Mobilemenu
Profile

Hayal Edersen Gerçekleşir: Ümit Erdim

Ralliye olan ilgin nasıl başladı?

Aslında her erkek çocuğu gibi halı kenarında arabalarımı yarıştırarak başladım. Oyuncaklardan vazgeçecek çağa geldiğimde ise babamın arabasını kaçırmaya başladım. Bu yüzden birkaç sorun yaşayınca, araba kaçırmanın yanlış bir şey olduğunu anladım.

2002 senesinde yani 17 yaşındayken WRC Anatolian Rally’de gönüllü olarak çalıştım. Ralli yolunun hazırlanması, yolun trafiğe kapatılması, çalışanlara yemek dağıtılması gibi görevlerim vardı. Maksadım yarış otomobillerine daha yakın olmaktı ama o zamanlar rallici olmak tabii ki bir hayaldi çünkü bu dönüp dolaşıp paraya bağlanan, maliyetli bir iş. Benim de vaktim varken param yoktu, param varken vaktim yoktu ancak nihayet son iki yıldır ikisini bir araya getirmeyi başardım.

Birkaç sene önce kendime bir “Mitsubishi Lancer Evo VIII” aldım. Türkiye’de Volkan Işık’tan, İtalya’da Vittorio Caneva’dan ve İsveç’te, buz üstünde, eski WRC pilotu Matthias Kahle’den eğitim aldım. Kendime yaptığım bu yatırımların tek sebebi bu işi çok sevmemdi. “30 yaşından sonra sportif kariyer olur mu?” derseniz inanın bilmiyorum. Bunun cevabını zaman gösterecek…

Dünya üzerinde bu gibi örnekler var mı?

Erken başlayıp 30 yaşından sonra başarılı olan rallici örnekleri var ama benim gibi 30’undan sonra başlayanların olup olmadığını inanın incelemedim, merak da etmedim. Ergenlik döneminde duvarıma posterini astığım arabanın içinde yarışmak benim için tarif edilemez bir duygu. O yüzden kazanmışım, kaybetmişim, kupa almışım… Hiç oralarda değilim.

Yarış dışında garaja gittiğim zamanlarda bile arabanın içinde mutlaka 15 dakika geçiriyorum. Bunu tarif edemem mesela: Arabanın içinde hiçbir şey yapmadan öylece oturuyorum, hoşuma gidiyor! Dışarıdan bakan insanlara saçma gelebilir ama benim durumum böyle ve bundan da mutluyum.

Gönüllü olarak çalışırken izlediğiniz pilotlarla bir gün aynı koltukta oturacağınız hiç aklınıza gelir miydi?

Hayaldi, gerçekten hayaldi… Mesela şu anda Evo ile yarışmamın sebebi Serkan Yazıcı’dır. Hayat bana öyle bir şey sundu ki: Serkan Yazıcı şu an federasyon başkanı, ben de Evo ile yarışıyorum! Onunla konuşabiliyorum, ona sorular sorabiliyorum aynı zamanda sporu o yönetiyor. 31 yaşında olmama rağmen bu meseleyle ilgili hala çocuk gibi yaşıyorum.

Aynı zamanda oyunculuğa da devam ediyor musun?

Yaklaşık bir senedir televizyonda yokum ancak internete yaptığımız bir takım işler oluyor, kapalı organizasyonlarda sunuculuk yapıyorum.  Bunun haricinde yaz aylarında iki tane film projesi var. Tabii ki önceliğim mesleğim. Bir yarış, film setine denk gelirse işimi tercih ediyorum. Sonuçta mesleğimi yapmazsam ralli de yapamam. Hobimi profesyonel bir spora dönüştürdüm fakat asla mesleğimin önüne koymam.

2014 yılında Facebook’ta paylaştığın bir yazıda (okumak için tıklayın) ralli dünyasındaki haksız rekabetten, ego savaşlarından, para hırsından bahsetmiştin. Motor sporları dünyasında gerçekten böyle kaotik bir ortam mı var?  O günlerden bugünlere geçen zaman içinde buna alıştın mı?

Eğer makul bir insansanız buna alışmanız çok zor. Orada yazdığım genel bir yazıydı ve tabii ki herkesi bunun içine sokamam ama maalesef çoğunlukta böyle bir durum hakim. Kural ihlalleri ve illegal işler yapmaya çalışanlar var ve maalesef bunların çok büyük yaptırımları da yok.

Mesela yaşınızla, kariyerinizle, iş hayatındaki duruşunuzla çok önemli ve saygın birisiniz. Hobi olarak bir yarış organizasyonuna giriyorsunuz ancak kaçak antrenman yapmayı kendinize yediriyorsunuz! Bu nasıl bir bağımlılıksa zaman zaman insanı böyle kötü yola da itiyor.

Tabii Serkan Başkan (Yazıcı) bu sene bunlarla ilgili denetimleri daha fazlalaştırdı. Ben de her geçen seneye daha umutla bakıyorum.  Umuyorum bu sene bu tarz olaylar yaşanmayacak.

Bu ortam yurt dışında da mı bu şekilde?

Galiba iyi ya da kötü her şeyin aşırısı bizim ülkede. İnsanlar kavga ediyor, birbirine karşı hırslanıyor ve bunun sonucunda birçok şey yaşanıyor.  Benim öyle hırslarım yok. Mesela duygum ve psikolojim iyi olmadığı için programım, arabam, her şeyim hazır olmasına rağmen Ege Rallisi’ne girmeme kararı aldım. Ben hayatta en çok keyif aldığım şeyi yapmaya giderken keyifsizsem, ya başıma bir şey gelir ya da zaten gerekli özeni gösterip bu yarıştan keyif alamam. Şampiyonada başarılı olabilmek için 7 yarışın tamamına girmek zorundasınız ve ben bu yarışa katılmayarak sezonu çöpe attım bir anlamda. Benim gündemimde başarılı olmak daha alt sıralarda, önce gönlümü dinleyen bir adamım.

Bu spora böyle bir sevgiyle bağlı olduğum için başkalarının ne dediğini çok umursamıyorum veya insanların kaçak antrenman yapmasını, hırstan gözlerinin dönmesini onaylayıp boyun eğemiyorum. O yüzden de bazen bu şekilde yazıp çizebiliyorum. Kısacası insanın olduğu her yerde sorun olduğu ve olacağı için burada da irili ufaklı birçok sorun var.

Rallide sizi en çok çeken faktörler hangileri?

Dışarıdan bakınca fotoğraflar hep agresif olduğu için insanlar beni hız tutkunu zannediyor ama aslında rallideki olay hız değil. Teması hız olsa da bir rallide 250 km/saat hızla gitme şansınız yok. Zaten Türkiye Şampiyonası’nın hız ortalaması yaklaşık 130 km/saat.

Ralli; mücadele, dayanıklılık, matematik, strateji isteyen ve doğanın size sunduklarına da anında cevap vermeniz gereken bir spor. Rallide bir anda yağmur da yağabilir, sizden önceki bir araç yolu da bozmuş olabilir. Bu şekilde pek çok ihtimal var.

Kendi çıkarttığın notlarla yarışa girmek, ondan dinlediklerinizle özellikle toprak zeminde ilerlemek bana sorarsanız dünyanın en hastalıklı ama aynı zamanda en zevkli şeyi. Bugüne kadar arabaya misafir olup da bu işi sevmeyen birini görmedim. Bunların başında da annem geliyor! Annem ilk başlarda bu işi yapmamı istemiyordu ama arabaya bindikten sonra fikri değişti. Şimdi ralliye bayılıyor.

Öncesinde ne gibi kaygıları vardı?

Başlarda her anne gibi “Tehlikeli değil mi, kaza yaparsın” gibi çekinceleri vardı. Bir de yarışmaya başladığımda basına iki tekerlekli bir fotoğrafım düşmüştü. Tabii hiçbir anne böyle bir görüntüyle karşılaşmak istemez. Şimdi ise mesela geçen sene canlı yayında Volkicar’la takla attım. Anneme telefon açtım “Oğlum bir şey olmaz, biz ralliciyiz” diye dalga geçip kapattı telefonu! Yani yaptığımız şeyin ne kadar güvenli olduğunu buradan da anlayabilirsiniz aslında. Annem de bunu arabaya binince idrak etti.

Türkiye’de motor sporlarına olan ilgi için ne söylersin? Sence yeterli mi?

Otomobilleri çok sevip otomobil sporlarını hiç sevmeyen bir milletiz aslında. Maalesef bu işi sevenler bütün enerji ve parasını sokakta yarış yaparak harcıyor. Ben de oralardan geldim ancak bunun ne kadar tehlikeli olduğunu biraz profesyonelleşince anlıyorsunuz. Kendi arabalarına harcadıkları paraları yarışa harcasalar hem daha fazla mücadele ve rekabet içine girerler hem de daha çok keyif alırlar. Böylece başkalarını da tehlikeye atmamış olurlar.

Sokakta kendilerini çok yetenekli zannediyorlar, peş peşe üç tane makas atınca dünyayı kurtardıklarını düşünüyorlar ancak bir ralliye girdikleri zaman çok başarısız oluyorlar. Bunun örnekleri çok.

Siz kendinizi dünyanın en iyi araba kullanan kişisi zannederken 30 kilometrelik bir etapta başkası tarafından 1,5 dakika geçildiğinize şahit olabilirsiniz. Etabın sonuna geldiğinizde “Ben neymişim be!” diye düşünürken, sizden öncekinin zamanını gördüğünüzde gerçekten içiniz kapanabilir.

Mesela “Ben çok iyi yanlarım” diye bir cadde tabiri vardır ama yan giden bir arabanın düz giden bir arabadan daha yavaş olduğunu aldığınız sonuçlara bakarak anlarsınız. Caddede gazlamanın tamamen cahil cesaretinin bir sonucu olduğunu ve başkalarının hayatını tehlikeye atmanın elle tutulur bir tarafının olmadığını düşünüyorum. Keşke bundan vazgeçseler ve motor sporlarına yönelseler. Bu keyfi alan bir daha bırakamıyor, bağımlı oluyor. Umuyorum bir gün o adrenalini ve “virüsü” vücutlarına aşılarlar…

Sürüş stilini nasıl tarif edersin?

Bence Serkan Yazıcı’nın stiline benziyor. Benzetenler de oluyor. Olması gerekenin aksine biraz kaydırarak kullanmayı seviyorum. Sonuçta bir araba ne kadar düz giderse o kadar hızlı gider ve durur. Bu işi bilen büyüklerimiz de fizik kurallarına biraz aykırı bir stilim olduğunu söylüyor. Geçen sene katıldığım 5 yarışın birini kazanarak da herkese iyi işler yapmaya başlamış olduğumu gösterdim. İlk yıl biraz kırıp dökerek öğrendim ancak ikinci senemde kendimi kanıtladım. Şimdi artık “Ümit işi öğrendi ve çok hızlı” şeklinde konuşuluyor ve ben de bu övgülere layık olmaya çalışıyorum.

Co-pilotluğunu kim yapmakta? Aranızdaki uyum nasıl?

Co-pilotluğumu kuzenim yapıyor. Kendisi Adapazarı’nda futbol oynuyor. Onun bu işlerle hiç ilgisi yoktu hatta araba muhabbetlerinden nefret ederdi. Yıllar sonra bu işi çok sevdiğimi o da kabul etti ve “Acaba co-pilotluğunu ben mi yapsam?” dedi. Ben de “Nasıl yapacaksın, sen yapamazsın” diye dalga geçiyordum ancak sonra biraz çalıştık ve bir yarışa girdik. Şu anda o olmadan başkasıyla yarışmayı hayal bile edemiyorum!

Şu an hangi takım için yarışmaktasın?

Şu anda Neo Motorspor takımına mensubum. Takımda 4 Mitsubishi Evo IX ve 4 kez Türkiye, bir kez de Doğu Avrupa şampiyonu olan Yağız Avcı’nın kullandığı Peugeot 208 R5 var. Yanı başımızda böyle birinin olması bizim için çok önemli. Sonuçta onun çok ciddi tecrübeleri var ve kendisine istediğimiz an istediğimiz şeyi sorabiliyoruz.

Etrafımdaki herkesin bilgisinden yararlanmaya çalışıyorum. Bu sayede çok iyi dostluklarım da oldu: Tıpkı Ford takımındaki Orhan Avcıoğlu’yla olduğu gibi. Orhan’ı annem doğursa bu kadar severdim herhalde! Orhan, gece saat 1’de arayıp “Şöyle bir virajı nasıl daha iyi dönebilirim?” diye sorduğumda uykusundan uyanıp sorumu cevaplayan birisi. O yüzden onunla ilişkim çok başka.

Türkiye’de pek çok spor dalında yaşanamayacak şeyler rallide gerçekleşiyor. Mesela Yağız ve Orhan çok ciddi iki rakip ancak onlar aynı zaman da çok da iyi birer arkadaşlar. Birlikte yurt dışına çıkıp yarış izlemeye gidiyorlar veya hep beraber wakeboard yapmaya gidiyoruz. Bu spor dallarında çok nadir görülen bir şey.

Ralli sürücüsü olarak hangi yönlerini geliştirmek üzerinde çalışıyorsun?

Arabayı daha düz kullanmak istiyorum (gülüyor). Hatta Orhan “Hızın çok iyi, sadece frene nerede basacağını çok iyi bilmiyorsun” diyor benim için. Ben de onun söylediği gibi arabayı daha düz kullanmak istiyorum.

Bunun için özel çalışmalar mı yapıyorsun?

Evet, çalışmalar yapıyoruz ama yine de tecrübe çok önemli. Sonuçta kitap okuyarak yüzme öğrenemiyorsunuz. Yüzmenin tüm tekniğini kitap okuyarak öğrenebilirsiniz ama deniz kenarına geldiğinizde ne yapacağınıza dair hiçbir fikriniz olmaz. Tam olarak öğrenmek için denize girmeniz, biraz batmanız, arada su yutmanız ve hatta panik olmanız lazım. Bunların hepsi de belli bir zaman alıyor. Şöyle düşünün: Ben hiç yüzme bilmeyen biriydim ama yüzme şampiyonasına katılıp insanları geçmeye çalıştım. Ertesi gün şampiyon olsaydım anormal olurdu.

Dediğim gibi 30 yaşından sonra başarılı olabilir miyim bilmiyorum ama kendime inancım var. Hatta kendime hedef de koydum: 40 yaşına gelmeden bir Türkiye şampiyonluğu yaşamak istiyorum (gülüyor). Bunu kazanmak için de her şeyi yapacağım.

Henüz kısa diyebileceğimiz ralli kariyerinde unutamadığınız bir başarı var mı?

Geçen seneki Çanakkale Rallisi’ni kazanmak benim için büyük bir motivasyon oldu. İnsanlar da çok şaşırdı çünkü rakiplerimize çok fark atarak kazandık. Sonuçta kendi grubunuzda, aynı özellikteki araçlarla yarışıyorsunuz yani araç bazında kimsenin bir üstünlüğü yok. O yüzden en yakın rakibinizle bile ciddi bir zaman farkı olunca insan hem gururlanıyor hem de “Bunu bir daha yapabilir miyim?” diye bir telaşlanıyor ki nitekim bir daha yapamadım (gülüyor). Bir dahaki yarışta yine birinci gidiyorduk ama bu sefer onu koruyamamaya ve hata yapmaya başlayarak beşinciliğe düştüm. Ondan sonraki yarışta yine birinci gidiyordum ancak bu sefer de kaza yaparak yarış dışı kaldım. Birinci veya ikinciliğe ulaşabiliyorum ancak orada kalamıyorum gibi bir durum var. Onu da bu sene sağlamaya çalışacağım.

Unutamadığın bir kaza var mı?

Var tabii ki. Geçen sene Avrupa Ralli Kupası’nın bir ayağı olan Boğaziçi Rallisi’nde 130 km/saat ile giderken ormana dalarak büyük bir kaza yaptım. Sol arka aks kırık şekilde ilerliyor, yerimizi korumaya ve çok hızlı bir tempoda gitmeye çalışıyorduk ancak bu yanlıştı. Daha kontrollü olmalıydık. Ondan önce de Bursa Rallisi’nde arabayı yana devirdim. Oluyor yani…

İstanbul trafiğinde mi ralli pislerinde mi daha çok zorlanıyorsun?

Cevap kesinlikle İstanbul trafiği! Mesela bu röportajı yaptığımız gün Beylikdüzü TÜYAP’tan Erenköy’e scooter’la bir saatte geldim. Gelirken yol durumuna baktım ve eğer arabayla olsaydım muhtemelen 3,5 saatte gelecektim. Bence bu herkesi zorlayacak bir rakam!

Yabancı ralliciler arasında beğendiğin, stilini kendine yakın bulduğun isimler hangileri?

Klasikleşmiş efsaneleri çocukluğumuzdan beri takip ettik. Bu işe başladığım ilk sene çok acayip yerlerde acayip kazalar yaptığım için Robert Kubica’ya benzettiler. İkinci senemde Jari-Matti Latvala’ya benzetilmeye başlandım. “Ümit çok hızlı, bitirebilirse birinci olur” demeye başladılar(gülüyor). Umuyorum bu sene daha üst basamaklardaki şampiyonlara benzetilirim.

Kazaların haricinde yaşadığın unutulmaz bir anını anlatabilir misin?

Bursa’daki bir yarışta yol dışına çıktık ve sol ön tekerleğin arasına çamur doldu. Bu da arabanın dengesini bozdu ve direksiyon titremeye başladı. İlk başlarda lastik patladı zannettim ancak ilerleyince başka bir sorun olduğunu anladık. Direksiyon o kadar çok titriyordu ki kuzenim “Ellerin çok komik görünüyor” diye gülmeye başladı. O gülünce ben de gülmeye başladım ve etabın sonuna kadar, 12 dakika boyunca güldük! Muhtemelen o anları hiç unutmayacağım.

Favori yarış zeminin hangisi?

Kuru toprak.

Neden?

Kayıyor ondan (gülüyor). İçimdeki kaydırma isteğini öldüremiyorum. Bana bunu Volkan Işık: “İçindeki çirkin kayma isteğini öldürmedikçe bu sporda başarılı olamayacaksın” şeklinde söylemişti. Tabii ki doğru söylüyor.

WRC şampiyonu olmak mı yoksa Oscar’ı kazanmak mı?

Ben Oscar yerine WRC’de şampiyon olmayı tercih ederim!

Favori rallin hangisi?

Benim favorim her zaman İstanbul Rallisi. Bu rallideki 24 kilometrelik Göçbeyli etabının üçüncü kilometresindeki seyirci noktasına arabayı düzgün getirebilirseniz zıplama noktasından 160-170 km/saat süratle uçuyorsunuz. 2009 yılında WRC Türkiye koşulurken Sebastien Loeb orada çok uzun bir mesafe havada kaldı ve yarıştan sonra da “Uçuyoruz zannettik” gibi bir açıklama yapmıştı. Herkesin üzerinde şaşkınlık yaratan o uçuş nedeniyle oranın adı “Loep Tepe” olarak kaldı. Loep Tepe yarışçılar arasında çok önemli bir yerdir, benim için de öyle.

Rallide seni en çok zorlayan faktörler neler?

Bazı zamanlarda sıcak beni çok zorluyor. Temmuz ayındaki yarışlarda arabanın içindeki sıcaklık 60 dereceye ulaşabiliyor. Yarış tulumu giyiyoruz, tabii klimalı bir ortam da yok araçların içinde! Kurallar gereği camları açmak da yasak, bu yüzden sıcak insanı gerçekten zorluyor.

Mekanikle aran nasıl?

Zaman zaman garaja gidip Bozkurt ve Muammer ustalarımızla mesai yapıyorum. Onlar bu işe senelerini vermiş iki önemli emektar. Mesela garajda rafın önünden geçerken gördüğüm bir parçanın işlevlerini onlara anlattırmayı çok seviyorum, onlar da beni çok seviyorlar. Tabii ki bu zorunlu bir şey değil “Ben araca biner giderim” diyen birçok rallici var ama bence mekanik biliyor olmanız lazım. Mesela yarış sırasında araçtan gelen bir sesin nereden geldiğini doğru tahlil ederseniz ekibi doğru yönlendirir ve vakit kazanabilirsiniz.  Sonuçta 30 dakikalık servis hakkınızın her saniyesi çok kıymetli.

Ralli haricinde ilgilendiğiniz başka sporlar var mı?

Yazları Antalya Hip-Notics’te ve Sapanca’da Sukay Park’ta wakeboard yapıyorum. Hafta içi her sabah saat 7:30’da CrossFit yapıyorum. Yakın çevremin son zamanlarda telkini sayesinde bu yaz bisiklete de başlayacağım.

Yaptığın fiziksel antrenmanların yarışlarda faydası oluyor mu?

Bence CrossFit’in ralliye çok faydası var. Şöyle bir örnek verebilirim: 2014 yılının Haziran ayında Volkicar yarışlarının ilk günü Ramazan ayına denk gelmişti. 30 derece sıcak vardı ve ben oruçlu olarak yarıştım. İlk yarış olması nedeniyle bazı yarışçıların kondüsyonu zayıftı ve yarış bitiminde kolları titriyordu. Ben ise kendimi çok iyi hissettim hatta aynı gün İstanbul’a dönerken arabayı da kendim kullandım. Faydalı bir şey yaptığımı buradan görebiliyorum yani!

Sponsorluk anlaşmanın olduğu bir firma var mı?

Rallinin maliyeti çok ama sponsorluk meselesi de benim ince eleyip sık dokumam gereken bir şey. Çünkü diğer yarışçılardan farklı olarak kendi mesleğim dahilinde zaman zaman markalarla işbirliği yaptığım için bu konudaki seçimlerimi ve çalışmalarımı kariyerimi zedelememek için doğru yapmam gerekiyor. Dolayısıyla şu an bir sponsorum yok.

Son olarak eklemek istediklerin?

Sizleri çok seviyorum. Ralli izlemeye, antrenmanlara gelin. Arabaya binin.

Gerçekten arabanıza binme gibi bir şans var mı?

İleride antrenman yaptığım lokasyonları sosyal medyadan duyurup gerçekten kalkıp oraya gelen kim varsa teknik imkanlarımız el verdiği sürece misafir edeceğim. Seven insan bu işe yakın olmalı, ben öyle yaptım. Senelerce rallilerde çalıştım. Gece saat 3’te Hayat Bilgisi setinden çıkıp Kocaeli Rallisi’nin hazırlığına çıkıyordum.

Ben de ralli seven birini arabaya alıp, bir şekilde vesile olabilirsem ne mutlu bana. Onların alabileceği hazzı biliyorum çünkü daha önce aynısını yaşadım. Zamanında bana böyle bir şey sunulmadı. O yüzden şimdi en azından ben birilerine bu fırsatı sunarsam belki de hayatları boyunca unutmayacakları bir deneyim yaşamış olacaklar.