Mobilemenu
Profile

Ejder’in Yolu!

Bize biraz kendinden bahseder misin?

İsmim Ejder Ginyol. 1978 yılında Adana’da doğdum. Son 12 yıldır Gökova Körfezi’nde yaşıyorum ve 10 yıldır kitesurf sporuyla ilgileniyorum. Son 7 yıldır profesyonel yarışçı ve milli takım sporcusu olarak dünyanın çeşitli bölgelerindeki uluslararası yarışlarda Türkiye’yi temsil ediyorum.

Spor geliştikçe biz de kendimizi geliştiriyoruz ve edindiğim yarış tecrübelerini yeni nesle aktarmaya çalışıyorum. Şu anki misyonum dünyada iyi bir derecede kalıp Türk bayrağını buralarda tutmak ve açtığım kapıları gençlere de sunmak.

Kiteboard sporuyla Gökova’ya geldikten sonra mı tanıştın?

Kitesurf’e olan ilgim İngiltere’de yaşadığım zamanlarda internette bu sporu görmemle başladı. 10-12 yıl önceki araştırmalarda kiteboard’a dair ancak kötü kaliteli videolar bulabiliyorduk fakat spor gittikçe ilgimi çekmeye başladı. Hatta o kadar araştırdım ki dönemin en iyi board, kite ve trapez markalarını öğrenip daha Türkiye’ye gelmeden tüm malzemeleri satın almıştım! Daha herhangi bir kurs veya eğitim almadan malzemelerimi tamamladım çünkü hedefim belliydi. Malzemelerimle Türkiye’ye gidecek ve orada bu işi yapan kişileri bulacaktım.

İngiltere’de bu işi yapan eğitmen arkadaşlar bana işin teorik kısmını detaylı bir şekilde anlattı ve kite sporunu dünyaya öğreten ilk kayıt olan “Progression DVD”yi almamı söylediler. Ben de onu alarak Türkiye’ye gelmeden önce kendimi eğittim. Türkiye’ye geldikten sonra bu işin nerede yapıldığını araştırınca karşıma tabii ki Gökova çıktı.  O zamanlar 2-3 arkadaş burada Türkiye’deki ilk kite okulunu açmışlardı. Ben de gelip onları buldum ve hep beraber bu işe başladık.

İş nedeniyle mi İngiltere’de bulunuyordun?

Eşim İngiliz olduğu için orada sınırsız çalışma hakkım ve vizem var. Tabii şu an 12 yıldır beraber olduğumuz için kendisi Türk vatandaşlığını da aldı. İlk etapta onunla birlikte İngiltere’deydik fakat daha sonra eşim de benimle beraber Türkiye’ye geldikçe buranın yaşamak için çok daha iyi bir yer olduğunu gördü. Orada birlikte geçirdiğimiz 3-4 yıl sonrasında Türkiye’ye temelli dönüş yapmaya karar verdik. Tabii eşimin ailesi de orada olduğu için hala sık sık gelip gidiyoruz. Londra bizim için güzel bir köprü. Sezon sonunda İstanbul’dan Londra’ya gidiyoruz. Sevdiklerimizi görüp o sene dünyanın hangi bölgesine gideceksek oradan uçuyoruz. Sezon sonunda da yine aynı şekilde Londra’ya gelip, onları görüp, Türkiye’ye dönüş yapıyoruz.

Türkiye’ye dönerken hayatını kiteboard sporuna adama gibi bir fikrin var mıydı?

Onu söylemek biraz zor ama bu spor ciddi anlamda ilgimi çekmişti. Ben hayatım boyunca doğa sporlarına yöneldim ve kendimi bu alanlarda geliştirmeye çalıştım. Adana’da ilk doğa sporları merkezini kuranlardan biriyim. Hayatım boyunca yamaç paraşütü, kaya tırmanışı, rafting, dağ bisikleti gibi sporlar yaptım. Hiçbir zaman bir ofis işinde çalışma isteğim yoktu. Mezun olduğum Çukurova Üniversitesi İktisat bölümüne girerken bile asla banka veya bu gibi işlerde çalışmayacağımı biliyordum.

Yine de Türkiye’ye dönerken “Hayatımı tamamen kiteboard üzerine kuracağım ve milli sporcu olacağım” diye bir düşüncem olamazdı ama kendimi bildiğim için tüm doğa sporlarını bir yana itip bu spor üzerine yoğunlaşma isteğim vardı. Onun da sebebini şu anda görüyorum, iyi ki yapmışım.

Kiteboard’u daha önce denediğin sporlardan farklı kılan şeyler ne oldu?

Bu çok güzel bir soru. Ben bundan önce sualtı sporlarıyla ciddi anlamda ilgilendim. Uzun yıllar aletli dalış eğitmenliği yaptım. Dünyanın birçok yerinde dalış yaptım. Bunların temel nedeni deniz ve sualtının bana çok gizemli gelmesiydi. Şahsen tecrübem arttıkça dünyanın değişik yerlerinde dalsan bile ufkunu genişletebileceğin ve sporu çok fazla ileri taşıyabileceğin bir imkan göremedim. Tabii ki dalış malzemeleri de sürekli ileri gidiyor ve gelişiyor ancak fazla yarışma imkanı yok.

Kitesurf’te ise örneğin 1 ay boyunca bir hareketi çıkartmak için antrenman yapıyorsunuz. O hareketi çıkartıyorsunuz fakat bir bakıyorsunuz başka biri farklı bir şey yapıyor. Bu sefer onun üzerinde çalışmaya başlıyorsunuz derken yıllar geçiyor. Ben 10 yıldır, 12 ayın 11 ayını su üzerinde geçiriyorum ve bu sporu hem profesyonel düzeyde hem de hobi olarak yapıyorum ancak kesinlikle daha öğreneceğim çok şey var. Rüzgarı hissetme, doğanın içinde olma, sürekli yeni şeyler öğrenme gibi özellikleriyle kiteboard asla biteceğini düşünmediğim ve hayatım boyunca yapacağım bir spor.

Ayrıca kiteboard dünyada en hızlı büyüyen su sporu. Türkiye’de 3-4 yıl önce 100-200 rider varken şu anda bu sayı 10-15 bin aralığında. Ayrıca güzel bir bilgi de vereyim: Önümüzdeki yıl Olimpiyat Komitesi kiteboard’un 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda olup olmayacağına dair bir açıklama yapacak. 2018 yılında Gençler Olimpiyatları’nda kiteboard da yer alacak. Bu nedenle 2020 için çok pozitifiz çünkü komitenin aradığı her özellik kiteboard’da mevcut. Hem yeni hem görsel olarak etkileyici hem de izlemesi zevkli bir spor.

Kiteboard’un Tokyo Olimpiyatları’na dahil edilmesi halinde sen de kota için yarışacak mısın?

2015 yılının Türkiye şampiyonuyum aynı zamanda dünya sıralamasında ilk 20’deyim. Bu benim için gurur verici bir şey tabii ama asıl amacım benden sonra gelecek neslin önünü açmak. Kiteboard olimpik branş olarak açıklanırsa Federasyon bunun için özel bir bütçe ayıracak. Bu bütçe ile birlikte bir milli takım kurulacak. Benim hedefim de bu takımda hem yarışçı hem antrenör olarak dünyada katıldığımız yarışlarda rakipler üzerinde “Türk takımı geldi” korkusunu yaratabilmek.

Kitefoil’i nasıl keşfettin?

İçinde bulunduğum “Formula” sınıfını daha önce yarış board’larıyla yapıyorduk. Spor geliştikçe hydrofoil’ler ortaya çıkmaya başladı. Bunları ilk olarak Fransız arkadaşlarda görmeye başladık. Genelde Fransızlar her sporda öncüdür. Zaten kiteboard fikrini Hawaii’de paraşüt kullanarak sörf yapanları gördükten sonra hayata geçirip patentini alan da iki Fransız kardeştir. Fransızların bu gibi yeniliklerde öncü olmalarının yetişme tarzları ve hükümetin verdiği destekten ileri geldiğini düşünüyorum. İlk başta Fransız arkadaşlarda görüğümüz hydrofoil’ler için “Raceboard’la zaten hızlıyız bu öyle gözükmüyor, sürekli düşüyorsunuz” diyerek gülüyorduk ancak meğer onlar geleceği bizden önce görüyorlarmış. Race board kullanan tüm yarışçılar 2-3 sene içinde foil’e geçti. Şu an zaten Dünya Yelken Federasyonu’nun düzenlediği yarışların formula sınıfında sadece hydrofoil’ler kullanılıyor. Ayrıca 2020 Olimpiyat Oyunları’na dahil edilmesi düşünülen tek branş da hydrofoil.

Hydrofoil sayesinde çok düşük rüzgarlarda bile su üzerinde çok rahat gidebiliyorsunuz. Normal twintip board’larla kaymak için rüzgarın 12-13 knot olması lazım fakat hydrofoil’in suyla teması olmadığı için 4-5 knot’ta bile kayabiliyoruz. Yaz aylarında Türkiye’nin birçok yerinde 8-10 knot rüzgar esiyor. Bu rüzgarın estiği her yerde de hydrofoil yapılsın isterim.

Hydrofoil ile kaymayı öğrenme süreci zorlu mu?

Zordan ziyade biraz farklı. Bir kişinin foil öğrenmek için “twintip” dediğimiz normal board’larla kaymayı bilmesi lazım. Hydrofoil board’lara geçtiğinizde kite kontrolü konusunda bir sıkıntınızın olmaması gerekiyor. Havada olan uçurtmanız nerede duruyor, ne kadar güç veriyor… Bunları bilmeniz ve uçurtmanın artık vücudunuzun bir parçası gibi olması lazım. Bu seviyeye gelmek çok da uzun sürmez: Her gün alacağınız ders ve yapacağınız antrenmanlar sonunda 2-3 haftada bu kıvama gelebilirsiniz. Şu an Türkiye’de hydrofoil dersi veren tek kişi benim. Yeterli seviyeye ulaşan öğrencilerimi de zaten foil’e yönlendiriyorum.  Şu an hali hazırda 12 kişiye hydrofoil öğrettim. Bu da beni sevindiriyor.

Şu an hayatını tamamen kiteboard sporundan mı kazanıyorsun?

Evet, şu an odaklandığımız nokta bu. Eşimle birlikte 7 ay boyunca Kiteboard Gökova okulunda eğitmenlik yapıyoruz. Hayatımızı bu şekilde devam ettiriyoruz. Kış aylarında yurt dışında bazı özel klinikler veriyorum. Bire bir özel ders gibi değil ama hydrofoil’i bilen kişilerin daha üst seviyeye gelmeleri, daha hızlanmaları ve yarış tecrübesi kazanmaları konusunda yardımcı oluyorum.

Şu anda kış aylarını Meksika’da geçirmektesin. Burayı seçmenin nedeni neydi? Oradaki günlerin nasıl geçiyor?

Evet, son 2 yıldır kış aylarını Meksika’da geçiriyorum. Ondan önce Avustralya’daydım. Ondan önce 4 yıl boyunca Filipinler’deydim. Dünyanın değişik yerlerinde ve farklı sularda kaydığınız zaman tecrübeniz çok daha fazla gelişiyor.

Gittiğim yerleri seçerken benim için en belirleyici faktörler rüzgarın yeterli ve iklimin sıcak olması. Daha sonra bölgede uluslararası çapta, üst seviyede rider’ların katıldığı yarışların olup olmadığına bakıyorum. Ben son 10 yıldır kış yaşamıyorum! Soğuğu sevmiyorum. 23 derecenin altındaki her sıcaklık benim için soğuk. Hayatımda şort, tişört ve terlikten başka bir üniforma düşünemiyorum. Bazen bir davete gideceğimiz zaman pantolon, gömlek giydiğimde kendimi kafese kapatılmış vahşi bir hayvan gibi hissediyorum (gülüyor).  

Meksika’da Baja California adındaki eyaletin La Ventana ismindeki ufak balıkçı kasabasını ABD’li iki yarışçı arkadaşım önermişti. Güney, Orta ve Kuzey Amerika’nın tüm rider’ları kış aylarını burada geçiriyor. İklimi ılıman, sürekli olarak kuzeyden esen rüzgarı var. Ayrıca o bölgede 3 tane büyük uluslararası yarış da var. Bu da benim gibi yarışçılar için bulunmaz bir fırsat.

İtalya’da yaşadığın şampiyonluk tecrübesini anlatabilir misin?

İtalya’daki son yarışta 62 rider’ı 3 ayrı gruba böldüler. Bu gruplarda mücadele ettiğimiz ilk iki gün sonunda aldığımız puanlara göre altın, gümüş, bronz grup olarak bir kez daha ayrılacaktık. İtalya’da kendimi altın grupta görebilsem çok sevinecektim, tüm hedefim oydu. Dünyanın en iyi rider’larıyla yarıştım hatta bazıları benden iyiydi ama iki gün sonunda kendimi 20’nci sırada altın grupta buldum. Yarışlarda ayrıca 21 yaş altı, 21-35 yaş arası ve 35 yaş üstü “master” kategorisinde ayrı bir ödüllendirme de yapılır. Ben altın gruba girmenin sevinciyle bir detayı göremedim, arkadaşımın uyarısı sayesinde altın gruptaki tek master olduğumu görünce inanılmaz bir heyecan yaşadım ve daha yarışlar bitmeden master kategorisinde şampiyonluğumu ilan etmiş oldum.

Kendi kategorimde dünyanın en iyisi olduğumu gösterebilmek ve Türk bayrağını dalgalandırmak benim için büyük bir gururdu.  

Bunun haricinde kiteboard’da sana en çok gurur veren başarıların hangileri?

Farklı kıtalarda düzenlenen uluslararası yarışlarda kürsüye çıktım, sayısız madalya kazandım. Avustralya’da birincilik, ikincilik kürsülerim var. Filipinler’de yaptığım ikincilik ve üçüncülük kürsülerim var. Son 2 yıldır Amerika kıtasında yaptığım kürsüler var. Tabii bir futbol veya basketbol olmadığı için bu başarılar medyada paylaşılmıyor ama Türk bayrağını dünyanın her yerinde dalgalandırıyoruz. Türklerin sporun her branşında olduğunu ve bu işi çok ciddi anlamda yaptığımızı insanlara gösteriyoruz. Umarım bizden sonra gelen gençler bu başarıları daha ileri taşıyacaklardır.

Bütün bunları kendi imkanlarınla mı başarıyorsun? Seni destekleyen kurumlar var mı?

Yelken Federasyonu, yurt dışındaki yarışlara giderken özel gri pasaport sağladığı için vize sorunu yaşamıyoruz. Bu tabii bizim için büyük bir avantaj ancak onun dışındaki her şeyi kendim yaptım. Tabii sporun büyümesiyle firmaların bakış açısı da değişiyor. Şu an Akyaka’daki plaja bakarsanız zaten değişik firmaların okullara sponsor olduğunu görebilirsiniz. İnanıyorum ki kiteboard’un olimpik spor olmasıyla birlikte de bizler sporcular olarak daha fazla destek göreceğiz.

Spor sporcusuz, sporcu da sponsorsuz olmaz. Dünya çapında başarılar elde eden sporculara baktığınızda büyük sponsor destekleri aldıklarını görürsünüz. Sporcunun kafasındaki tek soru işaretinin yarış olması lazım. Aksi halde bir sporcudan %100 performans alma ihtimaliniz azalır.

İlerisi için ümit vadettiğini düşündüğün genç kite’çılar var mı?

Şu an Türkiye’de hydrofoil’i benden sonra en iyi yapan öz yeğenim Armağan Ersolak var. 13 yaşından beri bu sporun içinde. Tüm yazlarını burada, Akyaka’da geçiriyor ve son 2 yıldır ciddi anlamda yarışıyor. Sırasıyla Türkiye dördüncüsü, üçüncüsü geçen sene de Türkiye ikincisi oldu. Çok kısa sürede Türkiye şampiyonu olacağına eminim. Zaten benim görmek istediğim de onun benden daha iyi seviyeye gelmesi.

Yarışlar için özel hazırlıklar yapıyor musun? Yoksa zaten bütün gün suda olduğun için buna gerek kalmıyor mu?

Ciddi anlamda yarışçı olmak belli bir disiplin de gerektiriyor. Ben her gün 50 dakikalık antrenman yarışlarımı yaparım. Bu antrenmanlar da genelde hızımı artırmaya yönelik oluyor. GPS’li saat yardımıyla bir alt, bir üst şamandıra kullanarak kendi zamanımı geçmeye çalışıyorum. Geçemezsem hatalarımı araştırıyorum, geçebiliyorsam doğrularımı görüyor ve kendimi yetiştirmeye çalışıyorum.

İşin kilit noktası antrenman. Yeterli antrenman yaparsanız beyin, kas kontrolünü düşünmeden yapmaya başlıyor. Bir yarışçı için en önemli yetenek bu. Ara verdiğiniz zaman her sporda olduğu gibi kiteboard’da da geri gittiğinizi görürsünüz. Benim amacım da 12 ayın 11 ayını suda geçirip 2 ayda bir katıldığım yarışlarla adrenalini sıcak tutarak tecrübemi artırmak.

Antrenmanların yanında beslenmeme de çok dikkat ederim. Eşimle genelde dışarıda yemek yerine evde organik ürünlerle beslenmeye çalışıyoruz.

Önümüzde hazırlandığın yarışlar var mı?

10-14 Ağustos tarihleri arasında İstanbul, Kilyos Burç Beach’te İstanbul Kite Festival kapsamında dört ayrı yarış yapılacak. Birincisi “Kite-Foil Formula” yani benim yarıştığım disiplin. Bunun haricinde en uzun süre havada kalmaya çalışacağımız “Hang-Time” yarışı yapılacak. Eğer benim disiplinimle aynı zamana denk gelmezse ona da katılmayı düşünüyorum. Bu organizasyon kapsamında insanlar Türkiye’deki en iyi rider’ları izleme imkanına sahip olacak.

7- 15 Eylül 2016 tarihleri arasında Çin’de yapılacak IKA Dünya Formula Kite Şampiyonası’na Türk Milli Takımı olarak Armağan Ersolak ile birlikte katılacağım.

Kiteboard için favori bölgelerin nereler?

İnanın bana dünyada en sevdiğim yer Gökova. Tabii bunu bir Türk olduğum için söylüyorum gibi görülebilir ama kutuplar dışında dünyanın her yerinde kaydım ve kitesurf için böyle güzel bir bölge görmedim. Rüzgarı sürekli denizden karaya eser, sıcaklığı 25-30 derece civarında. Sağında solunda dağları, arkanıza baktığınızda geniş platosuyla manzara olarak, insanları, yemekleriyle her şeyiyle güzel bir bölge. Tabii burada rüzgarı 7 ay alabiliyoruz. Geri kalan dönem kış ayları olduğu için dünyayı gezdim ve bu gezilerde değişik noktaları ziyaret ettim. Gökova’dan sonra benim için en güzel yer Meksika’nın La Ventana kasabası.

Kitesurf haricinde bir sporla ilgileniyor musun?

Şu an kite dışında bir sporla uğraşmıyorum çünkü zamanım yok. Yarışlar her sene giderek daha ciddileşiyor ayrıca spor gelecek sene Olimpik branş olacak. Ondan sonra kurulacak milli takımla birlikte dünyanın farklı yerlerinde antrenman ve kamplar yapıp, yarışlara katılıp üst seviyelere gelmek istiyorum. Zaten başka sporlara zaman ayırmak gibi bir isteğim de yok çünkü hydrofoil bana yeterince adrenalin, zevk ve heyecan veriyor.

Yurt dışındaki yarışlar için verilen gri pasaport desteği haricinde kişisel sponsorun olan markalar var mı?

Geçtiğimiz günlerde okulumuzu ziyaret eden Hakan Fındıkoğlu’nun İstanbul’da üretip 80 ülkeye ihraç ettiği markası Swing Eyewear ile yeni oluşan bir sponsorluk anlaşmam var. Türk bir rider olarak yerli bir markanın beni desteklemesi de benim için ayrı olarak gurur verici. 

Kiteboard yaparken yaşadığın unutulmaz anlardan birini anlatabilir misin?

Şu an aklıma ilk gelen olayı geçtiğimiz şubat ayında Meksika’da La Ventana’da kayarken yaşamıştım. Cortez Denizi canlılık açısından çok zengin bir yer. Ben de kayarken suda bir karartı gördüm. Biraz üzerine doğru gittim ve yaklaştıkça bunun bir balina olduğunu gördüm. Sualtını geçmişten itibaren tanıdığım için hiç zararı olmayan bir canlı olduğunu biliyordum. Bu yüzden onu da çok ürkütmeden 5-10 dakika boyunca birlikte dolandık. Bu tür hayvanları televizyonda görünce seviyoruz ancak onları gerçek hayatta, tutsak olmadıkları bir ortamda görmek çok daha farklı. Suda sadece o ve ben vardık. Benim için çok güzel bir paylaşımdı.

Sosyal medya hesaplarına bakınca Bruce Lee’ye de bir hayranlık beslediğini gördüm. Onun felsefesinin kiteboard’a uyarladığın bölümleri var mı?

Bruce Lee hayranlığım ismimden geliyor biraz. İsmim Ejder, onun da filmlerinde hep “dragon” geçtiği için insanlar bana takılırdı. Bruce Lee, felsefesi çok detaylı olarak incelenmesi gereken bir kişi. Onun en çok sevdiğim örneği de “Be water my friend” yani “Su ol arkadaşım” deyimidir. 

“Zihnini boşalt. Su gibi formsuz, şekilsiz ol. Şimdi, suyu bir bardağa doldurursan, su bardak olur. Onu çay demliğine doldur, o zaman su çay demliği olur. Bak, su akar, yayılır, damlar ya da parçalanır. Su gibi ol dostum.”

İleride kiteboard ile ilgili hayallerinden bahseder misin?

En büyük isteğim milli takım antrenörü olup, çok güçlü takım yaratıp, dünyanın çeşitli yerlerindeki yarışlarda Türk sporcuların rakiplerine o tatlı korkuyu vermelerini sağlamak. İkincisi insanlara bu sporun Türkiye’nin her yerinde; karada, dağda, denizde  yapılabileceğini göstermek ve kiteboard sporunu onlarla paylaşmak. Bunun için iki ayrı projem var: Birisi hydrofoil’le Kıbrıs- Türkiye geçişi. Bu benim çok rahat yapabileceğim bir şey ama bir sponsor desteği olması lazım. Bu firmalar için çok büyük bir bütçe değil ama şahıs olarak bizim için büyük rakamlar olacaktır. Tabii bunu bir reklam gideri olarak düşünmek gerek çünkü dünyada bir ilki gerçekleştirerek büyük bir ses getireceğiz. Yaptığım araştırmalara göre benim seviyemdeki bir rider’ın bu geçişi 5-8 saat arasında yapabileceğini düşünüyorum.  

Diğer projem ise ülkemizin dört denizi: Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz rotalarını izleyerek doğduğum yer Adana’da sonlandıracağım bir kite turu. Gittiğim bölgelerde bu sporu insanlara tanıtıp bu macerada yaşadıklarımı bir belgesel serisi olarak hayata geçirmek.