zannediyor ama “proximity” uçuş yapmıyorsan, wingsuit BASE jump kesinlikle daha güvenli.

Sponsorluk anlamında sıkıntı yaşıyor musun?

4 yıldır sponsor arıyorum ancak küçük şeyler dışında sponsor çıkmadı. Kimse bana “Projen için şu kadar para veriyorum” demedi. Gerçekleştirdiğim projeleri arkadaşlarımla ve kalpten birlikteliklerle yaptım. Bu yüzden atlayışlarımda da üzerimde kendi logom dışında hiçbir şey göremezsiniz.

Geçtiğimiz haftalardan itibaren hayatımda yeni bir sayfa açtım. Evi kapattım ve ana fikri BASE jump olan bir dünya turuna çıkmaya karar verdim. Projenin ismi “Yüksek Şeyler Arıyorum”. Aslında hem düşünce hem de fiziken yüksek şeyler arıyorum. Dünyayı dolaşırken 2-3 ay içinde bu olayın patlayacağını ve bana sponsorların çıkacağını biliyorum. O yüzden artık hiçbir sponsora gitmiyorum. Onlar geldiği zaman şartlarımı koyacağım, kabul ederlerse çalışacağız. Etmezlerse de zaten şu an kendi başıma sponsorsuz olarak yürüyebilirim sorun yok.

Önümüzdeki günler hatta yıllar için en büyük hedefinin bu proje olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, dediğim gibi içini ev yapacağım bir minibüsle birkaç yıl boyunca plansız, programsız bir şekilde dünyayı dolaşıp önüme çıkan her şeyden atlamak istiyorum. Ben insanları, şehirleri, kültürleri BASE jump üzerinden tanıyorum. Bu süre içinde de çok şey öğreneceğim ve bütün bunlar beni daha iyi, daha evrensel bir ben yapacak. Ben ülkelere veya sınırlara inanan biri değilim. Asker ve komando olmama bakmayın, hayata hiçbir zaman öyle bakmadım. Ben sadece görevimi yaptım. Bu topraklar benim dedemin mezarının olduğu topraklar ve onu sonuna kadar savunurum ama “Nerelisin” diye sorarsanız ben Anadoluluyum ve Truva Savaşı’nda Akhilleus’un değil Hector’un tarafındayım…