Mobilemenu
Profile

Dağcılık Tarihini Değiştiren Adam

“İnsan ile dağ bir araya geldiğinde daima müthiş şeyler ortaya çıkar.”

Yukarıdaki sözün sahibi Messner, galiba bu yüzden de zorluklarla iç içe, ama başarılarla dolu müthiş bir hayat yaşıyor.

71 yaşındaki İtalyan dağcı Reinhold Messner, 17 Eylül 1944’te dünyaya geldikten sadece 5 yıl sonra babasıyla birlikte ilk tırmanışını gerçekleştirdi. Sass Rigais Dağı’nda başlayan heyecan yıllar boyunca da devam etti. Everest’e yedek oksijen almadan çıkan, “Sekiz Binlik Dağlar” adı verilen 14 dağın hepsine tırmanan, sekiz binlik bir zirveye Alpin tarzda tırmanan ilk dağcı oldu. Daha önce defalarca tırmanılmış dağlara, sadece bir ilki başarmak için, hiç denenmemiş rotalardan çıkmaya çalıştı ve çoğunda da istediğini aldı. Öyle şeyler yaptı ki, yüksek irtifa dağcılığının, Messner’den Önce (M.Ö) ve Messner’den Sonra (M.S) olarak ikiye ayrılmasını sağladı.  

Hiçbir zaman tek bir şeyle anılmak istemedi. 1999’da Avrupa Parlamentosu milletvekilliğine seçildi. Hayatı boyunca matematik ve edebiyatla da ilgilendi. Birçok dile çevrilmiş altmışın üzerinde kitap yazdı. Antarktika’yı, Grönland’ı ve Gobi Çölü’nü yürüyerek geçti.

Hayatının en zor dönemini 70’lerin başında geçirdi. Messner 1970’de, Pakistan’ın ‘katil’ lakaplı, 8.125 metre yüksekliğindeki dağı Nanga Parbat’a  kardeşiyle birlikte tırmandı. Döndüğünde ise yalnızdı. İddialara göre kardeşi çığ altında kalmasına rağmen onu kurtarmak için çabalamamış ve tırmanışını devam ettirmişti. Kardeşinin cesedi bu olaydan tam 35 yıl sonra, 2005 yılında bulundu. Messner,  2010 yılında yapımcılığını üstlendiği ve Nanga Parbat tırmanışını anlattığı bir film yaptı. Film, kimilerini Reinhold’un haklı olduğuna ikna ettiyse de olayın kurbanının hayatta olmaması kafalardaki soru işaretlerini silmek için yeterli olmadı. Reinhold’un Nanga Parbat’tan indikten sonra 7 ayak parmağının kesilmesi ve dolayısıyla kendisinin de çığ altından bir insanı kurtaracak durumda olmaması ise haklılığını destekleyen en büyük kanıt olarak gözüküyor.

Messner, 1978’de Everest’e oksijen tüpü kullanmadan tırmandığında bir devri kapatmış oldu.  O dönem bilim adamları bunun mümkün olamayacağını, insan bedeninin o seviyede oksijen desteği olmadan dayanamayacağını söylüyordu.  Bundan birkaç sene sonra, 1980’de ise bu kez Everest’e tek başına tırmandı. Bu tırmanışa başlamadan önce Nepal hükümetine tek başına tırmanmak istediğini belirterek başvuruda bulundu. Çok tehlikeli olduğu için hükümetten ret yediğinde yılmadı ve Everest’e sınırı olan diğer ülkeye, Çin’e gitti. Aldığı cevap olumluydu, başvurusu kabul edilmişti fakat bu kez de Çin hükümeti grup tırmanışlarında istenen para ile bir kişiden istenen paranın aynı olduğunu söyledi. Ne pahasına olursa olsun tırmanması gerekiyordu,  buradan elleri boş bir şekilde dönemezdi. Arabasını sattı. Arabası ise bir Porsche’tu!

Messner tüm bu başarılarının yanında dünyaya sesini duyurmada da ustaydı. İletişim kanallarının bu denli güçlü olmadığı 70’ler, 80’ler hatta 90’larda Messner bir dağa tırmanıyorsa bundan herkesin haberi olurdu. Ünlü İngiliz dağcı Adrian Burgess, bu durumu “Biz sadece tırmanış yapıp evimize dönerken, o bir tırmanışın her safhasından para kazanırdı” diye özetledi.

1990’da tesadüfen tanıştığı Alman kutup araştırmacısı Arved Fuchs ile birlikte Antarktika’yı boydan boya geçti. 3 yıl sonrasında diğer kardeşi Hubert ile bu sefer Grönland’a aynı muameleyi uyguladı. Tüm bunlar Messner adının daima saygınlığını korumasını ve zirvede kalmasını sağladı.

Başarı beraberinde spekülasyonları da getirdi. En yakınındaki insanlardan biri, Everest’e oksijensiz birlikte tırmandığı dostu Peter Habeler’le olan ilişkisini bir anda kesti. Yıllar sonra bir kitap yazan Habeler o günleri şöyle özetledi: “Aramızda hiçbir problem yoktu ta ki ben tek başıma bir şeyler yapmaya başlayana kadar. Sanıyorum ki Reinhold bir numara olmak istiyordu; yanında ya da arkasında kimsenin olmamasını...”

Efsane dağcı bugünlerde hayatına yaraşır şekilde, Güney Tirol’de Alpler’e bakan bir şatoda yaşıyor. Evet, doğru okudunuz. Bir şatoda.

Bir dağ tehlikeli değilse, o artık bir dağ değildir... Herkesin bir dağı vardır. Herkes o dağa tırmanmalı ve kendi zirvesine ulaşmaya çalışmalıdır.