Mobilemenu
Profile

Gobi Çölü’nü Tek Başına Aşan Maceracı: Mert Gültekin

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde sanat ve tasarım üzerine aldığın eğitim devam ediyor mu?

Evet, eğitimim devam ediyor. Düzenli bir şekilde okuluma gitmeye çalışıyorum ve her tatilimi mümkün olduğunca gezerek değerlendiriyorum.

Kamp ve doğa yürüyüşlerine üniversite yıllarında mı merak salmaya başladın? Sana ilham veren ne oldu? İlk seyahatlerin nerelereydi ve en çok hoşuna giden şeyler nelerdi?

Aslında lise yıllarında grupça ufak tefek kamplar yapmıştık ama gezmeye asıl olarak başlama nedenim lise son ve sonraki iki yılımı istediğim üniversite ve bölüme girmek için harcamış olmam. Çünkü güzel sanatlara hazırlanıyordum ve 3 yıl boyunca tatil, deniz, plaj yüzü görmeden, o zamanlar seyahat anlayışım öyleydi, sürekli resim çiziyordum. Sonrasında istediğim yeri kazanınca “Artık gitmeliyim, kafa dinlemeliyim” dedim. Üniversiteye başladım ve çevremdeki seyahat eden insanlardan gerekli malzemeleri topladım. Yani 20 liralık bir çadır, kendi paramla aldığım ucuz, yazlık bir tulum ve evdeki eski bir çanta. Bunlarla birlikte 29 Ekim tarihinde ani bir kararla ilk tatilim olan Kapadokya’ya gittim. Otobüse para verdim ama dönüş bileti için param yoktu. Otostop nedir bilmiyordum bile! Vadinin ortasında parasız geçirip kafa dinlediğim 5 günün sonunda bir esnaf abimize Kapadokya manzarası çizip sattım ve otobüs biletimi alıp okuluma gittim. Sonra öğrendim ki para yollarda bir şekilde kazanılıyor. Böyle yollarda gezdikçe “Interrail Türkiye” ekibiyle karşılaştım. Otostopu öğrendim ve ondan sonra gezme hikayem başlamış oldu. İlk olarak Türkiye'nin gezebildiğim kadar ilini gezdim. Şu an bu sayı 61 oldu. Sonrasında da yavaş yavaş yurt dışına çıktım.

Maddi durumu iyi olan bir aile değiliz. Para yok yani. Ama böyle gezerken en çok şunu sevdim: İnsanların boy boy fotoğraflar çektirdiği o kulelere, o ülkelere ben bir şekilde parasız gidiyor ve geziyordum. Aslında hiçbir engelin olmadığını öğrendim. İşte buna bayıldım!

Bir de Kaz Dağları’nda 24 saatlik bir kaybolma tecrüben var. Neler yaşadın anlatabilir misin? Bu olay sonrasında ailenden “doğada gezinme işlerini” bırakma yönünde tavsiyeler almadın mı?

Şöyle anlatayım: Tek başına çıktığım Kaz Dağları zirve yolculuğumda yollardan değil de pusulama bakarak ilerledim. Bu sayede zirveye 9 saat yerine 5 saatte çıktım. Ama çok yorulduğum için “Yollardan gideyim” dedim ve sürekli çatallaşan o patikalarda kayboldum. Hava kararmakta olduğu için panikledim çünkü ormanda kurt ve ayı izlerine rastlamıştım. O yüzden daha fazla ilerlemeyerek geceyi geçireceğim bir alan buldum. Zirveye yakın birkaç ağacın yanında konakladım. Karnımı, ormanda topladığım bir takım otları bulduğum suyla kaynatarak doyurdum. Geceyi de davetsiz misafirlerden korunmak için ağaçta geçirip sabah olunca köye vardım. Sonrası da malum zaten.

Ailede “Artık doğada gezmeyi bırak” tavsiyeleri yerine aslında genel olarak bir gurur sezdim. Ben küçük bir ilçede yaşadım, annemle hep ormanlara, tarlalara, bahçelere giderdik. Koca bir ormanda ayıların ve kurtların olduğu bir ortamda kendi başımın çaresine bakıyor oluşum hoşlarına gitmişti.

Yaşadığın en tehlikeli olay bu muydu?

Kesinlikle buydu çünkü hayatımda ilk kez bir kurtla karşılaştım. O yorgunlukla ben ağacın altında uyuyakaldım. Bir saat sonra hemen arkamda, 3-5 metre gerimde bana hırlayan o kurdun sesine uyandım. İnsan istese de istemese de korkuyor. Ama soğukkanlı davranmaya çalışıp hemen ağaca çıktım. O da gitti. Bir kurtla karşılaşmış olmam ve hayati bir durumun olmaması bana ciddi anlamda bir moral ve özgüven verdi diyebilirim.

3 gün süren bir yürüyüşle Gobi Çölü’nü geçmeyi başardın. Çölü geçerken tek başına mıydın? Yine kaybolmaktan korkmadın mı? Bu geçiş senin için nasıl bir tecrübe oldu?

Gobi Çölü kesinlikle çok büyük bir arazi. En kısa uzunluğu 480 kilometre. Ben ise Khongoryn Els denilen en büyük kum tepelerinin olduğu o araziyi boydan boya yürüdüm. Bu alan milli park olduğundan kum tepelerinin hemen yanındaki geniş bozkırlar turist kampları ile dolu. Fakat çöle girdiğimde tamamıyla yalnızdım. Sadece ben, güneş, kumlar ve çantam...

Kaybolmaktan çok korkmadım çünkü yürüdüğüm o yüksek tepelerden her yeri görüyordum. Ara ara indiğim düzlükte ise pusulamı kullandım. Bu geçiş kesinlikle kendimi bir kez daha tanımama yaradı. Aslında alışık olduğumuz o oda sıcaklığından çıkıp aşırıya kaçan derecelerde de yaşanılabildiğini kendime bir kez daha kanıtlamış oldum. Bunu başkalarının anlattıklarından değil kendim gidip görmek ve koca kum tepeleri aşmak gayet anlam dolu ve keyif verici benim için.

Mutlaka daha birçok unutulmaz şey daha yaşamışsındır ama bunlar arasında ilk aklına gelenler hangileri?

İlk aklıma gelenler, İzlanda'da gördüğüm kutup ışıkları. Yine orada tadına baktığım balina ve köpekbalığı. Sonra Moğolistan'da gördüğüm ren geyiklerini evcilleştirmiş Dukha Halkı. Yine Moğolistan'da gördüğüm o uçsuz bucaksız bozkır ve çöl.

Görmekten ve içinde bulunmaktan en çok keyif aldığın bölgeler hangileri oldu?

Bu çok zor bir soru. Birçok dağlık, insandan uzak ve tabiatın korunmuş olduğu alanda bulunmaktan aşırı keyif alıyorum diyebilirim.

Seyahat rotası seçerken nelere dikkat ediyorsun?

Eğer istediğim yere uçakla gitmeyi planlıyorsam ucuz bilet hangi havalimanında var ona bakıyorum. O ülkede ucuz bilet yoksa yanındaki diğer ülkelere bakıyorum ve harita üzerinden otostop çekebileceğim büyük yolları gözüme kestirerek rotamı oluşturmuş oluyorum.

Gezilerin sırasında çizime de vakit ayırabiliyor musun? Ne tarz çizimler yapıyorsun?

Ayırabiliyorum. Oturup dinlenirken bir köşeye geçip çiziyorum. Genelde sonrasında sulu boya ile boyamak üzere çektiğim fotoğraflardan hoşuma gidenleri pilot kalemle çiziyorum.

Seyahate çıkmadan önce çantana koyduğun ilk 3 şey nedir?

Kesinlikle çadır, tulum, mat.

Hikayeni okuyanlar mutlaka içlerinden “Tamam gezelim ama nerede bizde o para” diye geçiriyorlardır. Gerçekten de yaptıklarını yapabilmek için çok para harcadın mı? İşin finansal boyutu ne derece önemli?

Ah, ah! İşte ben de böyle diyordum ama artık yeter deyip parasız pulsuz çıktıktan sonra gördüm ki paraya çok da gerek yokmuş. Çok para değil hiç para harcamadım neredeyse! Ulaşımı otostopla, kalacak yeri çadırımla, yiyeceği de bir şekilde, mesela restoran ve barlara gidip yiyecek karşılığında temizlik yapabileceğimi, bulaşık yıkayabileceğimi söyleyerek hallediyorum. Hatta böylelikle girmek istediğiniz müzeler ve parklar için para bile kazanmış oluyorsunuz! O yüzden parayı çok dert etmeden kendinize güvenerek harekete geçmek lazım.

Geziler sırasında parasız kalıp, yaptığın en saçma şey neydi?

Genelde ya temizlik yapıyorum ya da resim çiziyorum. Galiba saçma diyebileceğim bir şey yapmadım. Henüz!

Doğa yürüyüşlerin sırasında sık sık dinlediğin veya kafanın içinde sürekli çalan 3 şarkı ismi sorsak?

Bunu sormasanız daha iyi çünkü sürekli değişiyor.  "Mini Mini Bir Kuş”tan tut, "Hani Benim Recebim"e kadar uzanan geniş bir repertuvar!

Şu anda neredesin? Neler yapıyorsun?

Şu an Moğolistan'da Çin sınırındaki tren istasyonunda sabahı bekliyorum. Bir banka oturmuş güvenlik görevlilerinin uzaktan telefonla açıp dinlediği Moğolca bir şarkı eşliğinde telefonumun notlar kısmına bu yazıları yazıyorum. Haydaa, abinin şarjı bitti. Sabah olunca da Çin'e geçmeyi umuyorum. Bakalım...

İlerisi için planların ne? Nasıl bir gelecek istiyorsun?

Öncelikle okuduğum okulu iyi bir şekilde bitirmek istiyorum. Aslında notlardan ziyade üniversitemin de imkanlarını kullanarak kendimi pişirmek, dijital çizim piyasasına hazırlanmak istiyorum. Bu olgunlaşma sürecim içinde bir daha böyle uzun seyahatler yapmayı planlamıyorum aslında. Ta ki mezun olana kadar! Ondan sonra her şeyi durdurup 3 yıl sürecek bir dünya turuna çıkmayı düşünüyorum. Sonrasında şehrime dönüp kaldığım yerden devam edebilir, kafamdakileri dijital çizimlerle aktarıp somutlaştırabilirim. Daha sonrası için de sessizliğe sahip bir ortamda küçük bir evde yaşayabilirim.

Mert Gültekin'in maceralarını takip etmek için tıklayın!