Mobilemenu
Profile

Çölde Bir Thatcher

Dakar Rallisi 36 yaşında. 30 yıl boyunca Paris ile Dakar arasında düzenlenen fakat 2008 yılında Moritanya’da 4 Fransız turist ve 3 askerin öldürülmesiyle birlikte terörle tanışan yarışların ev sahibi artık Güney Amerika. 60’tan fazla insanın hayatını kaybettiği, onlarca insanın kaybolduğu Dakar Rallisi’nin en medyatik hikayesi ise bir başbakanın oğluna; Mark Thatcher’a ait.

Otomobil sporlarına her zaman ilgi duyan Mark Thatcher’ın ilk büyük yarışı 1980’deki Le Mans’tı.  O yarışın ardından sponsorlardan birisi İngiliz pilota Dakar’a katılmasını teklif etti. “Tamamen unutmuştum. Bir gün telefonum çaldı ve hafta sonunda yapılacak olan basın toplantısına çağırıldım. Hazırlıksızdım fakat bir insanın karşısına kaç kez böyle bir fırsat çıkar ki?” diye anlatıyor o anı Thatcher. Birkaç basit hazırlık ve sağlık testlerinin ardından Fransız kadın co-pilot Charlotte Verney ve Jackie lakaplı mekaniker Jean Garnier’le birlikte, beyaz Peugeot 504 eşliğinde Paris’e doğru yola çıktı. Thatcher’in gözden kaçırdığı bir şey vardı. Her ne kadar uzun yıllardır ralliyle ilgilense de Dakar, bir hevesle katılabileceğiniz değil aksine aşırı ciddiyet isteyen bir parkurdu.

Yarıştan önceki yıl, yani 1981’de işler Thatcher ailesi için hiç de yolunda gitmiyordu. Christmas haftasında yapılan bir ankete göre son 40 yılın en az destek gören başbakanı Margaret Thatcher’dı. Halkın mutsuz olmasının ilk sebebi elbette ki ekonomiydi. Demir Leydi’nin görevi devraldığı 1979’da 1.3 milyon olan işsiz sayısı Ocak 1982’de 3 milyona yükselmişti. Bu rakam Ada’da İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülenlerin en yükseğiydi. İşte Mark Thatcher tüm bu hengame arasında katıldı Dakar Rallisi’ne…

Yarışların daha üçüncü günü geride kaldığında hem ekip hem de otomobil epeyce yorulmuşlardı. Peugeot 504, hele ki böylesi tecrübesiz bir isim için son derece yanlış bir tercihti. 504, dingil aralığı uzun olan bir araçtı fakat Dakar Rallisi’ni tamamlamak için kısa dingil aralığı olan bir araca ihtiyaçları vardı. Yani iki tekerlek arasındaki mesafe bu araçtaki kadar uzun olmamalıydı.

12’nci günde Mali’nin Mopti ile Gao şehirleri arasındaki 570 kilometrelik parkuru tamamlamaya çalışan Mark Thatcher ve ekibinden haber alınamadı. Bir yıl önce parkurun yine benzer noktasında 3 İtalyan gazeteci, Fiat Campagnola araçlarıyla kaza yaparak hayatlarını kaybetmişlerdi. 1982’de ise bir Fransız gazeteci, Thatcher’ın kaybolduğu Gao’da içinde bulunduğu Mercedes’in kazaya karışmasının ardından yaşama veda etmiş, bunun yanı sıra bir Ganalı bir de Hollandalı iki kişi terörist saldırının kurbanı olmuştu. Haber sadece İngiltere’de değil tüm dünyada ses getirdi. Demir Leydi ekranların karşısına çıktığında bitkin bir haldeydi. Oğlunun hayatının da bu tehlikeli noktada son bulmuş olması yüksek bir ihtimaldi.

O sene üçüncüsü düzenlenen Paris Dakar Rallisi’nde başarılı olup ülkesinde ses getirmenin hayalini kuran Mark Thatcher ve ekibinin artık tek hedefi bitişe sağ salim varmak olmuştu. Öndeki araçları yakın mesafeden takip eden ekibin iki arka aksı birden kırılınca çölün ortasındaki kabus başladı. Ekibin durduğunu gören üç otomobillik konvoydaki diğer iki takımdan biri onların bulunduğu yeri organizatörlere bildirmek için not aldı ve yola devam etti. Fakat kritik bir hata yaptılar; bitiş çizgisinin 40 kilometre doğusunda olan Thatcher’ları batıda gördüklerini belirttiler.

Bir gece önce gıda depolamaları için kamp kurdukları alanda çadır hazırlanmıştı fakat ‘bir sebepten’ kamp alanına geç giden Mark Thatcher bu ihtiyaçları karşılamamış ve araçtaki bir miktar gıda ile idare ederek, erzakları ertesi günkü molada depolamayı planlamıştı. Fakat işler istediği gibi gitmedi. Kaybolduklarında yanlarında yalnızca 5 litre suları ile çok az donmuş gıdaları vardı.

Geceye kadar kurtarılacağımızı düşündüm. İlk günü tek başımıza geçirince anladım ki sandığım kadar kolay olmayabilir. Belki bir ya da iki hafta. Kendimizi buna hazırlamak çok önemliydi. Yaptığım hesaplara göre hayati tehlikemiz olmadan dört hafta yaşayabilirdik. Radyatördeki suyumuz duruyordu. Ayrıca tekerlekleri sökmüştüm ve eğer uzaklarda bir yaşam belirtisi görürsek hemen onları yakıp yerimizi belli edecektik.”

Vakit geçirebilecek hiçbir şeyimiz yoktu. Defalarca kez aynı kitabı okudum. İlginçtir şu an adını bile hatırlayamıyorum o kitabın. Radyomuz da çalışmadığı için ne olup bittiğinden, dünyanın bulunmamızla ilgili neler yaptığından haberimiz yoktu. Sonradan öğrendim ki hem karadan hem de havadan çok fazla insan bizim için seferber olmuş.”

Organizatörler de dahil hiç kimse kesin bir cevap veremiyorken devreye Margaret Thatcher girdi ve ülkesinin Cezayir Büyükelçisi’ni aradı, Büyükelçi ise Vali’yi. Rahatlatan sözler de işte o anda geldi; “Onları gün aydınlanır aydınlanmaz bulacağız.” Gerçekten de dediklerini yaptılar, Mark ve arkadaşları gün aydınlandıktan yalnızca 3.5 saat sonra bulundu. Cezayir Hava Kuvvetleri’nin yürüttüğü operasyonda Mali sınırında bulunan ekip, daha sonra uçakla Cezayir’in kuzeyindeki Tamanrasset’e götürüldü. Burada oğlunu Denis Thatcher bekliyordu.

Hem Dakar Rallisi’nin henüz bebek sayılacak yaşta olması hem de günümüzdeki teknolojik imkanların birçoğunun olmaması Mark Thatcher’e asla unutamayacağı 6 gün yaşattı. Kurtarıldıktan sonra hayatından endişe etmediğini, tüm isteğinin bira, sandviç ve duş olduğunu söyledi.

2012’de yayınlanan bir raporda Demir Leydi’nin oğlunun bulunması için, Cezayir’e ait 4 uçak ve 1 helikopter ile 3 Fransız uçağı, Mark’ı bulmak için seferber ettiği ve bu sebeple devlet bütçesinden 1.789 pound harcadığı ortaya çıktı. Kamuoyu, eski başbakanın bu miktarı ödemesi için büyük baskı uyguladı. Olay açığa çıktığı dönemde sağlık sorunlarıyla boğuşan Thatcher, birkaç ay sonra ise hayata veda etti.