Mobilemenu
Profile

Dağcılığın Kısa Tarihi

İşe sportif açıdan bakmazsanız ilk dağcıları bulmak için çok ama çok eskilere gitmeniz gerekir. Örneğin Sioux şefleri, Kara Tepeler’e çıkıp atalarının ruhlarıyla konuşurlardı. Bizden neredeyse bin yıl önce yaşamış olan Yogi Milarepa, Kailash Dağı’nın zirvesine tırmandığını anlatmıştı. Roma imparatoru Hadrian, M.S. 126’da güneşin doğuşunu seyretmek için Etna’ya çıkmıştı. Leonardo Da Vinci, araştırma yapmak için Monte Rosa zirvelerinde turladı. Antoine de Ville, 1492’de Fransa Karlı VIII. Charles emriyle Mont Aiguille’ye tırmandı. O zamana kadar 2086 metrelik bu zirve ulaşılamaz kabul ediliyordu.

Ancak dağcılık sporu, bu isimlerin hiçbirini ilk dağcılar olarak kabul etmez çünkü onların amaçları spor değildi; ya dini, ya askeri, ya da fetih benzeri bir amaçla tırmanış yapmışlardı. Michel Picard ve Jacques Balmat, 1786’da “Spor olsun” diyerek Mont Blanc’a çıkıp modern tarihin ilk dağcıları oldular. En azından kayıtlı olarak! Zira Alpler, dağcılığın başladığı yer olarak kabul edilir. Aslında daha çok dağcılık kayıtlarının tutulduğu ilk yerdir. Bu maceraperest ikiliden çok sonra da Alpler’de ciddi tırmanışlar oldu. Örneğin Matterhorn ancak 1865’te fethedildi. Meije için takvim yapraklarının 1877’yi göstermesi gerekti. 3 bin 500 metrelik Eiger’e üç günden daha kısa sürede çıkmak için debelenenler 1974’teki 10 saatlik tırmanışı hayranlıkla karşıladılar. “İnsan Yutan Canavar Eiger” ilk olarak 1935’te dağcılara boyun eğmişti. İkinci Dünya Savaşı’nın körüklediği teknik gelişmeler dağcılık sporunu da tam anlamıyla ateşledi. Çelikten yapılan karabinalar çok daha zorlu rotaların aşılmasını sağladı. Kamp malzemeleri hafifledi, daha rahat taşınır hale dönüştü.

Alpler, çok yüksek olmasalar da sert duvarlarıyla dağcılığın ve zorunlu olarak kaya tırmanışının gelişimine zemin hazırladı. Ama her şey Alpler’deki faaliyetlerinin dünyanın çatısında, Himalayalar’da sergilemek isteyenlerin harekete geçmesiyle anlam kazandı. Bugün Alpin stil Himalaya tırmanışı dendiğinde akan sular duruyor. Zira bu en tehlikeli dağcılık biçimi olarak kabul görüyor. Aralarında Pierre Beghin, Peter Boardman, Joe Tasker gibi dünyanın birçok iyi dağcısı bu 8 bin metre ve üzerindeki zirvelerde hayatlarını kaybettiler. Dünyanın en yüksek noktası olan Everest Dağı’na 1953 mayısında tırmanılsa da çok daha etkileyici olan ilk teknik Himalaya tırmanışı 1958 yılında Walter Bonatti ve Carlo Mauri ikilisinden geldi. Öyle ki yaptıkları Gasherbrum IV tırmanışı henüz tekrarlanabilmiş değil. Gasherbrum IV, K2 ile birlikte, Himalayalar’ın ve dünyanın en tehlikeli dağları olarak kabul görür. Cesaretli ve sınır tanımayan dağcı sayısının artması ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte 1970’lerin ortalarında dünyada çıkılmamış zirve kalmamıştı. Hal böyle olunca insanoğlu buralarda yaşayabilecekleri farklı heyecanların peşine düştüler bile. Öyle ki şimdilerde Everest’te BASE jump yapanlar bile var!

Everest'te BASE atlayışı yapan Valery Rozov'un hikayesini okumak için tıklayın.

Referans: Ahmet Köksal - Dağcılık Üzerine Kısa Bir Tarih