Mobilemenu
Profile

Denizdeki Formula 1 Gibi Ama Öyle Değil!

Aslında her şey Class 1 dünyasının düsturundan anlaşılabiliyor. “Eğer kontrollüysen, çok yavaş kalacaksın!” Hiçbir özelliğini bilmeyenler bile bu sözleri duyunca Class 1’in hız, cesaret ve mücadele ile dolu olduğunu anlar. Peki ama kontrollü olmamak mümkün mü? Denizin üzerinde, saatteki hızı 150 mili bulan, uçtu uçacak botlarla yarışmak, dalgaları hesaplayıp bir de rakiplere geçilmemeye çalışırken nasıl kontrol dışı hareket edilebilir? Ancak onlar Class 1 pilotları. Hızlı gitmek zorundalar; kontrollü olsalar da, olmasalar da!

Class 1 yarışları genellikle yapısı, organizasyonun değerlendirmesi ve yapılışı ile Formula 1 ile eş tutulur. Hatta sık yapılan hatalardan birisi de Class 1’i, Fomula 1’in suda yapılan şekli olarak nitelendirmek.  Fakat Class 1 bambaşka bir seri. Diğer taraftan off – shore yarışlarından farklı. Off – shore yarışları açık denizde, uzun süren mücadeleler. Class 1’in başlangıcı da bu yöndeydi, ilk yarış 9 saatten fazla sürmüştü. Ancak zamanla daha rahat takip edilmesi, seyirci ve katılımcı sayısının artması için bugünkü haline, belli bir alanda yarışmaya dönüştü.

Yat tasarımcısı Dick Bertram’ın fikrini geliştirdiği yarışlar 6 Mayıs 1956’da Miami – Nassau etabıyla başladı. Yaklaşık 184 deniz mili, 9 saat 20 dakikada geçildi ve 11 yarışçıdan sekizi bitişe ulaştı. Saatte ortalama 19,7 deniz mili sürat yapan botlar bugüne göre oldukça yavaş kalsa da temelde aynı dürtüler ve teknik becerilerle bezeliydi. Miami – Nassau etabına kısa zamanda The Around Long Island Marathon ve Miami – Key West rotaları eklendi. Avrupa’daki ilk yarış Sir Max Aitken’in öncülüğünde Cowes – Torquay etabında yapıldı. Bu yarış kısa sürede büyük ilgi gördü ve motor sporlarını “ata sporu” gören İtalya da yarışlara katılmaya başladı. Yarışlar, 1964 yılında kurulan bir birlikle resmiyete kavuştu ve UIM Class 1 Dünya Powerboat Şampiyonası adıyla yapılmaya başlandı.

Genelde 10 yarış yapılsa da bir şampiyonanın tamamlanması için sekiz etap yeterli. Yarışlara katılacak takım ve bot sayısında da kesin bir kural yok. Bütün motor sporlarında olduğu gibi Class 1 yarışları da üç günlük bir zaman dilimine yayılıyor. İlk gün kayıt işlemleri, teknik donanımların bakımı ve denemelerle geçiliyor. İkinci gün pole pozisyonunun belirlenmesi ve son ayarların yapılması için seeding’lere ayrılıyor. Pit ekibi çok önemli. Pervane seçiminden kullanılan benzinin miktarında, yarış taktiklerine kadar birçok detay onlarca kişiden oluşan mekanikçi, teknisyen ve direktörlerin, ortak zihin ve beden gücüyle oluşturuluyor. Örneğin, pervane seçimindeki en küçük bir hata yarışı kaybetmeye neden olabiliyor. Bir pilot yarışı kazanmak istiyorsa en doğru pervaneyi seçecek kişilere güvenmek durumunda.  Üçüncü günün öğleden sonrasında ise herkes aynı fikirde: “Haydi, yarışalım!”

Class 1 sezonunun sonunda bir dünya şampiyonu çıksa da üç birincisi daha var. Ortadoğu karasularındaki yarışlarda üstün olan takım Ortadoğu, Avrupa karasularında başarı gösterenler de Avrupa şampiyonu olarak kabul ediliyor. Yarışa "pole pozisyonu"nda başlayanların puanları da sayılıyor ve pole pozisyonu şampiyonu da belirleniyor. Garip ama gerçek!

Class 1 yarışlarında botlar akıl almaz hızlara ulaşabiliyor. Bugüne gelene kadar ulaşılan en yüksek hız saatte 161 deniz mili; yaklaşık 290 kilometreye karşılık geliyor. Bunu başaran da Victory Team. Victory Team, Class 1’in Ferrari’si gibi görülebilir. Aralarında Tencara, MTI, CUV ve Cougar’ın da bulunduğu pek çok bot üreticisi, yarışmacı takımlara tekne temin ediyor ama sadece Victory Team kendi botunu kendi üretiyor. Bugüne kadar en çok dünya şampiyonluğunu (8 kez) onlar kazandı. Bu durum hız ve yarış tutkusunun doruklarda yaşandığı Birleşik Arap Emirlikleri soyluluları için gerçek bir gurur. Arap Yarımadası off – shore yarışlarıyla 1989’da tanışmış, Dubai Emiri yarışa kendi botuyla katılma heyecanını göstermişti. Emir, kendisi adına yarışması için Victory Team’i kurdu, sponsorluğunu üstlendi.

Class 1, bir konuda tüm motor sporlarından ayrılıyor. Botun iki üyesi adeta tek kişilik bir organizma gibi hareket ederek insanın farklı bedenler ve zihinlerle nasıl ortak davranış gösterebileceği konusunda ortaya muazzam bir eser koyuyor. Pilot, motoru kullanma ve yönlendirme görevine sahipken, yardımcısı gazı kullanıyor ve hız, pozisyon bilgilerini sürücüye aktarıyor. Bir düşünün, araba kullanıyorsunuz, ancak gaz pedalında bir başkasının ayağı var! Ayağın sahibine güvenmekten başka bir seçeneğiniz var mı? İşte Class 1’de yarışan pilot ve co - pilot’un görevleri böylesine iç içe geçmiş durumda. Başka hiçbir spor iki insandan bir tane üstün insan yaratmayı başaramadı bugüne dek. Bunu başarmış olması bile Class 1’in özel bir seviyeye çıkmasına yetiyor.