Mobilemenu
Profile

Dalga Sörfü İstanbul'da Var!

İstanbul’u esir alan bol rüzgarlı, lodos günlerinin hemen sonrası. Üçüncü köprü yollarının arasından geçerek hedefimize, Gümüşdere’ye varıyoruz. Ortalık o kadar sessiz ve sakin ki bir an doğru yere mi geldik diye tereddüt ediyoruz ancak işaret tabelaları doğru yerde olduğumuzu gösteriyor. Arabayı bırakıp sahile doğru yürüdükçe şaşkınlık katsayımız artıyor. Dakikalar önce beton yığınlarının, trafiğin, kalabalığın arasında cebelleşirken kendimizi bir anda Hawaii’de çekilmiş bir Tumblr tablosu içinde buluyoruz. Kumlar tertemiz ve pürüzsüz, Karadeniz suları da ortama ayak uydurmuş durumda, en ufak bir kıpırtı yok. Tabii her zaman bu kadar masum durmadığını biliyoruz!

Etkilenmiş bir biçimde etrafı gözleyip yalnızca yarım saat uzağımızdaki bu plajı yeni ziyaret ediyor oluşumuzun pişmanlığını yaşarken önünde iki köpeğin uyukladığı küçük kulübeyi görüyoruz. Karşımızda: Surf School İstanbul! Okulu işleten Hakan ve Seda çifti ile tanışıyoruz tabii bir de iki yaşındaki minik sörfçü Kai ile. Onlardan Kai’nin Hawaii dilinde “okyanus” anlamına geldiğini öğreniyoruz. Ailesi sörfçü olan bir çocuk için ideal bir isim! Sörfe bu yaştan başlamış olan Kai’nin ileride ne olacağını düşünmeye hiç gerek yok: İyi bir sörfçü olacağı kesin.

Hakan ve Seda çifti çok sıcakkanlı, samimi, anlatmaya da bir o kadar hevesli. Biz de sorularımızı sıralamaya bir o kadar meraklıyız. O halde başlıyoruz…  

Sörfle ne zaman ve nasıl tanıştınız?

Hakan Ozan (Surf School İstanbul kurucusu): Sörfe 10 sene önce Endonezya’nın Bali adasında başladım. Bali dünyanın en iyi sörf yapılan adalarından bir tanesi olarak kabul ediliyor. Endonezya, 17 bin 500 adadan oluşuyor ve burada her seviyeye uygun bir sörf noktası bulabiliyorsun. Bali fikri de bir kaçış arayışı sonucunda gerçek oldu. Bir arkadaşımla beraber Hawaii’ye gidecektik. Bana onu iki hafta beklememi ve Bali’ye gitmesi gerektiğini söyledi. Bir gitti iki ay sonra geldi! “Abi, toparlan Bali’ye gidiyoruz, harika bir yer” dedi. Gidince oradaki hayatın sahilde sörf yapmak üzerine kurulmuş olduğunu gördüm; tahtalar, dalgalar, sörfçüler… 3 yaşında çocuk da, 60 yaşında bir adam da bir şekilde tahtasıyla suya giriyor. O günden sonra koşullar müsait oldukça hayatımın her günü bunu yapmaya çalıştım. Eşim Seda ile de Bali’de tanıştık. Şu anda 4 senedir beraberiz ve Kai isminde iki yaşında bir oğlumuz var. O da ufak ufak sörf yapmaya başladı bile!

Seda Ozan (Surf School İstanbul kurumsal iletişim sorumlusu): Ben bu işe İspanya’da sörf kampıyla başladım. Orada sörfü çok sevdim ve Fas’ta iki kez çeşitli sörf kamplarına katıldım. Daha sonra sıcak sularda sörf yapmak isterken, bir arkadaşımın Bali’nin Tanrı tarafından sörf için yaratılmış olduğu tavsiyesine uyarak oraya gittiğimde de Hakan’la tanıştım.

Sörfün hangi çeşitleri ile ilgilisiniz?

H.O: Benim branşım dalga sörfü. Kitesurf ve Windsurf de yapıyorum. Kitesurf ile büyük dalga sürüşünü Türkiye’de ilk yapanlardan biriyim. Sörf tahtasıyla ayaklarınızı hiçbir şeyin içine sokmadan dalga yakalıyoruz. "Strapless” deniyor buna. Bu da benim sörften gelen altyapımın getirdiği güzel bir şey.

Okul açma fikri ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

H.O: Önceden özel sörf dersleri veriyorduk ve Seda “Artık bir şeyler yapalım” diyerek bu işin öncüsü oldu. Sörf, Türkiye’de duyulmamış bir spor olduğundan çok kolay olmadı. Özellikle sosyal medyada dikkat çekmeyi başardık. Bizi gören insanlardan, dalga sörfü grubumuzdan da çok ilgi oldu ve “neden olmasın” dedik. Zaten kendi kullandığımız birçok tahtamız vardı. Daha sonra her şeyi geri dönüşümden olan bu kulübeyi inşa ettik. Mesela şu anda kullandığımız masa ve kenardaki raflar geçen sene yıkılan cankurtaran kulesinin parçaları! Kapımız yıkılan bir dükkandan çıkan bir parça… Böyle bir şey yarattık burada güzel de oldu. Biz burada insanlara tutkumuzu veriyoruz. Tutkumuzdan para kazanıyoruz. Şu anda kitesurf adına İstanbul’daki tek okul burası. Ayrıca Türkiye’de dalga sörfü ve kitesurf’ün yapıldığı tek yeriz.

Sörf okulu için Kilyos’u seçmenizin nedeni neydi?

H.O: Türkiye’de iş yapmak kolay değil. Yerel yönetimden izinler almak, lokal insanlarla mücadele etmek her zaman çok zordur. Ben Kilyosluyum, buradaki insanlara nazım geçiyor, nazım geçmese sözüm geçiyor, o geçmezse bir şekilde bir şeylerim geçiyor. Burada seviliyorum kısacası. Tabii bunun yanında, Kilyos’ta yılın 9-10 ayında bu tarz sporları yapmaya elverişli ortam var ama yine de kimseler yok. Burası Avrupa’da bir yer olsa adım atacak yer bulamazdınız.

İstanbul’da ve Karadeniz’de dalga sörfü veya kitesurf’ün belirli bir mevsimi yok diyebilir miyiz?

H.O: Evet, burası sörf ve kitesurf için yılın %80-90’ında çok uygun. Aslında sörf mevsimi sonbahar ve kış aylarında başlar çünkü Karadeniz o zaman çıldırır. Tabii başlangıç için yaz ayları daha uygun. Yazın kalabalık olma nedeni eğitim sezonu aslında. Çünkü insanlar yaz modunda oldukları için o dönemde spora yönlenmeleri daha kolay oluyor. Soğuk ve karanlık bir havada çoğu insan gelip sörf öğrenmek istemez.

Surf School İstanbul ne gibi hizmetler veriyor?

H.O: Dalga sörfü, kitesurf ve stand up paddle dersi veriyoruz. Bunun dışında denizde nasıl hayatta kalınır, insanlara nasıl kibar davranılır ve sporda saygı gibi hayat dersleri veriyoruz, ondan ücret almıyoruz! (gülüyor) İşin etiği çok önemli. Çevredekilere saygıyı öğreterek kavgasız gürültüsüz zaman geçirmeye çalışıyoruz. Biz örneğin başka spotları asla kötülemiyoruz. Ama maalesef bizim spot için aynı şeyi söylemek mümkün değil. ‘Kilyos bataklık, girdaplarla dolu, Kilyos dalgalı ve çok zor, boğulursun’ diye öğrencilerimizi ve sörfçüleri korkutuyorlar. Aslında böyle bir şey yok. Biz buna cehalet diyoruz ve gülüp geçiyoruz. Sonunda insanları ikna etmek zorunda kalıyoruz, bu da bize gereksiz enerji harcatıyor, hoş olmuyor.

Okulunuzda windsurf dersi olmamasının nedeni sporun bölge özelliklerine uygun olmaması mı?

H.O: Aslında onu da öğrenebilirsiniz ama Türkiye’deki windsurf’cüler genellikle düz deniz sevdikleri için Karadeniz pek onlara uygun gelmiyor.

Öğrenci profiliniz kimlerden oluşuyor? İnsanların okula olan ilgisi ne düzeyde?

H.O: İlgiden çok memnunuz. Sörf aslında her zaman aklımızın bir yerinde var. Bir videoda veya bir haberde mutlaka rastlamış oluyorsun. Mesela geçtiğimiz yıllarda birçok çeşitli marka tema olarak sörfü kullandı. İnsanlar da bizi internetten araştırıp buluyorlar. Profili daha çok orta-üst sınıf şeklinde nitelendirebiliriz. Öğrencilerimiz arasında Türkiye’nin ünlü insanları da var, şirket CEO’ları da. Yabancı insanlar da bizim için çok önemli. Onların bu tarz sporlara daha yatkın olduklarını düşünüyoruz. Çünkü biz “Yapma, boğulursun” gibi uyarılarla daha küçükken sudan korkutuluyoruz. Onlarda bilinçaltından gelen “boğulursun!” sesi olmuyor. Fransa, Almanya, İspanya hatta bu yaz Brezilya’dan gelen müşterimiz bile oldu.

S.O: Havaalanından direkt olarak sörfe gelenler bile oluyor. Turistlerin yanında Türkiye’de yaşayan yabancılardan da bu sene çok talep oldu. Bu yaz okulumuza Türkiye’de yaşayan yaklaşık 70 Fransız ve İspanyol geldi. Biz İstanbul’da bu kadar Fransızın yaşadığını bile bilmiyorduk!

Sörf fiyat olarak ulaşılabilir bir spor mu?

H.O: Bence ulaşılabilir bir spor. Bugün iyi bir koşu ayakkabısı 300-400 TL civarında. Güzel bir spor ekipmanı alıp, iyi bir spor salonuna yazıldığını düşünürsen masraf 3 bin TL’yi bulur. Bu paraya ders de, ekipman da alır ve yıllarca yaparsın. Dalga sörfünde 4 saat temel eğitim ücretimiz 600 TL. Kitesurf’de 6 saatlik eğitim ücreti 1200 TL. Fiyatları pahalı bulanlar oluyor ama şöyle düşünün: Bir sörf tahtası bin liraya alınabiliyor. Dersi de bir kere alıyorsun ve bunun karşılığında sana hayatının geri kalanında keyif alacağın bir şey veriyoruz. Türkiye’de ekipmanlar da çok pahalı. Bir kitesurf ekipmanını tamamlamak 2-3 bin euro’yu bulabiliyor. Biz bu ekipmanları öğrencilere emanet ediyoruz. Ayrıca onlarla suda vakit geçiriyoruz, emek veriyoruz.

Hiç bilmeyen biri ne kadar süre sonra kendi başına sörf yapabilir hale gelir?

H.O: Sörf dünyanın ilerletmesi en zor olan sporlarından biri. Sörfe çok küçük yaşlarda başlamak gerekiyor. Mesela çocuğumuz şu an iki yaşında ve bunun başlamak için ideal yaş olduğunu söylüyorlar. En çok dünya şampiyonluğu yaşamış olan 43 yaşındaki sörfçü Kelly Slater bile “Hala öğreneceğim çok şey var” diyor. 4 saatlik eğitim başlangıç seviyesi ve insanların yapacakları şeyi öğrenmeleri için yeterli. Ondan sonra işi ilerletmek tamamen kişinin fiziki, mental yeteneğine ve ayırdığı zamana kalıyor. Suyun içinde kendileriyle olmamızı isteyenler için ileri seviye dersler de veriyoruz ama insanları buna yönlendirmemeye çalışıyoruz. “Bizimle denize gel, para verme, ben zaten sen para vermeden de sana bağırıyorum” diyoruz. Burada insan kazanıyoruz, onlar da başka tanıdıklarını getiriyor. Parayı da öyle kazanıyoruz.

Kitesurf veya dalga sörfü diğerine göre daha zor gibi bir kıyaslama yapabilir miyiz?

H.O: Dalga sörfünü öğrenmek kolay, ilerletmek çok zor. Kitesurf’te ise tam tersi; öğrenmek çok zor, ilerletmek çok kolay. İkisi arasında büyük farklar var.

Yeni başlayacaklara sörfü neden önerirsiniz?

H.O: Günümüzde insanlarda spor salonuna gitme hastalığı başladı. Onun yerine sörfte de çok efor sarf edersin ve tüm kasların çalışır, vücudun şekle girer. İkincisi, manevi olarak inanılmaz rahatlarsın. Suya çıktığın zaman her şeyi kıyıda bırakırsın; su, altında bir tahta ve sadece sen varsın. Sörf hem sağlık hem de ruhsal olarak insanı çok rahatlatan bir spor. Deneyenlerin bırakamama sebebi de bu. Bu işe başlayıp da bırakan insan tanımıyoruz.

Surf School İstanbul’da kaç kişilik bir ekip çalışıyor?

H.O: Ekibi çok büyütmemeye çalışıyoruz ama bu sene çok fazla talep oldu. Bu yaz kitesurf’te 4 kişi vardı, ek olarak hafta sonları da 2-3 kişi bize yardım etmeye geldi. Dalga sörfünde 3 kişiydik. Seda ve benim asistanlarımızla birlikte yaklaşık 10 kişilik bir ekibimiz var.

Bu işin güzel ve zor yanları neler?

H.O: Güzel yanı; sevdiğimiz işten para kazanmak, sürekli doğanın içinde olmak. Zor yönlerine bakarsak da en çok muzdarip olduğumuz konulardan biri spor yapma amacında olmayan insanlar. Bu tip insanlar bizim bütün enerjimizi alıp gidiyor. Buraya gelip, tahta üzerine çıkmadan 50 tane fotoğraf çekenler var. Onların amacı sörf yapmak değil “like” almak! Onun dışında deniz kültürüne çok uzak olan insanlar var. Mesela hafta sonu piknikçileri biz kitesurf yapmaya hazırlanırken uçurtmayı kontrol ettiğimiz barı çekiyor. Onu güçle çekmesi demek, senin metrelerce fırlayıp ölüme yaklaşman demek. Bunun yanında bir de boğulanları kurtarmak var! Halk plajlarında denizi bilmeyen onlarca kişi her sene bu sularda boğuluyor. Cankurtaranların çoğu eğitimsiz, aldıkları eğitim sadece para verip belge almakla ilgili. Botun çıkamadığı büyük dalgalara sörf tahtası çıkabiliyor. Böyle olunca da tehlike anında yan plajdan cankurtaran dahil herkes bize bakıyor. Burada bir günde 8 kişi kurtardığımız bile oldu! Bunlarla uğraşıyoruz. Onun dışında zorlu bir durum yok. Bu işi çok seviyoruz, dünyanın en güzel işlerinden bir tanesini yapıyoruz.

Sörf okulunun yanında bir ek işiniz de var diyebiliriz o zaman!

H.O: Evet, sörfün yanında can kurtararak bir hayır işi yapıyoruz. Bir keresinde kite ile giderken sudaki bir adam “Beni kurtar” diye bağırmaya başladı. Zaten sığ bir yerde duruyordu: “Ayağa kalk” dedim. Ayağa kalktı, su göğsüne geliyor. Bu şekilde de bir hayat kurtarmıştım (gülüyor). Panik işte. Ayrıca altında 4-5 adet can simidi taşıyan drone yardımıyla can kurtararak bu sene Türkiye’de bir ilki de gerçekleştirmek istiyoruz. Ben buradan 30 metreye uzun sürede gidebilirim ama drone 10 saniye gibi bir sürede oraya ulaşabilir. Bu konuda sponsor desteğine ihtiyaç var. Bunu para için değil insanlar ölmesin diye yapmak istiyoruz

S.O: Konuyla ilgili sponsorluk görüşmelerine de başladık. Medyada sürekli “Kısırkaya’da boğuldu” başlıklarının çıkması çok kötü bir izlenim oluşturuyor ve insanları korkutuyor.

Şubeleşme ve Türkiye’nin başka noktalarında da okul açma gibi bir planınız var mı?

H.O: Türkiye’ye getirdiğimiz yeni bir marka var, ileride onunla ilgili bir girişim olabilir ama dalga sörfü için Karadeniz’den ayrılmayız çünkü güneyde bizim için keyifli dalga yok. Biz yiyip, içip, sörf yapıyoruz. Hayattan ev, araba, lüks bir otelde tatil gibi farklı şeyler istemiyoruz. En büyük derdimiz: Kendimize yeni bir sörf tahtası veya “wetsuit” alabilmek. Yani işleri büyütmemeye çalışıyoruz. Herkes paranın peşinde koşup, büyümeye çalışır ama işler büyüdüğü zaman burası fast-food zincirleri gibi olur. O ruhu kaybetmek istemiyoruz.

S.O: Biz daha sörf odaklı ve keyif aldığımız işler yapmak istiyoruz. İnsanlar buraya sörfün yanında bizim için, buradaki ortam ve muhabbet için de geliyor. Oturma odası gibi bir yer haline geldi burası. Bizden eğitim hakkında bilgi almak istedikleri zaman bile malzemenizi bizden alıp almamanız hiç sorun değil ama önce bize danışın diyoruz.

H.O: Evet, yazın buradaki masayı görmeniz lazım. Burası insan dolu olur, herkes bir şeyler anlatır, çevreden başkaları gelir muhabbete katılır. Olayın sıcaklığı bu.

Sörften önce hangi işle uğraşmaktaydınız?

S.O: Ben kurumsal iletişimciyim aslında. Çocuk olduktan sonra tamamen buraya odaklanıp, buranın bütün iletişim işlerine ve organizasyonuna bakmaya başladım.

H.O: Ben kurumsalla alakası olan bir tip değilim, olamam da.  Ailem maden işi yapıyordu, ben de bir süre aile şirketinde çalıştım. Ama bana hiçbir şey katmadığını ve hayatımda bir boşluk olduğunu hissettim. Sonra böyle bir hayata başladık, sörfçü doğmadık ama sörfçü olduk.

Sörf yaparken en zorda kaldığınız an hangisiydi?

H.O: Geçen sene Bali’de bulunan Green Bowl plajında ölüme çok yaklaşmıştım. Orada çok büyük bir dalganın altında kaldım, biz buna “dayak yemek” deriz ve orada sağlam dayak yedim! Burnumdan içeri çok su girdi, ciğerlerim su doldu. İkinci dalga için nefes almaya çıktığımda başka bir büyük dalganın geldiğini gördüm, o dalgada tahta ayağımdan kopup kıyıya gitti. Üç dalga yedikten sonra elimi kaldırıp yardım istedim çünkü artık kaslarımda güç kalmadı. O zamanlar oğlum daha 7-8  aylıktı ve “Sanırım bir daha onu göremeyeceğim” diye düşündüm. İki dakika bu şekilde mücadele ettikten sonra yüzerek arkadaşımın yanına gittiğimde bana gülüyordu! “Az daha ölüyordum” dedim “Bir şey olmaz” diye tepki verdi. Bu tarz durumlarda bir yerden sonra ne kadar usta olursan ol motivasyon kayboluyor, gücün tükeniyor. O anlarda beyin sana “Gidiyorsun” diye sinyal veriyor ve panik modu başlıyor. O başlayınca da yanlış şeyler yapıyorsun. Düşünün kocaman bir su kütlesi sana çarpıyor, seni altına alıyor, çalkalıyor, sağa sola çarpıyorsun. Dışarı çıktığında etrafında milyarlarca su kabarcığı var ve bu yüzden suyun kaldırma kuvveti kayboluyor. Kendine gelme fırsatı bulamadan aynısından bir tane daha yiyorsun. Beynin seni uyardığı sıralarda sakin kalamazsan ölüme daha çok yaklaşıyorsun. Tehlike anından kurtulmaya yakın “Tamam! Ölmeyeceğim! Bunu bir daha yapmayacağım!” dersin ama ciğerlerini temizledikten 3 dakika sonra bir bakmışsın tekrar “line-up”ta dalga bekliyorsun. Bu bir bağımlılık.

Okyanus ve Karadeniz’de sörf yapmak arasında nasıl farklar var?

H.O: Okyanustaki dalga sörfü noktalarında dalgalar yer hareketleriyle oluşur ve onların kırılma noktası belli, gücü ise daha fazladır. Karadeniz’deki dalgalar da çok güçlü ama bunlar rüzgarla oluşan dalgalar. Okyanusta med cezir olunca sörf yapabiliyorsunuz, burada sadece rüzgar lazım.

En azından burada köpekbalığı riski yok…

H.O: Burada hamsi riski var (gülüyor). Tabii köpekbalığı her yerde var, bazen Fener köyü girişinde gördüğümüz oluyor ama onların bir tehlikesi yok.

Dünyaca ünlü sörfçüler arasında tanışmış olduklarınız var mı?

H.O: Yarış sırasında köpekbalığı saldırısına maruz kalan Mick Fanning ile Bali’de oturup muhabbet etmişliğimiz var. Dünya Kiteboard Şampiyonası’nın birkaç ayağının İstanbul’da düzenlendiği zamanlarda dünya klasmanında iyi durumdaki kite'cılarla tanışma fırsatımız oldu. Bali’de çok ünlü sörfçü gördüm ama suda fazla konuşma imkanı olmaz. Bir selam hareketi vardır, en fazla o yapılır.

İleride sörfe dair ne gibi hayalleriniz, projeleriniz var?

H.O: Dediğim gibi şubeleşmek gibi bir hedefimiz yok ama bir sörf kampı açma hayalimiz var. Yine İstanbul’da olacak ve insanlar deniz kıyısında, tahtadan yaptığımız evlerde konaklayacaklar. Ufak bir restorant olacak. Bizde güneşin batışını izlemek diye bir kültür yok. İnsanlarla güneşin doğuşunu, batışını izleyeceğiz, sörf yapacağız. Ülkemizin konumu sayesinde Avrupa’dan insanlara ulaşmak çok kolay. Bali’de çevrenizde her milletten insanlar oluyor, yani bu insanlar her yerdeler. Neden bu insanları ülkemize getirmeyelim ki?

Surf School İstanbul’un varlığından haberdar olmadan önce Türkiye’de koltukaltına tahtalarını alıp denize çıkan havalı insanlar olduğundan bihaberdik. Onların da söylediği gibi sörf yapmak için Hawaii’ye kadar yorulmaya hiç gerek yok. Sörf İstanbul’da yaşayanların yalnızca dakikalar uzağında. Tek yapmanız gereken arabaya atlayıp rotayı Gümüşdere, Suma Beach’e kırmak. İstanbul’un içinde İstanbul’dan farklı bir dünyanın kapılarını aralamak bu kadar kolay. Eğer köpeklerden çekiniyorsanız da meraklanmayın, sizi hiç umursamıyorlar!

Surf School İstanbul resmi websitesi:

http://www.surfschoolistanbul.com/