Mobilemenu

Bir çift spor ayakkabı, rahat bir pantolon ya da eşofman altı ve bir tişört... Bir parkur sporcusu olabilmek için ihtiyaç duyacağınız malzemelerin hepsi bu kadar. Mottosu ‘özgürlük’ olan bir spora da böylesi sadelik yaraşır zaten. Şehirde, dağda, bayırda, ovada hatta evde… Her yer sizin için parkur platformu vazifesi görüyor. Parkurun amacı engelleri aşmaktır. İster atlayın, ister koşun, isterseniz uçun ama engelleri bir şekilde aşın ve hedefe varın!  Sporun sizden beklediği öncelikli özellik, akıcılık… Spor olmasının yanında bir hayat felsefesi de olan parkur size şöyle seslenir: “Asla durağanlaşma ve her zaman bir yolunu bul ve engelleri aş. Dinamik ve bir o kadar da akıcı…"

Parkur  koşusu, 1980’lerde David Belle ve arkadaşlarının öncülüğünde Fransa’da başladı. Kelimenin kökeni, Fransızca ‘Le Parkour’  söz öbeğinden gelir. Erkek sporculara ‘Traceur’, kadın sporculara ‘Traceuse’ denmektedir. Bu spor İngilizce’de ‘Free Running’ olarak geçmektedir. İkisi de (le parkour ve free running) aynı anlamda kullanılır. Ayrı şeyler olarak düşünmemek gerekir.

 

David Belle ve arkadaşlarının girişimleriyle 2001 yılında, bu sporun yaygınlaşması amacıyla bir sinema filmi gösterime girdi. Yamakasi( Rüzgarın çocukları-Modern Zamanların Samurayları) adını taşıyan bu film, 1997’de kurulan parkur grubu(yamakasi) ile aynı adı paylaşıyor. İnsan bedeninin sınırlarını şaşırtıcı ölçülerde zorlayan ve bu durumu olağanlaştıran bu spor, her geçen gün biraz daha yaygınlaşmakta... Bedenen kaydedilen büyük gelişim ile aynı ölçüde yükselen ruhsal ve zihinsel gelişim, parkur sporunu yapanların kendilerini ayrıcalıklı hissetmelerini sağlıyor. 

Türkiye’de parkur sporu,  2000’li yıllardan sonra Ömer Günyaz ve arkadaşlarının çabalarıyla gelişmeye başladı. Bugün gelinen noktada, Türkiye’de gayet başarılı sporcular yetiştirilebilmekte ve parkurun yaygınlığı her geçen gün artmaktadır. Peki, bu spor nasıl yapılır ve nasıl başlanır? Öncelikli olarak kendi bedeninizi çok iyi tanımalısınız. Sınırlarınızı, adım adım ve gerçekçi düşünerek zorlamalısınız. Parkur, rekabet içeren yahut yarış söz konusu olan bir spor değildir. Tek mücadeleniz kendinizle olmalı.

Her sporda olduğu gibi bu sporun da kendine has teknik ve metotları mevcut. Bu teknikleri tek tek öğrenmeli ve kendi gerçeklerinizle örtüşmeyen teknikleri uygulayabilmek için sabırlı davranmalısınız. Bir risk arkadaşı edinmek sizin için çok yararlı olacaktır. Bu arkadaşınız daha iyi olabilmeniz ve gelişiminiz için sizi sürekli kamçılayacak, dayanışmanın gücü sayesinde başarı şansınızı artıracaktır. Bunun dışında, değişik mekânlarda ve farklı kişilerle beraber çalışmanız da gelişim sürecinizi hızlandıracaktır.

Parkur sporcularının yaptığı açıklamalara göre; yolda yürümek ne kadar risk taşıyorsa bu spor da ancak o kadar risk taşıyor. Dışarıdan bakılınca ürkütücü görünebilen sıçrama ve atlama gibi hareketleri yapabilmek, gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra hiç de zor değil. Dolayısıyla bu spor, insan bedeninin sınırlarını görebilmemiz açısından bize harika fırsatlar sunuyor. Ne dersiniz? Denemeye değer değil mi?