Mobilemenu
Profile

İlham Verici Bir Baba Oğul Hikayesi: Team Hoyt

Sıradan bir anne ve babaysanız, çocuğunuz dünyaya gelirken bir sağlık sorunu yaşayıp hayata engelli bir şekilde başladığında kendinizi ona adarsınız. Yaşıtları büyüyüp kendi işlerini görmeye başlasa da siz onun yemeğini yedirir, giysilerini giydirir, duşunu aldırır, icabında sırtınıza alıp merdivenleri çıkartırsınız. Bu, bir çocuğa bakmanın en çetrefilli ve en kutsal halidir. Ama bunun da ötesine geçenler var. Amerikalı Hoyt ailesi, baba Dick ve anne Judy, engelli oğulları Rick’e bambaşka bir bakım uygulayıp onu engelsiz yaşıtlarıyla aynı seviyeye getirmeyi, belki de onlardan da öteye taşımayı başardılar. Hikayemiz başlıyor…

Rick, 10 Ocak 1962’de doğarken, boynuna dolanan göbek kordonu vücuttaki oksijen akımını bir süreliğine kesmiş; oluşan hasar sonucunda Rick’in beyni, kasların kontrolünü kaybetmişti. Doktorlar onun asla yürüyemeyeceğini, konuşamayacağını, kısacası bedensel bir hareket ortaya koyamayacağını söylüyordu. Anne babası ona normal bir çocuğun hayatını yaşatmak için çocuk hastanelerindeki rehabilitasyonlara götürürken Rick de boş durmadı ve gözlerini kullanarak onları anladığını ve zekasının yerli yerinde durduğunu ispatladı. Bu işareti alan Judy ve Dick kolları sıvadılar ve evdeki her eşyanın üzerine zımpara harfler ve işaretlerle “Rick alfabesini” oluşturdular. Kısa bir süre sonra Rick bu alfabeyi kullanarak iletişim kurmayı öğrendi.

Tufts Üniversitesi mühendisleri 1972’de Rick için interaktif bir bilgisayar ürettiler. Tekerli sandalyesine bağlanan, başını hafifçe ittirmesiyle hareket eden basit bir imleçle Rick artık iletişim kurabiliyordu. Bilgisayar eve getirildiğinde herkes Rick’in “Merhaba anne!” veya “Merhaba baba!” demesini beklerken o sporun içinden gelen bir cümle seçmişti: “Haydi Bruins!” Doğduğu ve ailenin yaşadığı Massachuesetts kentinin buz hokeyi takımı Boston Ruins’i bu kadar takip etmesi Rick’in sporu ne kadar sevdiğini ortaya koyuyordu. 13 yaşında devlet okuluna nihayet kabul edilen, ardından Boston Üniversitesi’ni bitiren Rick’in spor macerası işte bu ilk cümleyle başlamıştı.

1977 ilkbaharında Rick, babasına bir kazada felç olan lacrosse (fileli bir sopa ve plastik bir topla oynanan eski bir Kuzey Amerika-Kanada oyunu) oyuncusu yararına düzenlenecek koşuya katılmak istediğini söyledi. Uzun mesafe koşucusu olmaktan çok uzak olan Dick, oğlunun bu 5 millik (8 kilometre) koşuya katılmasına tekerlekli sandalyesini iterek katkı yapabileceğini düşündü. Başarıyla tamamlanan koşunun ardından gece Rick babasına şunları söyledi: “Baba, koşarken kendimi engelli gibi hissetmedim!”

Dick, hayatını adadığı engelli oğlundan böyle bir cümle duyan her babanın yapacağını ve belki de çok daha fazlasını yaptı. O günden Mart 2016’ya kadar geçen sürede tam 72 maraton ve 7 IRONMAN triatlonuna katıldılar. Toplamda 1130 dayanıklılık müsabakasında yarıştılar. En sevdikleri Boston Maratonu’nda 32 kez koştular. 1992’de 45 günde bisikletle ve koşarak 3 bin 735 mili (6 bin kilometre) aştılar. Dick, triatlon yarışlarının yüzme etaplarında vücuduna bir ip bağlayıp üzerinde oğlunun olduğu tekneyi çekiyordu, koşularda engelli arabasını itiyordu, bisiklet bölümlerinde özel tasarlanmış tandem bisikleti kullanıyordu.

Dick ve Rick, 32 kez koştukları Boston Maratonu’nu sadece bir kez bitiremediler. 2013’teki bombalı saldırı yapıldığında katliamın olduğu yere ulaşmalarına kısa bir mesafe kala polis yolu kesmişti. Yine de bu onların son Boston Maratonu olmayacaktı, hayallerini bu şekilde sonlandırmak istemediler. Ertesi yıl yine o yarıştaydılar ve fotoğraf çektirmek, imza vermek, uzatılan elleri sıkmak için defalarca dursalar da o çok sevdikleri yarışı bitirdiler. Bugün ise bronz heykelleri maratonun başlangıç noktasında duruyor. Dick’in tam 54 yıldır verdiği mücadelenin en büyük armağanıysa oğlunun “Babana bir şey verebilseydin, ne verirdin?” sorusuna yanıtı olsa gerek: “Onu sandalyeme oturtup, arkasından iterek koşmayı çok isterdim…”