Mobilemenu
Profile

En Zorlu 5 Koşu Yarışı

Halka açık yapılan koşu yarışları genelde bir maraton havasında ve sağlık ya da sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde yapılır. Ama bir de belirli bir bölge ya da kültürle özdeşleşen ve eğlence amaçlı yapılan koşu yarışları var. O yarışlar içinde ise zorluk seviyesinin tavan yaptığı, “olmaz o kadar” denecek ekstremlikte etkinlikler var. Tam da az sonra bahsedeceğimiz türden etkinlikler yani.

Tuff Enuff

Tuff Enuff için belirtilen ilk şey “zor“ bir yarış olması. Ama bu yeterli değil, çünkü bu çok ama çok zor bir yarış. Askeri tatbikat tekniklerinden yola çıkılarak hazırlanan bu yarışmada bir numaralı kural dayanıklı olmak.

Askeri bir eğitim üssündeymiş gibi hem çamurlar içinde süründüğünüz hem iplerle bir duvara tırmandığınız hem de durmaksızın koştuğunuz bu yarışta ödül de doğal olarak bir madalya ve iyi bir para ücreti oluyor.

Askerlik deneyimini yaşamak isteyen kadınların da sıkça başvurduğu bu yarışmada asıl önemli olanın yarışabilmek ve koşuyu tamamlamak olduğu hep söyleniyor. “Sen askerde çok dayak yersin” diyenlerin neyden bahsettiğini anlamak ya da hiç askere gitmeden askeri bir deneyim yaşamak isteyenler bir göz atabilir.

Spartalı Ölüm Yarışı

Adı bile korkutucu değil mi? Emin olun bu yarış adının hakkını sonuna kadar veriyor. Gerçek tehlikelerle karşı karşıya kaldığınız ve yarış öncesinde “başınıza bir şey gelirse biz sorumluluk kabul etmeyiz abi” konulu bir belge imzaladığınız etkinlikte her şey olağanmış gibi başlayıp sonradan korkutucu bir boyuta evriliyor.

Avustralya’da düzenlenen yarışın her etabında yeni bir meydan okuma var. Çamurla doldurulmuş siperlerden geçiyor, sonra 30 metrelik bir duvara tırmanıp oradan suya iniyor, bir müddet yüzdükten sonra bu defa dikenli tellerin altından toprak ve çamur içinde sürünerek finişe geliyorsunuz. Tabii gelebilirseniz. Zira, ortalama 300 kişi ile başlayan yarışı bitiren insan sayısı iki elin parmaklarını pek geçmiyor.

Ha bu arada, “Yangın atlayışı” ve “Dikenli tel taraması” isimli etaplar da sadece adıyla bile korkutarak daha baştan size “kolu bacağı kırıp çizdirmesek bari” endişesi yaşatmayı beceriyor. Katılmadan önce iki kez düşünmek lazım.

Cehennem Koşusu

Eğer bu isme sahip bir etkinlik görürseniz size tavsiyemiz hemen tabanları yağlamanız olur. Ama yok merakınıza yenik düşüp “neymiş la bu bir bakayım” derseniz de “buyurun” diyerek sizi Cehennem Koşusu’na davet edebiliriz.

İngiltere’de çeşitli lokasyonlarda düzenlenen bu yarış için resmi adreslerinde “Zor, hatta Tough Mudder (Tuff Enuff)’dan bile daha zor” deniyor. Bir nevi koşular arası rekabette “en zoru benimki!” mesajı veriliyor. Peki, bu zorluk konusundaki iddialı yarışta neler oluyor?

Anlatalım; bir ormandan start alan yarışta koşucular önce doğanın yarattığı havuz ya da bataklık engellerini aşıyor, daha sonra ormanın derinliklerine dalıp dereleri, tepeleri aşıyor. Bu arada karşılarına bir yabani domuz ya da benzeri vahşi bir hayvan çıkarsa önce dua edip sonra tam hız başka bir yöne sapıyorlar.

Daha sonra ormanın daha da derinlerine giriyor, bu kez daha derin ve yüksek debili nehirlerden geçiyor, dik bir dağa tırmanıyor ve son bir çamurlu dereyi de yüzerek geçtikten sonra yarışı tamamlıyorlar. Kısacası; kirlenmeden ya da çamura boğulmadan asla bitiremeyeceğiniz ve hep aynı tempoda koşmanız gereken bir yarış bu. Hani meşhur klibinden çıkıp Mirkelam gelse o bile ilk 100 metreden sonra bırakıp “bu neymiş ya” derdi muhtemelen.

Canavar Yarışı

İngiltere’den bir başka ekstrem yarışla devam edelim. Geleneksel olarak yapılan ve tarihi epey eskilere giden bu yarışın güncellenmesi ile zorluk gücü de tavan yapmış.

En başta ıslatılmış plastik bir parkurda son hız kayarak bir çamur havuzuna dalınan yarışın ilk etabı bir bakıma ısınma işlevi görüyor. Yani organizatörler bir nevi “yarış boyu çamur yiyeceksiniz, şimdiden alışın” mesajını daha baştan açıkça veriyor. Bu etaptan sağ çıkanları ise bu defa doğanın içinde bir mücadele bekliyor.

İlk olarak çamur deryası bir nehirden ipler yardımıyla geçen gönüllü koşucuları daha sonra dengenin ön planda olduğu bir parkur bekliyor. Kütüklerin üzerinden yürüyerek dereleri geçen yarışçılar daha sonra iç açıcı bir ovaya geliyorlar. Ama bu güzel manzara uzun sürmüyor ve tekerlek ile tahtadan oluşan insan yapımı engelleri aşmaya çalışıyorlar.

Yarışın alametifarikası da tam olarak bu. Güncelleme ile birlikte doğal engellerle yetinmeyen organizatörler işi biraz abartıp insan yapımı engelleri de yarışa ekleyip yarı Survivor bir atmosfer yaratıyorlar. Hani Acun da gelse ekip tamamlanacak gibi. Yarışın ödülü ise para ve bir sürü canavar maskotu.

Sibirya Maratonu

Geldik zurnanın zırt dediği yere. Zorluk, şart, koşul ya da hepsi. Hangisini ölçüt alırsanız alın zirveye oynayan bir koşu yarışı var: Sibirya Maratonu.

Her yıl Ocak ayında,- 35 derecede koşulan bu yarışta hipotermi tehlikesinin yanı sıra vahşi yırtıcılar tehlikesi de var. Bu yarış öyle bir gün uğrayıp “haydi bir koşayım bakalım” diyeceğiniz basitlikte bir organizasyon değil. Hem soğuğa hem de hareketlerinizin yavaşlamasına alışmanız için organizatörler öncesinde uygulamanız gereken bazı şartlar sunuyorlar.

Örneğin soğuğa alışık şekilde gelmeniz isteniyor ve önceden kendi memleketinizde bu atmosfere uyum sağlamanız isteniyor. Bazı koşucular yarış öncesi buzhanede bolca vakit geçirirken daha yaratıcı olanlar ise günlerinin büyük bölümünü büyük sanayi tipi buzdolabında geçiriyor

Ortalama 800 kişinin katıldığı yarışa olan ilgi her geçen yıl artıyor. 2017 için beklenen başvuru sayısı sorulduğunda etkinliğin yaratıcısı Inna Chernoblavskaya “hedefimiz 1500” diyor. Eh, etkinliğin mottosu da bizden olsun: “Sibirya’da don benimle!”