Mobilemenu
Profile

Cerro Torre’nin Aşırı Acıklı Hikayesi

Açgözlülük, kuşkuculuk, intikam… Patagonya’da, kendi halinde yaşayan bir dağı insani duygularla tanıştırırsanız alacağınız cevaba da hazır olmalısınız.

Everest'in zirvesine ilk kez 1953'te çıkıldı. Ay'a 56 sene önce gidildi. Mars'a şu an 24 kişi, 2025’te oraya gidip bir daha dönmemek üzere yerleşerek bir koloni kurmak için testlerden geçiyor. İçlerinde Tom Hanks, Leonardo di Caprio gibi ünlülerin olduğu isimler dünyayı bu gezegenden izleyecek ilk turistler olmak için depozitolarını yatırdılar bile.

Lafı uzatmaya, örnekleri artırmaya pek gerek yok. Denenmemişi denemek, yeniliğin peşinde koşmak insanoğlunun en temel tatmin duygularından birisi. Kaya tırmanışı da bu tatmini sağlamak için başlanan arayışların sonunda ortaya çıktı galiba. Tırmanılacak bir kaya, uygun ayakkabılar, magnezyum tozu yeterli bu sporu yapmak için. Fakat mesafeler arttıkça, iklim şartları akıl almaz boyutlara ulaştıkça ve bir türlü geçit vermeyen kayaların yarattığı psikolojik baskılar da ortaya çıkınca, işte o zaman bunlardan fazlası gerekiyor. Patagonya'nın efsanevi Cerro Torre'si gibi…

Arjantin ile Şili arasındaki Cerro Torre Dağı'nın, yerel halkın andığı adıyla 'Tanrı'nın Süpürgesi'nin yüksekliği 3.128 metre. Everest’in (8.848 metre) yarısı kadar bile yüksek değil. Peki neden mi bu kadar zor tırmanmak? Soluklanabilecek çok az yeri var. Fırtınasız günlere hasret. Hava durumu bir tırmanış esnasında sayısız kez değişebiliyor.

1959… Everest aşıldıktan sadece birkaç yıl sonra dağcıların yeni hedefi burası oluyor. Dönemin en tanınan dağcılarından İtalyan Cesare Maestri ile Avusturyalı Toni Egger bu parkuru açmaya niyetleniyorlar. İkiliden Maestri, birkaç gün sonra kendini kaybetmiş bir halde kurtarılıyor. Dağcılık tarihinin hala gizemini koruyan en büyük soru işaretlerinden birisi de Maestri'nin bilincinin açılmasından sonra ortaya çıkıyor: İtalyan dağcı zirveye tırmandıklarını fakat dönüşte hava bozduğu için kaybolduklarını söylerken, fotoğraf makinesinin ise Egger’in çantasında kaldığını iddia ediyor.

Egger nerede mi? Cesedinin ancak bazı parçalarına ulaşılabildi, çantası ise hala kayıp. Maestri yıllar boyunca yalan söylediğini iddia eden meslektaşlarına kızıp 11 yıl sonra yeniden tırmanmayı deniyor fakat son derece rahatsız edici bir şekilde. Bir kompresör şirketini sponsor olarak alan İtalyan dağcı ile beraberindeki 4 isim, dağın ortasına helikopter yardımıyla benzinli bir kompresör yerleştirerek kalan mesafeyi bu kompresör delici yardımıyla ekstradan boltlar kullanarak tamamlıyorlar. Fakat daha sonra ekibin zirvenin 50 metre altına kadar ulaştığı anlaşılıyor. Maestri bu kez de o 50 metrelik kısmın dağa ait olmadığını ve her an kırılabilecek bir buzul parçası olduğunu iddia ediyor. Maestri’nin bu tırmanışta kullandığı ekipmanlar sebebiyle, Cerro Torre’nin o tırmanış rotasına artık ‘Kompresör rotası’ deniyor. O günden bu yana dağa tırmanmaya çalışanların %90’ı, bu şaibeli rotayı kullandı. Maestri ise şu an 86 yaşında ve hem 1959’da hem de 1970’de zirveyi gördüğünü iddia ediyor.

2010… Dağcılığın harika çocuğu denilen Avusturyalı David Lama, Cerro Torre’ye serbest çıkış yapacağını söylüyor. Bu tarihi ana Red Bull kayıtsız kalmıyor ve sponsor oluyor. Lama, o zirveye kompresör desteği olmadan da çıkabileceğine otoriteleri ikna ediyor. Ve başarıyor da. Fakat Lama’nın hemen ardından tırmanış gerçekleştiren yerel dağcılar, Lama’nın açtığı iddia edilen rota üzerinde, her ne kadar Red Bull’un film ekibine ait olduğu söylense de sayısı çok fazla olan boltlar ve iplerle karşılaşıyorlar. Tıpkı Maestri gibi Lama’nın tırmanışı da hem şaibeli oluyor hem de tepki çekiyor. Zira bırakılan ekipmanlar dağı adeta bir çöplüğe çeviriyor. 2 yıl sonra, yine tıpkı halefi gibi insanlara cevap vermek için kompresör rotasına giden Lama’yı bir sürpriz bekliyor. Çünkü oraları bıraktığı gibi bulamıyor... Lama’nın ikinci tırmanışı gerçekleştirmeyi planladığı tarihten sadece 4 gün önce, sahne Hayden Kennedy ile Kruk’undu. Bu ikili zirveye mümkün olan en adil yollardan çıkmak istiyorlar. Tırmanırken sadece 5 bolt kullanıyorlar. Dönüşte ise Maestri’nin bıraktığı kompresörle birlikte tüm boltları söküyorlar. 

Fakat Cerro Torre’nin çilesi bitmiyor, bu sefer de Kennedy ile Kruk’un yaptıklarının etik olup olmadığı tartışılmaya başlanıyor. Bir dağcı, “Piramitler kölelerin işgücüyle yapıldı diye yıkmalı mıyız?” diyerek durumu belki de en iyi açıklayan soruyu yöneltiyor. Zira kaya tırmanışı yapan binlerce insan var ve bunların hiçbiri Kennedy ile Kruk kadar iyi olmak zorunda değil. Sökülen boltların, yetenekli olmayan tüm dağcıların bu hazzı yaşamalarına engel olduğu iddia ediliyor. Fakat bir diğer kesim ise Avrupa’dan kalkıp denetimlerin çok da sık yapılmadığı bir üçüncü dünya ülkesindeki dağa gidip keyfine göre doğal ortama zarar veren Maestri’ye en iyi cevabın verildiğini düşünüyor. İkili ise dağcılık etiğinin bunu gerektirdiğini ısrarla savunuyorlar. Ta ki…

Yine 2012… Aradan 6 ay geçmiş, Cerro Torre’ye tırmanmayı başarmış ikiliden Kennedy, beraberinde iki isim, Dempster ve Wharton ile birlikte Ogre Dağı’na yeni bir rota açmak için çıkıyor. Tırmanışın sekizinci gününde, zirveye yarım kilometreden daha az kalmışken çadır kurup dinleniyorlar. Gece Wharton fenalaşıyor. Yüzü tamamen şişen Wharton, boğmaca geçirirmişcesine öksürerek nefes alıyor. Bu arada ağzından kan da geliyor. Ve o gecenin sabahı, aynı yılın başlarında dağcılık etiğinden bahseden Kennedy, Wharton’u orada bırakıp çok az kalan tırmanışlarını tamamlamaları gerektiğini, aksi takdirde bozulan hava şartları sebebiyle amaçlarına ulaşamayacaklarını söylüyor. Tamamlıyorlar da. Yola birlikte çıktıkları arkadaşlarını, kendi kişisel tatminleri için o halde bırakıyorlar. Wharton kurtuluyor fakat uzunca bir süre eskisi gibi sağlıklı yaşayamıyor.

Bernadette McDonald’ın ‘Alpine Warriors’ adını verdiği kitabında, 2005’te Everest’e kuzey tarafından tırmanmış 54 yaşındaki Rus dağcı Pavel Shabalin’in şöyle bir cümlesi var: “Dağcılık eskiden kutsal ve sıra dışıydı çünkü kitlelerin erişebildiği bir alan değildi. Şimdi ise kaderi aşkla aynı oldu. Aşk da şiirlerdeyken kutsal ve sıra dışıydı, ne zamanki magazin programlarına düştü işte o zaman pornografi oldu.”

Cerro Torre’ye şaibeli olmayan bir yoldan tırmanabilen hala yok. Tırmandığını iddia eden veya bir şekilde bu dağa bulaşanların da gelecekleri pek parlak olmuyor.