Mobilemenu
Profile

Dünyanın Tepesinden Gökyüzüne: Valery Rozov

Çıkılabilecek en yüksek tepeden atlamak bir insanı ne kadar rahatlatabilir? Ya da şöyle soralım, çıkabileceği en yüksek tepeden kendini aşağı bırakmak bir insanı neden rahatlatır? Bu garip olduğu kadar merak uyandırıcı sorunun yanıtını bulmak için Valery Rozov adında biraz çılgın ve fazlasıyla adrenalin bağımlısı bir Rus’u tanıtmamız gerekiyor. Doğum tarihi 26 Aralık 1964, doğum yeri Nizhny Novgorod olan bu deli adam, 2013 yılının 5 Mayıs günü Everest Dağı’nın kuzey ucunun 7.220 metrelik zirvesi Changtse’den kendini boşluğa bırakarak BASE atlayışı alanında dünya rekorunu eline geçirdi. 2009 yılında aktif bir volkana uçarak dalış yapan, 2011 yılında Alpler’de bulunan Matterhorn’dan atlayan ilk sporcu olma unvanlarının sahibi; dağcılık, sky jumping ve sky surfing alanında da şampiyonlukları bulunan Rozov, Everest’ten atladığında popüler kültürün gündemine bomba gibi düşmüştü. Peki neydi bu BASE atlayışı ve Rozov bu işi nasıl yaptı?

BASE atlayışı, basitçe sabit bir yapı veya yamaçtan kendini boşluğa bıraktıktan sonra yere paraşütle yumuşak bir iniş yapmaktan ibaret. İsmi de bu atlayışın yapılabileceği noktaların isimlerinin kısaltmasından geliyor: Bina (building), anten (antenna), köprü (span) ve yamaç, uçurum gibi yer şekilleri (earth). Tanımına ve tariflerin basitliğine bakıp BASE sporcularını atlayacakları noktaya helikopterle indirilen, sonra da kendilerini aşağı salıveren kaçıklar olarak tanımlamayın. Atlayıştan öncesi de tıpkı atlayış ve uçuş anı gibi başlı başına bir hikâye.

Örneğin, BASE atlayışı alanında beş dünya rekorunun sahibi olan Valery Rozov’un Everest macerası atlayıştan haftalar önce başlamış. Yüksekliğe rağmen düşüş süresinin kısa olacağını hesaplayan sporcu, kondisyonunu zirveye çıkartmak için çalışmalara erken başlayıp teknik hesapları ve denklemleri düşünmeye başlamış: “Çok düz bir atlayış yapmam gerekiyordu. Düşüş mesafesi o kadar kısa ki vücudunuzun gereken havayı ve hızı hemen yakalaması gerekiyor. Dolayısıyla her zaman kullandığım yüksek rakıma uygun atlayış tulumu üzerinde bazı değişiklikler yaptık. Havada hız kazanmam üç ya da dört saniye sürdü. Hayatta kalacağımdan ancak o anda emin oldum.” Kendini yamaçtan bıraktığı o anı, atlayışın en zor noktası olarak tanımlayan sporcunun, başardığı işin büyüklüğünü anlaması yere indiği ilk anda olmamış: “İniş yaptığım anda o kadar yorgundum ki neler olduğunu, neyi başardığımı merkez kampa geri dönüp dinlenirken fark ettim. Olanların yavaş yavaş farkına vardım ve rahatladım.”