Mobilemenu
Profile

Çıplak Ayaklı Maratoncu: Abebe Bikila

Birazdan okuyacaklarınız geç açılan ve çok çabuk kapanan bir perdenin hikayesi. Zamanında Mussolini güçlerine karşı savaşmış, babasına maddi açıdan destek olmak için orduya katılan bir adam, bir gün tören sırasında ülkesinin bayrağını taşıyan insanları görüyor. Ardından da kendini Olimpiyatlar’da buluyor…

Ondokuzuncu yüzyılda Etiyopya’yı birçok kez işgal etmeye çalışan İtalya her seferinde başarısız olmuştu. 1930’lara gelindiğinde ise Mussolini bu işe bir son vermek için bahaneler arıyordu. İtalyan sömürgesi olan Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığı bahane edip neredeyse ordunun tüm imkanlarını seferber ettiğinde, ne İkinci Dünya Savaşı’nın temellerini atacağını, ne 300 bine yakın insanın ölmesine yol açacağını, ne de o gün savaşan Etiyopyalılar'dan birinin oğlunun, kendi ülkesinde unutulmaz bir zafere imza atacağını biliyordu.

20 yaşındayken para kazanıp ailesine destek olmak için orduya katılan Bikila, bir resmi tören sırasında ülkesinin bayrağını taşıyan genç insanlar gördü. Halk hepsini gururla selamlıyordu. Bunların kim olduğunu sordu, milli atletler olduklarını öğrenince bir gün aynı formayı kendisinin de giyeceğini söyledi. Aynı yıl içinde de kaderini değiştiren kararı vererek koşmaya başladı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, İtalya baskısından kurtulan ve Yeni Dünya’ya açılmaya karar veren Etiyopya Hükümeti, Norveçli Onni Miskanen ile anlaştı. Miskanen ülkesinde bu işin okulunu okumuştu. Bu adım Etiyopya için tarihi bir yenilik anlamına geliyordu. Norveçli antrenör uzun koşular, sauna, vücut koordinasyonu geliştirmeleri için tenis ve basketbol yüklemeleri yaparak Etiyopyalı atletleri kısa zamanda koşu makinesine dönüştürdü. Bikila, Miskanen’le çalışmasının ikinci yılında National Armed Forces Championship’e katıldı. Buradaki rakipleri ülkenin en önemli atleti Wami Bratu ve yine en az onun kadar profesyonel isimlerdi. Bikila kendisini olimpiyatlara götürecek dereceyi elde etti, hatta hepsini geçerek birinci oldu. Yetkililer ise idmanlarda daha hızlı koşan Biratu’nun gitmesine karar verdi fakat kader buna engel oldu. Yarışlara kısa bir süre kala arkadaşlarıyla maç yaparken bileğini kıran Biratu’nun yerine, Bikila Olimpiyat kafilesine dahil edildi. Hemen vites yükseltti. Hayatındaki ilk maratonu, olimpiyatlara sadece 2 ay kala koştu. Onu 2:39:50 ile tamamlayan Bikila, ertesi ay katıldığı maratonu ise 2:21:23’le tamamladı. Etiyopyalı bu iki yarışta da bitiş çizgisine ilk ulaşan isimdi. Miskanen hem gördüğü yetenek, hem de bu yeteneğin bunca sene keşfedilememiş olması karşısında şaşkındı.

Olimpiyatların sponsoru adidas, ülkelerden gelen taleplere göre sporcuların giyeceği ayakkabılar için hazırlıklara uzun zaman önce başlamıştı. Son anda katılacağı belli olan bu atlet için ise uygun bir ayakkabı yapılmamıştı. Ülkesinde sürekli çıplak ayakla idman yapan Bikila’nın tabanı nasırdan kabarmış ve her ayakkabıya uyum sağlayamaz hale gelmişti. Bikila’nın yanında getirdiği ayakkabılar da sponsor engeline takılıyordu, öte yandan Roma sokakları için de çok rahatsızdı. Adidas’ın temin ettiği ayakkabılar ayağını sıkıyordu fakat yapacak pek de bir şey yoktu.

Yarışın başlamasına 2 saat kala Bikila antrenörüne ayakkabısız yarışmak istediğini söyledi. Kurallar buna müsaade ediyordu. Ülkesinde bu şekilde kilometrelerce koşan ve yarışa favori olarak da gelmeyen Bikila galiba ilk olimpiyat deneyiminin tadını çıkartmak istiyordu... Evet, “start” verilirken kimsenin tanımadığı bu Etiyopyalıyı görenlerin aklından geçen buydu. Onun aklından geçenler ise biraz farklıydı. Gündüz başlayan 42 kilometrelik yarışın yarısı geçilirken hava kararmıştı ve Bikila ana ekibin çok arkasındaydı. 20’nci kilometre geçildiğinde iki favori kafa kafaya gidiyorlardı. Roma’ya gittikleri gün Niskanen ile Bikila parkuru incelediklerinde bitime yaklaşık bir kilometre kala, birkaç sene önce İtalyanlar’ın Etiyopya’yı yağmalarken aldıkları taşın dikildiğini görmüşlerdi. Kaderin bir cilvesi ya bu taş, İtalyan askerleri tarafından dik bir rampaya yerleştirilmişti. Yarışın favorilerinin Bikila’ya göre nispeten yaşlı olduğunu bilen antrenörü, bu ana kadar yarıştan kopmadığı takdirde burada atak yaparak liderliği ele geçirebileceğini ve diğer atletlerin bu sprint’e cevap veremeyeceğini söyledi. Gerçekten de öyle oldu. 40’ıncı kilometre henüz geçilmişti ki Bikila atağa kalktı. Yarışın favorisi, Faslı Rhadi Ben Abdesselam’ın nefesi kesilmişti, bu depara ufacık bir karşılık dahi veremedi. Bitiş çizgisinin her iki yanına sağlı sollu dizilmiş, büyük çoğunluğu İtalyanlar’dan oluşan atletizm meraklıları şaşkınlıkla ufuktan görünen ve o güne dek adını dahi duymadıkları atleti alkışlıyorlardı. Dünya rekorunu 8 dakika gibi inanılmaz bir dereceyle geliştiren Bikila, 42 kilometre 195 metreyi 2 saat 15 dakika ve 16 saniyede tamamlamıştı. Unutmadan, bir de çıplak ayakla!

Uzatılan mikrofonlara şöyle diyordu: “Ben sadece tüm dünyaya Etiyopya’nın her zaman kararlılık ve kahramanlıkla zafere ulaştığını; ülkemde benim gibi daha birçok koşucu olduğunu göstermek istedim.” Bikila bu cümleleri kurarken hiç yorgun görünmüyordu. Ardından gelen Faslı atlet ise perişan haldeydi, bitiş çizgisini geçer geçmez sağlık ekiplerinden destek almak zorunda kaldı.

Bikila, 1964 Tokyo Olimpiyatları’ndan bir sene önce İmparator’a darbe yapmayı planlayan bir ekibin içerisinde yer aldığı iddiasıyla tutuklandı. Birkaç ay hapiste kaldıktan sonra affedildi. Uzun bir süre idman yapamayan Bikila, Tokyo için hazırlıklara başlamışken bu kez de apandisit ameliyatı oldu. Olimpiyatlara sadece 35 gün kalmıştı. Doktorların ikazına rağmen ayağa kalktı, basından gizlice çalışmalara başladı. Tokyo’daki yarışta 2:12:11’le bir kez daha dünya rekoru kırdı. 75 bin kişi bu büyük yeteneği elleri kızarırcasına ayakta alkışlıyordu. Sonraları verdiği röportajda, 10 kilometre daha rahatlıkla koşabileceğini ve asla yorulmadığını söylüyordu. Zaten yarış sonrası kameralara yaptığı o tarihi konuşmada da soluk soluğa değildi.

Bikila kariyeri boyunca 13 maraton tamamladı ve bunların 12’sinde birinci oldu. 1967’deki 14’üncü maratonda ise kaval kemiği kırıldı. Ertesi sene Meksika Olimpiyatları’nda düzelmeyen kaval kemiği onu yarıda bıraktı ve bir daha da yarışamadı. Fakat kaval kemiği yüzünden değil, Roma’daki zaferinden sonra İmparator’un kendisine hediye ettiği Volkswagen marka araba yüzünden… Takvimler 22 Mart 1969’u gösterirken bej rengi arabasıyla virajı alamadı. Yarım gün sonra bir köylü tarafından fark edilene dek aracında sıkışmış halde kaldı. İngiltere’de ünlü bir hastanede aylarca tedavi gördü. Hayata tutunmuştu fakat bir daha yürüyemeyecekti. Tesadüf eseri Olimpiyat şampiyonu olan bu genç adam, o şampiyonluğun meyveleri yüzünden ömrünün geri kalanını tekerlekli sandalyede geçirecekti. 1972 Münih Olimpiyatları’na şeref konuğu olarak katıldı ve açılış töreninde on binlerce insan tarafından ayakta alkışlandı. Hayatı koşmak olan bu genç adam yeni hayatına fazla dayanamadı. Kazadan 4.5 yıl sonra, 1973’te henüz 41 yaşındayken beyin kanaması geçirip son nefesini verdi. Etiyopya halkı; Avrupa’da, Asya’da, Amerika’da binlerce insana marşlarını dinleten bu adama saygılarını cenazesine akın ederek gösterdiler.

Ölümünden sonra Paul Rambali, Etiyopyalı atletin hayatını anlattığı "Barefoot Runner: The Life of Marathon Champion Abebe Bikila" adlı kitabı yazdı. Bu kitaptan birkaç sene sonra da yine atletin hayatının anlatıldığı, “Atletu” adında gerçek görüntülerin de kullanıldığı bir film vizyona girdi.

Bikila, Olimpiyat altın madalyası kazanan ilk siyah Afrikalı atlet ve üst üste iki Olimpiyat maratonu kazanan ilk atlet olarak tarihe geçti. 

“Başarıyla dram iki kardeştir. Mucizevi bir şekilde Roma’da kazanmam nasıl hayatın gerçeğiyse, şu an tekerlekli sandalyede olmam da aynı şekilde hayatın bir gerçeği, Tanrı’nın bana çizdiği yolun bir parçasıydı. Her iki durumu da kabul etmek ve mutlu olmak zorundayım.”