Mobilemenu
Profile

Foil'le Hız Peşinde!

Rüzgar sörfüne diyabet hastalığınızla mücadele etmek için başladığınız doğru mu? Hikayenizi anlatabilir misiniz?

Sörfe başladığım zaman zaten diyabetim vardı, zaman olarak biraz denk geldi. Çocukluğumdan beri şeker hastasıyım, o zamanlarda tatil köylerine gittiğim zaman hep rüzgar sörfü yapıyordum. Ortaokulda bana gitar dersi veren hocam aynı zamanda olimpik milli rüzgar sörfçüsüydü ve sık sık bana bunlardan bahsediyordu. Ondan sonra ben de profesyonel olarak yarışmaya karar verdim. Müzikte de inanılmaz kabiliyetsizdim, zaten sörfe başlayınca ortalıkta ne gitar dersi ne de başka bir şey kaldı (gülüyor).

Peki bu sporun diyabet hastalığı ile mücadelenize gerçekten yardımı dokundu mu?

Kesinlikle. Ben “tip-1” diyabet hastasıyım yani vücudum insülin üretmiyor, bunu dışarıdan karşılamak zorundayım. Ne kadar çok spor yaparsam aldığım dozları o kadar düşürebiliyorum. Benim yaş, boy ve kilomda olan birinin hemen hemen onda biri kadar insülin kullanıyorum. Kas miktarı artıp, yağ miktarınız azaldıkça vücudunuz insülini daha verimli kullanabiliyor. Dolayısıyla daha az insülin alıyorsunuz, daha az bağımlı oluyorsunuz. 16 senelik şeker hastasıyım, şu ana kadar vücudumda hiçbir komplikasyon çıkmadı. Ancak şunu da söylemekte fayda var; yelken, dağcılık gibi sporlar şeker hastaları için tavsiye edeceğim sporlar değil. En basitinden deniz ortasında şekerin düşebilir, bunlar çok büyük riskler. Kendi çocuğum şeker hastası olsa onun bu tip sporları yapmasını istemem. Havuzda kontrollü olarak yapılan yüzme veya koşu gibi sporlar şeker hastaları için ideal.

Siz böyle riskli bir durumla karşı karşıya geldiniz mi?

2002 yılında rüzgar sörfü yaparken hipoglisemi yani düşük şeker komasına girmiştim. Çok aktif olduğum o sene içinde, sürekli olarak yurtdışındaki yarışlara gidip geliyordum. Almanya’dan döndükten bir gün sonra yine denize çıkmıştım. O gün lodos vardı,  adaya gittim ancak geri gelirken rüzgar düştü ve dönüşüm uzadı. Trapezimdeki jeller yeterli olmadı ve düşüşlerim giderek artmaya başladı. En sonunda sarhoş gibi ayakta duramayacak hale geldim ve board’un üzerinde bayıldığımı hatırlıyorum. Neyse ki beni uzaktan Yelken Kulübü şube kaptanı görmüş. Beni tanıyan ve hastalığımı bilen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi rektörü de o sırada kulüpteymiş. Onun müdahalesiyle kendime geldim.

Hastalığınız spor yaşamınızda ne gibi zorluklar yaratıyor?

Günde yaklaşık 10 kez şekerimi ölçüyorum, 5 kez dışarıdan insülin alıyorum. Denizde şekerim düşerse hayati riskim var, vücuduma zarar gelmemesi için de yüksek olmaması lazım. Bunlar benim için zor olabiliyor ancak bu durum bana yeni bir boyut da katıyor. Disiplinsiz bir şeker hastasına sporu önermem. Bu biraz arabanın motorunu kuvvetlendirmeye benziyor. Arabayı güçlendirmek iyi bir sürücü için avantaj ancak kötü bir sürücüysen sonuçları daha ağır olur. Ben bunu ince detaylarıyla düşünüp yapıyorum ve disiplini kesinlikle elden bırakmıyorum. Kitesurf, normal insanlar için bile biraz uç bir örnek. O yüzden söylediğim gibi koşu, yüzme gibi sporlar şeker hastaları için daha mantıklı.

Rüzgar sörfünden kiteboard’a nasıl geçtiniz?

Kitesurf ile ABD’de tanıştım ama tam olarak Türkiye’de başladım diyebilirim. O zamanlar Eczacıbaşı firmasında çalışıyordum ancak kurumsal hayattan sıkılmaya başlamıştım. Yeni bir şeyler bulmam gerekiyordu; tam o sıralarda da kiteboard, rüzgar sörfünün yerine Olimpiyatlar’a alınmıştı. “Olimpiyatlar’a hazırlanacağım” diyerek işimden istifa ettim. Aynı gece dört arkadaş yola çıktık, üstelik arkadaşlarımdan biri kite’cı olmamasına rağmen gaza gelip istifa etmişti! Ertesi gün İzmir’den malzemeleri aldık ve Alaçatı’da suya çıktık. O günden beri sürekli olarak bu sporu yapıyorum.

Üniversitede spor fakültesine girmişken kendinizi kurumsal bir hayatın içinde bulmanız nasıl gerçekleşti?

2004 yılında olimpik rüzgar sörfü dalında Olimpiyatlar’a hazırlandım fakat Türkiye ikincisi oldum ve katılma hakkı elde edemedim. Bu dalı 21 yaşında bıraktım. Lise ve üniversitede derslerim iyiydi.  Spor fakültesinde okuyordum ancak içimde yaşam korkusu vardı. Yaptığım şey pozitifti ama mezun olduğum lise olan Saint Benoit’dan sonra spor fakültesine giden birini duymamıştım. Arkadaşlarıma göre çok radikal bir karar vermiştim. Onlar kurumsal firmalara girerken sen: “Beden hocası olsam ne kadar kazanırım” diye düşünüyorsun. Şu anda geçmişe bakarak değerlendirdiğimde yanlış olduğunu düşündüğüm bir kararla sporu bıraktım, ABD’ye giderek Finans ve Bankacılık okudum. Üniversiteyi ikinci olarak bitirdim. Orada üç sene çalıştıktan sonra, Türkiye’ye döndüm ve Eczacıbaşı firmasında çalışmaya başladım, EYAP’ta bütçe planlama uzmanı olarak görev yaptım. Sonra hayatın kısa olduğunu ve işlerin benim düşündüğüm gibi olmadığını gördüm.  Kurumsal hayattan soğuyup, kendimi spora adadım.

Kitesurf yaptığınız ilk anda neler hissetmiştiniz?

Rüzgar sörfü ve kitesurf çok benzer şeyler; ikisinde de su üzerinde istediğiniz hıza ulaşma imkanınız var. Kitesurf, rüzgar sörfündeki özgürlük hissini bir tık daha öteye taşıdı. Mesela kitesurf’te yükseğe zıplayabiliyorsunuz, bir bakıma uçuyorsunuz. Bu inanılmaz bir hissiyat. Rüzgar sörfü yaparken yelken hep yakınınızda ve baktığınız yön sürekli olarak kapalı. Kite’da görüşünüz 360 derece açık. Bu gibi ufak detaylar, özgürlük hissini çok daha ileri taşıyor.

Rüzgar sörfünden kitesurf’e geçişte zorlandınız mı?

Uzun seneler rüzgar sörfü yaptım, kitesurf’e 2012 yılında başladım. Biri serbest stil ise diğeri kelebek stil yüzme gibi. Aynı spor, farklı stil ve yeni araç kullanımı. Teknik ve hareket anlamında farklılıklar var ancak mental ve psikolojik olarak tamamen aynı şey.

Kitesurf’ü hangi disiplinlerde yapıyorsunuz?

Olimpik olduğu için “formula” disiplinini seçtim. Bu disiplinde dört tip kite seçebiliyorsunuz ve malzemenizin seri üretim olması lazım. Son 2 senedir en hızlı disiplin buydu ancak foil çıkınca işler değişti. Bu süreç içinde foil, formula’nın bütün rekorlarını alt üst etti. 2020 Olimpiyatları’nda da formula değil hydrofoil kiteboard’ları göreceğiz. Bu da sporun bir anda nasıl değiştiğini gösteriyor.

Hydrofoil kiteboard ile tanışmanız nasıl gerçekleşti? Alışılagelmiş kiteboard’dan ne gibi farkları var?

Foil 30 senedir var olan fakat manevra yapılabilen bir araç değildi. 2012 yılında dünya şampiyonu sporcu Johnny Heineken, foil’le ilk defa rüzgar altı ve rüzgar üstü dönüş yapmayı başaran isim oldu. YouTube’da görüntülerini yayınlayınca bu iş patlama yaptı. Daha sonra Heineken’in sörf yaptığı San Francisco’da düzenlenen Amerika Kupası Yelken Yarışları’na katılan sporcular onu görerek, foil’in yapabileceklerini keşfetme imkanı buldular. Heineken, o yıl Golden Gate Köprüsü’nde düzenlenen Bridge to Bridge yarışının rekorunu foil kullanarak %30 kadar geliştirdi. Bunu gören tüm yelken camiası foil’e saldırmaya başladı. Bir sonraki sene Amerika Kupası’nda hydrofoil’li tekneler kullanıldı, hızlar inanılmaz arttı. Foil-kitesurfing ile rüzgarın hızından üç kat daha hızlı, ayrıca yine rüzgara karşı çok daha dik bir şekilde gidebiliyorsunuz. Foil’in boyu 1 metre ve sudan o kadar yüksekte olmak çok farklı bir his. O mesafe ufkumuzu genişletiyor ayrıca çok daha büyük bir özgürlük hissi sağlıyor.

Foil kontrolü normal kiteboard’lara göre daha mı zor?

Johnny Heikenen’in videosunda görebilirsiniz; her ne kadar dünya şampiyonu olsa da o bile çok fazla düşüş yaşıyor. Ne kadar düşüş yaşarsa yaşasın, yine de çok hızlı gidiyor. Sürtünmemiz daha az, bu tıpkı uçan kaykay üzerinde olmak gibi. Daha önce hiç uçan kaykay yapmadım ama eminim hissi aynıdır!

Hydrofoil kullanımı sörf camiasında ne kadar yaygın?

Foil’ler şu aşamada hem çok pahalı hem de tam anlamıyla oturmuş bir seri üretimi yok. Almaya niyetlenseydiniz, 6-7 ay öncesine kadar bekleme listesi çok uzundu. Ben de videoları izleye izleye bir seneden fazla bekledim. Foil’in çok tehlikeli olduğunu söyleyenler oluyor. Bu hep böyledir;  yeni bir şeye başlandığı zaman beceremeyenler hep olayı baltalamaya çalışır. Zaman vermek gerek. Profesyonel rüzgar sörfü yarışlarını organize eden PWA’de, rüzgar hızı düşük olan havalarda foil yapmak için görüşmelere başlandı. Rüzgar sörfü camiası şu anda foil’i reddetme aşamasında ama ben 10 sene sonra onların da birçoğunun foil kullanacağından eminim. 15 knot’a kadar olan rüzgarlarda kesinlikle foil’siz suya çıkmayacaklar.

Bir senelik bekleyişten sonra hydrofoil’e kavuştuğunuz zaman ne yaptınız?

Foil’i Fransa’da yaptırdım ve tatil için Belçika’da olan arkadaşıma gönderttim. Arkadaşımı Belçika dönüşünde havaalanında karşıladım. Başka arkadaşların siparişleri de vardı hatta gece saat 1’de Çağlayan Adliyesi’nin önünde onlardan birine foil’ini verdim. Polis görse yasa dışı bir iş yaptığımızı zanneder! Ertesi gün hemen suya çıktım. Başlangıç çok ağır oldu, çok düşüş yaşadım. Board çarptığı için kulağımı zedeledim. Foil, kitesurf’ün ekstremini biraz daha arttırdı. Foil sayesinde, az rüzgarlı havalarda bile rahatlıkla 60-70 km/saat hız yapabiliyorum. O hızlara çıktığın zaman düşüşler de çok sert oluyor tabii.

Hız faktörü sizin için her zaman önemli sanırım...

Hız benim en büyük tutkum. Rüzgar altı, rüzgar üstü gitme açısı, dönüşlerdeki çeviklik… Eskiden olimpik rüzgar sörfünde 8 knot’da “plane” olamıyordunuz. Kitesurf’te ise 4 knot rüzgarda bile 10-12 knot hıza ulaşabiliyorsunuz. Foil ile işler çok daha gelişecek.

Favori ve üzerinde çalıştığınız, yapmak istediğiniz hareketler hangileri?

Foil’ci olduğum için “jibe” ve “tramola” atma üzerinde çalışıyorum. Başarana kadar çok zorlandım, şu anda da mükemmeli oturtmaya çalışıyorum. Öne, arkaya takla da atabiliyoruz ancak bunlar çok zor hareketler değil. En zoru o jibe ve tramola’yı suya hiç değmeden, mükemmel bir şekilde atmak. Her suya çıktığımda 100 jibe, 100 tramola deniyorum. Foil eski board’lara göre tek tekerlekli bisiklet gibi. Çok daha dengesiz, daha hassas ama çok daha kıvrak.

Rüzgar sörfü ve kitesurf’teki başarılarınızdan bahseder misiniz?

Kitesurf’te yeni olduğum için fazla başarım yok. Erciyes’te düzenlenen snowkite turnuvasında Türkiye slalom şampiyonu oldum. Olimpik rüzgar sörfünde Türkiye ikinciliği yaşadım. Olimpik rüzgar sörfünün bir alt sınıfı olan RS-1’de dünya üçüncüsü oldum. Fransa’da düzenlenen Akdeniz Şampiyonası’nda üçüncü oldum. Gençler Dünya Şampiyonası’nda 19’uncu oldum.

Snowkite ve kitesurf arasında çok fark var mı?

Oldukça benzerler. Ben aslında dağ sporcusu değilim. Tırmanmayı severim ama snowboard veya kayakçı değilim. Kendi malzemem, hatta kıyafetim bile yok öyle söyleyeyim! İkisi arasında kumda koşmakla, asfaltta koşmak arasında olduğu gibi küçük farklar var.

Kitesurf’te fark yarattığınız, en güçlü yanınız nedir?

Bu sporu çok sevmem diyebilirim. Bunun haricinde atletik bir yelkenci olmam benim için avantaj. Kolay kolay sakatlanmam, fazla antrenman kaldırabilirim, çok çabuk gelişim gösterebilirim. En sevdiğim özelliklerim bunlar, ayrıca yurtdışından gelen biri olarak yeni şeyler denemeye açığım. Örneğin formula kitesurf’teki seviyeme ulaşabilmek için iki senemi verdim ancak foil ile yine bir anda öğrenci seviyesine geri döndüm. Foil’e haziran ayında başladığımda Türkiye’nin en hızlı rüzgar sörfçüleri olan arkadaşlarım bana “Bundan bir şey olmaz” dediler ancak hala çok düşmeme rağmen onları geçmeye başladım bile. Seneye onlara “formula” ile attığım farkın çok daha fazlasını atacağımdan eminim.

En unutulmaz sörf anınız nedir?

6 kıtada rüzgar sörfü yaptığım ve yarışlara gittiğim için çok macera yaşadım. Dünya Şampiyonası’nın bir ayağında Kuzey Denizi’nde çıkan fırtınada kaldım ve kurtarıldım. Fok, yunus çok gördüm hatta meşhur Alcatraz Hapishanesi’nin yakınlarında bir balinanın üzerime su püskürttüğü bile oldu! Açıkta rüzgarın bitip, karaya yüzerek döndüğüm de çok oldu.

Bundan iki sene evvel bir arkadaşımla Yeşilyurt’ta suya çıkmıştık. O zamanlar ikimiz de kite’da yeniydik hatta arkadaşım benden daha da acemiydi. Rüzgar bir anda arttı ve ben açığa gidip zıplamaya başladım. Yeşilyurt’ta kite yaparken uçakların inişini denizden görebiliyoruz. Uçaklar inecekleri pisti rüzgara göre seçiyorlar ve ben de o zaman uçakların lodos pistinden değil karayel pistinden indiklerini gördüm. Rüzgar açığa doğru esecek diye arkadaşıma yanıma gelmemesi için bir hareket yaptım ama o tersini anladı ve yanıma gelerek zıplamaya başladı.

“Hemen karaya dön, rüzgar değişti” dememden 30 saniye sonra rüzgar yönünü değiştirdi, arkadaşım uçurtmasını suya düşürdü. Şubat ayının sonunda, buz gibi bir havada sürüklenmeye başladı. Ben de uçurtmayı düşürmeden zar zor en yakın kara parçasına gittim, orası da Hava Harp Okulu’ydu. Baktım her pencereden üç tane kel kafa fırlamış, bana bakıyorlar. İki ekip aracı geldi, içinden inen bir askere “Uçurtmayı indireceğim, yardımcı olur musun?” diye sordum. Asker bana cevap bile vermedi arabaya koştu ve “Komutanım, Türkçe biliyor” dedi. Komutan arabadan indi ve bana hangi uçaktan atladığımı sordu. Kıyıdan board’la çıktığımızı söylesem de bana inanmadı ve bu kez “Hangi binadan atladın?” dedi. Arkadaşımın suda olduğunu ve botları olup olmadığını sordum ama hiç umursamadılar.

45 dakika arkadaşıma bağırdığımı ve ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Eşine, çocuklarına nasıl söyleyeceğim diye düşünüyordum. Neyse ki daha sonra arkadaşımın ilerideki kayaların arasından çıktığını gördüm. Askeriye ona yardım etmem için beni bıraktı. Elimde trapez, üzerimde siyah neopren kıyafet, saçlarım da sarı, sahil yolunda yürürken bazı araçlar durumu yanlış anlayıp korna çalmaya başladılar! Arkadaşımın yanına gittim, baktım üstü başı pislik içindeydi. Açıkta çok üşüdüğü için Bakırköy Belediyesi’nin yani İstanbul’un en büyük lağımına girmiş. Tabii oradaki su sıcak olduğu için rahatlamış görünüyordu (gülüyor). Hikayelerim anlatmakla bitmez.

Bu sporu yaparken hiç aklınızdan çıkartmadığınız, felsefenizi yansıtan bir motto var mı?

Denizdeki en kötü gün, ofisteki en iyi günden iyidir. Yurtdışında biraz klişe bir sözdür ancak ben beğeniyorum.

Ülkemizde ve dünyadaki favori sörf bölgeleriniz hangileri?

Arka bahçem gibi olduğu için Yeşilyurt. ABD’de yaşadığım yer olan San Francisco’yu söyleyebilirim. Golden Gate Köprüsü’nün altından çok geçmişliğim var. Sacramento’da bir nehir olan Rio Vista da çok hoşuma gidiyordu.

Şu an kiteboard haricinde uğraştığınız bir mesleğiniz var mı?

Gayrimenkul ve inşaat ile ilgili olan aile işimize yardım ediyorum. Bu masa başı veya sürekli başında durmam gereken aktif bir iş değil. Bu da bana büyük avantaj sağlıyor tabii.

Kitesurf haricinde diğer spor dallarıyla ilgileniyor musunuz?

Türkçede kano olarak yanlış kullanılan olimpik kayak sporunu yapıyorum. Yüzüyorum, koşuyorum, bouldering ve paddle board yapıyorum. O kadar çok şey yaptım ki şu an hepsi aklıma bile gelmiyor.

Bunların kitesurf için bir avantajı oluyor mu?

Kesinlikle! Fiziksel durumum başkalarına göre çok iyi ve çok dayanıklıyım. Mesela yüzücü olmamama ve hiç antrenman yapmamama rağmen Boğaz’da düzenlenen yüzme yarışında en rekabetçi aralık olan 20-29 yaş kategorisinde 21’inci oldum. Hatta Marsilya’daki üniversitede bütün öğrencilere yapılan oksijen kullanım kapasitesi testinde 750 kişi arasından en yüksek skoru ben almıştım. Öğrenciler arasında Marsilya takımında futbol oynayan da vardı, bisikletçiler ve uzun mesafe koşucuları da.

Sponsorluk anlaşmanız var mı? Sizce sponsor bulmak zor mu?

Şu anda yurtdışı yarışlarına gitmediğim için bir arayışım yok. Sponsor bulmak çok kolay değil ancak imkansız da değil. Rüzgar sörfü yaparken bugün de ilaçlarını kullanmaya devam ettiğim uluslararası bir diyabet firması olan Novo Nordisk sponsorumdu. İddia ediyorum Türkiye’de bu tip sporlarda kimseye verilmemiş bir bütçem vardı. T-box, Benetton, Koç Allianz da sponsorum olmuştu ayrıca Türkiye Yelken Federasyonu da sürekli olarak destek veriyordu.

Kitesurf ile ilgili ileride gerçekleştirmek istediğiniz hayalleriniz neler?

2020 yılında kitesurf’ü tekrar Olimpiyatlar’a alırlarsa tüm zamanımı ayırarak bu işin içine gireceğim. Şu an için sadece Türkiye’de yapılan kitesurf yarışlarına katılıyorum. Kendimi geliştirmek ve Türkiye’deki en iyi kitesurf yapan kişi olmak istiyorum.

Keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. Türkiye’deki yeni gelişmeler ve girişimler beni çok mutlu ediyor. Advenport, bana göre çok değerli ve kesinlikle desteklenmesi gereken bir oluşum.