Mobilemenu
Profile

En Zorlu Ultramaraton

Vitrin gezmek, sahil kenarında eller cepte yürüyüş yapmak güzel. Ya da koşu bandında yarım saat ter atmak… Peki, Sahra Çölü’nde koşmaya ne dersiniz? Fazla sıcak, zor, yorucu ya da delice mi geldi? Her yıl binin üzerinde insan Fas’a gidiyor ve çöllerde koşuyor. Bunun adına da Marathon Des Sables (MDS), yani Sables Maratonu diyor.

MDS, altı gün süren bir ultramaraton. Her gün yürünmesi ya da koşulması gereken, uzunlukları 30 ile 85 kilometre arasında değişen parkurları var. Yarışmacılar bir noktadan diğerine giderek günü bitirebilirler ama can güvenliği ve yarış disiplini açısından uğranması gereken zorunlu kontrol noktalarından da geçmek durumundalar. Bu sayede Sahra’da paha biçilemeyen bir de ödül kazanıyorlar: Su!

Maratonun uzunluğu 250 ile 256 kilometre arasında değişiyor. Başka bir deyişle İstanbul’dan yürümeye başlayıp İpsala Sınır Kapısı’ndan geçerek Yunanistan’a adım atmaya eşdeğer bir mesafe… Nisandaki yarışta Büyük Sahra’da gündüzleri ortalama 50 derecelik bir sıcaklık oluyor. Şanssızsanız bol miktarda kum fırtınası görebilir, içinde kalabilir, bu doğa olayının tadına gerçek anlamda varabilirsiniz! Sables Maratonu yarışmacılarına bunları vadediyor.

“Hanım ben yürüyüşe gidiyorum”

Bu tip “insanlık dışı” spor organizasyonlarının temelinde her seferinde bir Fransız vardır; kural Sables için de değişmemiş. Konser organizatörü Fransız Patrick Bauer, 1984 yılında destansı bir yürüyüş yapmak için yola çıkar ve kendini dünyanın en zorlu bölgelerinden Fas çöllerine atar. Yürüyüş bittiğinde Bauer, 300 kilometreden fazla yol kat etmiştir! Artık Sahra güneşinin çarpmasından mı bilinmez başkalarının da bu deneyimi yaşamak isteyeceğini düşünür ve yürüyüşünü bir projeye dönüştürür. İki yıl sonra “Kum Maratonu” adıyla yarış yapılmış ve 23 “çılgın” Sahra’da koşuşturmaya başlamıştır bile! 2015’te katılımcı sayısı 1300’ü bulur.

120 bin şişe maden suyu içilir mi ya!

Dört gün ortalama 35’er kilometre yürünürken, bir gün 91 kilometrelik “kraliçe etap” geçiliyor. Son gün 15 kilometre civarı bir parkurla yarışmacıların kutlama yapması sağlanıyor. Yarışmacıların ortalama hızları en düşük saatte 3 kilometreyle en hızlı 14 kilometre arasında değişiyor. En genç katılımcının 16 yaşında olduğu MDS’de 78 yaşında bile koşanlar var!

Her yıl ortalama 120 bin şişe maden suyu tüketen yarışmacılar için 270 çadır kuruluyor (Her çadırda ortalama sekiz yarışmacı kalıyor), iki helikopter ve bir Cessna tipi uçak havalandırılıyor, dört deveye hendek attırılıyor! 52 kişilik medikal ekip her yarışta ortalama 6,5 kilometre uzunluğunda yara bandı kullanıyor, 6 bin hapla ağrıları dindiriyor, 150 litre dezenfektan harcıyor, yürümekten ve güneşten oluşan yaralara 19 bin kez kompres yapıyor!

Eyvah Ahansal kardeşler geliyor!

MDS’nin birçok kahramanı var ama ilk sıra halen Patrick Bauer’e ait. “İnsanların hayallerini gerçekleştirmek ve onların potansiyellerini ortaya çıkartmalarına yardımcı olmak istiyorum” diyen Bauer, halen yarış direktörlüğü görevini üstleniyor. Eğer bir gün bu zorlu yarışa katılmayı düşünürseniz onu etaplardaki kontrol noktalarında kesinlikle görürsünüz.

Yarışın bir de rekortmen koşucusu var: Faslı Lahcen Ahansal bu yarışta tam 10 kez birinci gelmeyi başardı. Sürekli onun arkasında kalanlar Ahansal’ın katılmadığı yarış için ellerini ovuştururken kötü bir sürprizle karşılaştılar: Mohammed Ahansal! Kardeş Ahansal da bu yarışı üç kez birinci bitirmeyi başardı. Kardeşlerin yarışı bitirme ortalaması, şimdi sıkı durun, yaklaşık 20 saat!

İlk yarışı kazananlar Fransız Bernard Gaudin ve Christiane Plumere, ilk Faslı şampiyonlar Mohammed Bensalah ve Touda Didi, dört kez zafere ulaşan Fransız Hassan Sebtaoui ve üç kez kazanan Lüksemburglu Simone Kayser, adlarını yarışın değil, insanlığın tarihine yazdırdılar.

Everest ne tarafa düşüyor?

“Marathon des Sables, dünyadaki cehennemdir” diyen Ranulph Fiennes sıradan birisi değil. Öncelikle kendisi İngiltere Kraliçesi tarafından “Sir” ilan edilmiş, Everest’e tırmanmış, Antartika’yı yürüyerek geçmiş emekli bir kaşif. 2015 ekspedisyonunu 71 yaşında tamamlayan Sir, yarışı “Cehennemden daha cehennem!” diyerek tanımlıyor; “Açıkçası benim adıma bu sıcakta koşu bandında yürümek gibi oldu. Kum ayaklarımın altından sürekli kayıyordu ve kavrayışımı yitirdim.” Anlaşılan Sahra Çölü, Everest’e hiç benzemiyor!