Mobilemenu
Profile

Denizde Balık Olmak: Cenk Devrim Ulusoy

“Ölümle yaşam arasında ince bir çizgideyim. Her dalıştan sonraki aldığım ilk nefes, yaşama olan tutkum ve yaşama sarılmamdır.” Başka pek çok spor dalında başarılı olunduğunda çok daha fazla popüler bir isim yaratma, maddi olarak daha fazla kazanma, daha fazla sponsorlarla çalışma imkânı varken bir insan neden serbest dalış gibi tehlikeli bir spora yönelir? Her şey, Devrim Cenk Ulusoy’un âşık olarak yaptığı sporu özetlediği bu cümlede saklı. Dalmak, hayatında en çok keyif aldığı şey; bunu bazen o hayatın sonunu hissederek yapıyor. Onun için yaşama sarılma tutkusu, yapmak istediği sporla hayat buluyor; çoğunlukla o yaşamını riske atsa da…

Cenk Devrim Ulusoy’un rekorlar kırdığı su diyarıyla tanışması bir kazayla başladı. Bebek yaştayken mama sandalyesinden düştüğü için dirseğinden çok ağır yaralandı. 4 yaşına kadar sağ elini dirsekten açamadı. Doktorlar ailesine, dirsek kemiğinin açılabilmesi için yüzmesi gerektiğini söyledi. Cenk, 5 yaşında Galatasaray Su Adası’nda yüzmeye başladı. Ailesi, o çocuğun artık o sudan hiç çıkmayacağını nereden bilebilirdi ki? Yüzmeye başladıkça rahatsızlığından kurtulan Cenk, suyu fazlasıyla sevmişti. Yüzme branşında çok daha profesyonel bir seviyeye yükseldi ve birçok başarı elde etti. Yüzmenin hemen her kategorisinde Türkiye şampiyonlukları yaşadı. Ülkemizi minik, yıldız ve gençler kategorisinde sayısız yarışta yurtdışında temsil etti. Gençler 200 metre kelebekte Avrupa ikinciliğini elde etmesi, en dikkat çekici başarısıydı.

Üniversiteye başladığı dönemde yüzmeyi bırakmak zorunda kalan Cenk, takip eden 4 yıl boyunca monopalet branşı ile ilgilendi. Balık kuyruğuna benzer şekilde tasarlanmış, iki ayağa birden takılan palet türü kullanılarak yapılan bu spor oldukça zorluydu. Cenk, sağ ayağının yan bağlarının zedelenmesiyle bu sporu da bırakmak zorunda kaldı. Ancak yine sulardan kopmayacaktı. Ve kendisini dünya rekorlarına götürecek sporla tanışma vaktiydi. Cenk Devrim Ulusoy, benliğini dinlendirmek amacıyla serbest dalış sporuna yöneldiğinde takvimler 2003’ü gösteriyordu. Akciğer kapasitesinin 13.5 litre olması (normal bir insanın yaklaşık 2.5 katı) Cenk Devrim Ulusoy’u serbest dalış sporunda rakipsiz kılan etkenlerden biriydi. Tabi ki en önemlisi, onun bu spora olan tutkusu. Serbest Dalış Branşı’nda 40'in üzerinde Türkiye Rekoru, 8 resmi Dünya Rekoru ve 2 resmi Avrupa Rekoruna sahip oldu. Bunlarla birlikte 2 Dünya Şampiyonluğu, 1 Avrupa Şampiyonluğu, 1 Dünya İkinciliği ve çok sayıda Türkiye şampiyonlukları bulunuyor. Bu başarıların ardında yatan asıl neden; rakipsiz sayılacak kadar güçlü olması değil, yaptığı spora hiçbir rakibine odaklı olamayacak kadar duyduğu tutku, yani aslında tamamen kendisiyle yarışması... “Ben hiçbir zaman, dünya arenası dâhil, rakibime odaklı yarışmadım” diyor Cenk Devrim Ulusoy. “Daima kendimi anlamak, daha iyi hissetmek ve bu branşı daha iyi çözmek için antrenman yaptım. Bu da şu anki başarıları yakalamamı sağladı.”

İşte Cenk Devrim Ulusoy’un rekorları! (DR: Dünya Rekoru / TR: Türkiye Rekoru) İp Destekli Paletsiz Serbest Dalış – 86 m 2013 DR Değişken Ağırlık Paletsiz Dikey Dalış - 81 m 2012 DR İp Destekli Paletsiz Dikey Dalış - 81 m 2012 DR Dikey Dalış - 87.9 m 2011 DR Dinamik Apnea Türkiye Şampiyonası 204.65 m 2010 TR Avrupa Şampiyonası ( Jump Blue ) 159.54 m 2008 DR 3. Bari İtalya Sualtı Olimpiyatları ( Jump Blue ) 145 m 2007 DR Teneriffe İspanya Dünya Şampiyonası ( Jump Blue ) 152.95 m 2006 DR Çanakkale ( Statik Apnea ) 8 dk 10 sn 2005 DR Fethiye Türkiye DR (Jump Blue ) - 120 m 2004 DR ODTÜ Türkiye ( Dinamik Apnea ) - 164.3 m 2004 DR

Sadece rekorlarıyla değil, hayat hikayesi ve felsefesiyle örnek alınacak bir insan olan Cenk Devrim Ulusoy bu sporu 50 yaşına kadar yapmak istiyor. Aslında onun dalmaya, yüzmeye, keşfetmeye ne kadar aşık olduğunu TRT’de yayınlanan “Tek Nefes” programında da görebiliriz. Cenk’in sadece tek bir nefes alarak okyanusun su altındaki güzelliklerine yaptığı dalışı, akvaryumda görünce bile ürkeceğimiz deniz canlılarına dokunuşu, devasa kaplumbağalarla vals yaparcasına yüzüşünü izledikçe; “Acaba biz hayatta mıyız, yaşıyor muyuz?” diye kendimize sorabiliriz!