Mobilemenu
Profile

Her Telden Çalan Motor Sporcuları

F1 yıldızı asla sadece bir F1 yıldızı değildir. İddia, F1 bitse de sürer ve pilotlar yüksek adrenalin alışkanlıklarını başka branşlarda devam ettirirler. İşte, Montoya’dan, Webber’e “Burası bizi kesmedi abi” diyerek diğer motor sporları dallarına atlayan pilotlar.

Mark Webber

Avustralya’nın çıkardığı en önemli motor sporları figürlerinden biri olan Mark Webber, 12 yıl süren Formula 1 kariyerinde dokuz kez zafere uzanmış, toplamda ise 42 kez podyum görmüştü. Garantici kimliğiyle dikkat çeken ve F1 yarışlarında pek riske girmemesiyle bilinen Webber, böyle düşünenleri yanıltmak için 38 yaşında kariyerinde yepyeni bir sayfa açtı.

Formula 1’den emekli olup Dünya Endurance Şampiyonası (WEC)’na geçen Webber burada Porsche ile çok iyi bir başlangıç yapmış ve ikinci sezonunda bu branşın en önemli iki yarışı olan Le Mans 24 Saat ve Fuji 6 Saat’i kazanarak şampiyonluğa ulaşmıştı.  F1’e nazaran fiziki açıdan çok daha zorlayıcı olan WEC’de 39 yaşında şampiyon olan veteran pilot, bugüne kadar hakkında söylenen neredeyse her şeyi tersine çıkarmayı başardı.

Takuma Sato

Nam-ı diğer kamikaze. Takuma Sato, hiç kuşkusuz Formula 1 tarihinin gördüğü en adrenalin dolu pilottu. Kaza yapmayı adeta bir sanat haline getiren Japon lokomotifi, Formula 1’de aradığı aksiyonu pek bulamadı ve “Beyler ben buradan sıkıldım” diyerek IndyCar’a geçti.

Aradığı manyaklık dozunu IndyCar’da da bulamayınca, bu kez Formula E’de şansını deneyen Sato aradığı damarı bu bir nevi Amerikan Formula 1’inde buldu ve aksiyona kaldığı yerden devam etti. Ama bu kez cebinde Formula 1’de elde edemediği başarılar da var. Sonunda huzuru bulduğuna sevindik kamikaze.

Robert Kubica

Robert Kubica, Polonya’da bir tür halk kahramanı. Formula 1’de geçirdiği dört yılda bir kez yarış kazanan Kubica,  paşalar gibi yaşadığı Krakov’da yeterince aksiyon olmadığını fark edince “Benim biraz toza toprağa karışmam lazım” diyerek WRC kariyerine başladı.

2013’ten beri bu kez rallici olarak hünerlerini sergileyen Polonyalı pilot ilk sezonunda Sebastian Loeb’ün geçtiğimiz iki sezonda ise bir diğer Fransız, Sebastien Ogier’nin gazabına uğrayıp birincilik almasa da, özellikle kendi evi Polonya’da yapılan yarışlarda inanılmaz ilgi görüyor ve Formula 1’den kazandığı popülaritenin ekmeğini yemeyi sürdürüyor.

Juan Pablo Montoya

Kolombiya’dan çıkan çok ünlü üç isim var. Biri yazar Gabriel Garcia Marquez, biri futbolcu Radamel Falcao ve sonuncusu da Formula 1’i uzaktan yakından takip eden herkesin gönüllerinde taht kuran Juan Pablo Montoya.

Her zaman kazanmak için yarışması, tüm riskleri göze alması ve en büyük tutkusunun hız olması onu diğer yarışçılardan ayıran en önemli faktörler.

2001-2006 arasında Formula 1’de yarışan ve bu yıllarda 7 kez kazanıp 30 kez de podyum yapan Montoya daha sonra kariyerine diğer motorsporları dallarında devam etti ve gittiği her branşta büyük ilgi gördü.

IndyCar ve NASCAR’da geçirdiği yıllarda birçok kez podyumun zirvesine çıkan Montoya geçtiğimiz seneyi de IndyCar’da şampiyon olarak kapatarak 41 yaşında yeniden zirveye çıktı.

Jacques Villeneuve

Villeneuve ailesi tamamen motor sporları efsanelerinden oluşuyor desek yeridir. Jacques Villeneuve’ün babası Gilles Villeneuve henüz 32 yaşındayken Belçika GP sıralama turlarında hayatını kaybetmiş ve bütün F1 otoriteleri tarafından şampiyon olamamış en büyük şampiyon olarak anılmıştı. Jacques’ın kendisiyle aynı adı taşıyan amcası da eski bir F1 pilotu. Eh, bu şartlar altında Jacques Villeneuve’ün de bir Formula 1 pilotu olmasından başka seçeneği yoktu denebilir.

1997’de Formula 1 şampiyonu olarak babasının en büyük isteğini kendisi gerçekleştiren Jacques yeteneklerini daha sonra IndyCar ve NASCAR’a da taşımıştı.

Kanadalı yıldız, motor sporlarının hala en büyük isimlerinden biri. Yarıştığı her kategoride büyük bir ilgi görüyor ve ailesi, özellikle de babası her yarışta onunla bir kez daha gurur duyuyor.