Mobilemenu
Profile

Kilometrelere Meydan Okuyan Bir Öğretmen

Son günlerde triatlon sporu ülkemizde oldukça revaçta. Koşuyu, bisikleti, yüzmeyi iç içe barındıran ve fazlasıyla dayanıklılık gerektiren bu sporda çok iyi sporcular yetiştirmeye başladık. Üstelik bahsi geçen triatlerin hemen hepsinin farklı meslekleri de var. Günlük hayatlarında hem o rutin işlerini yaparken hem de spora sıkı sıkı sarılıyorlar. Onlardan biri de matematik öğretmeni İpek Onaran. Ülkemizi triatlon ve ironman kategorisinde uluslararası çapta başarıyla temsil eden sporculardan biri olan İpek’le bir araya geldik ve kilometrelere meydan okuyan matematik öğretmenine merak ettiklerimizi sorduk.

Şu anda iki mesleğe sahipsin diyebiliriz. Hem öğretmen hem de triatletsin. İkisi de birbirinden oldukça farklı dünyalar asında. Öğretmenlik de triatletlik de hayal ettiğin bir şey miydi? Yoksa sonradan mı olaylar gelişti?

Ben 6 yaşında yüzme ile başladım. 11 yaşımda antrenörüm Okan Ulaşʼın yönlendirmesi ile triatlona geçtim. Bundan sonra da milli takıma kadar uzanan atletik kariyerim oldu. 2006-2013 yılları arasında hayat karmaşasıyla geçti. 2014ʼden beri Ironman 70.3ʼlerde yarışıyorum. Bu yıl arka arkaya üçüncü dünya şampiyonamı bitirdim. Eğitim aldığım alan biraz tesadüflere, biraz ‘yapamazʼ mahalle baskısına inat olarak gelişti. Bu kadar çok antrenman yaptığım için üniversiteyi kazanamayacağımı düşünenlere inat Fen Fakültesini kazandım. Üniversite sonrasında aslında en çok istediğim şey Hava Kontrolörü olmaktı. Bunun için Avustralyaʼya dil eğitimine bile gittim. Daha sonra çok da bana göre olmadığını anlayınca geri dönüp en iyi bildiğim işe, matematik öğretmenliğine başladım. Dolayısıyla triatlon bilinçli, öğretmenlik tesadüfi demek daha doğru sanırım.

Seni triatlona çeken en büyük etken ne oldu?

Benim başladığım yıllarda triatlon yeni gelişen bir disiplindi. Yüzme antrenörüm Okan Ulaşʼın önerisi ve teşvikiyle başladım. Tamamen tesadüfen katıldığım Halk Triatlonuʼnda dereceye girince bir bisiklet hediye ettiler. O günden beri triatlet olarak hep rekabetçi seviyede yarıştım.

Aslında çok zor bir sporla uğraşıyorsun, ciddi anlamda dayanıklılık gerektiren… Eskiden beri güçlü biri olduğunun farkında mıydın, yoksa bu spora başladıktan sonra mı “ben neymişim meğer!” dedin?

Aslında çok zor bir sporla uğraşmıyorum. Herhangi bir disiplinden daha zor değil bence. Ya da zaten belirli bir seviyenin üzerinde performans gerektiren antrenman programı uyguluyorsanız, buna karar verip ertesi gün yapmanız mümkün değil. Belirli bir süreç geçirmeniz lazım. O zaman da zaten ‘zorʼ olmaktan çıkıyor.

Eskiden güçlü değildim. Güçlü olduğum için yapabildiğim bir spor değil ya da. Bütün bunlar hep disiplin ve çalışmanın sonucu. Emin olun herkesin belirli bir programı izleyerek yapabileceği şeyler. Ki triatlonun yükselişinden de anlayabilirsiniz bunu. Benim seviyem farklı sadece, belirli hedeflerim… Buna göre düzenlenen antrenman, beslenme, dinlenme programlarım belirli hedefler gözetilerek seçilen yarışlarım vb. gibi durumlar var. Bütün bunların sonucunda da haliyle ‘güçlüʼ oluyorsunuz.

Öğretmen bir triatletin sıradan bir günü nasıl geçiyor?

Sezonda sabah 6 gibi antrenmanla başlıyorum. Sonra ModaFen Kolejiʼndeki Matematik öğretmenliği hayatım başlıyor. Okul sonrası tekrar antrenmana giriyorum. Döneme göre, ya güç ya devamlılık ya da direnç antrenmanlarım var. Güç antrenmanlarımı Crossfit34ʼte antrenörüm Görkem Gürcan ile yapıyorum.  Yüzme antrenmanlarımı MyClubʼta yapıyorum. Bisiklet antrenmanlarım genelde +100K oluyor ve İstanbul dışında biniyorum. Ayrıca hafta içinde mutlaka bir trainer setim var. Döneme göre haftada 5-12 antreman yapıyorum. Sonrasında ev, yemek, uyku… Ertesi sabah tekrar…

Öğrencilerin seninle gurur duyuyor ve belki de özeniyorlardır. Sporunla alakalı sana ne gibi sorular soruyorlar?

Beni sevdiklerini düşünüyorum. Sanırım biraz çizgi roman kahramanı gibiyim onlar için. Aralarında atlet olanlar var, genelde kendileri gelip pek bir şey söylemiyorlar ama veli toplantılarında aileleri benden aldıkları cesaretle çocuklarının hem antrenmanlarına hem de sınavlarına devam ettiklerini söylüyorlar. Genelde sene başında ‘Öğretmenim siz niye bu kadar kaslısınız?ʼ ile başlayıp sene sonunu ‘Öğretmenim bu sene kaç yarış var?ʼ ile bitiriyoruz.

Bir sporcu olmanın fiziksel artılarının dışında insana hayatında neler kazandırıyor?

Benim için en büyük kazanç farklı bakış açılarına sahip olabilmek. Aslında tüm disiplinler, kendi içlerinde bir hayat simülasyonu gibi. Hayatta yaşadığınız bütün irili ufaklı sorunların benzerini burada da yaşayabilirsiniz. Mesela yarışta lastiğiniz patladığında yaşadığınız his, hayatta yaşayabileceğiniz büyük hayal kırıklıklarıyla birebir benzer. Sizin kontrolünüz dışında oluşan ve o anda panik olmadan sadece yapılması gerekene odaklanıp devam etmeniz gereken durum. Ya da belirli bir hedefe yönelik yaptığınız antrenman ve beklediğiniz gelişim, hayatta, mesela yeni bir iş kurup büyütmek ve sonucunu görmekle aynı irade ve istikrarı gerektiriyor. Tüm yarış boyunca yaptığınız strateji, hesaplar ve öncesindeki hazırlıkların, yönetim kuruluna sunum hazırlamak ve sunmaktan aslında hiç bir farkı yok. Buradaki yönteminiz size yarışı bitirtiyor ya da projenize onay aldırtıyor. Bu yüzden belirli bir spor disipliniyle ilgilenen insanlar iş ve genel hayatta daha başarılı olabiliyor.

Bir daha dünyaya gelsem yine triatlet olurum diyenlerden misin, yoksa keşke küçük yaşlarda yönelseydim dediğin bir spor dalı var mı?

Yine triatlet olurdum. Yine öğretmen olurdum. Herhangi bir pişmanlığımın ya da öykünmemin olduğu bir hayatım olmadı, her anını tekrar yaşamak isterim. Farklı bir disipline de öykünmedim, ‘ne güzel bak voleybolcu olsaymışım keşkeʼ demedim mesela. Burada her şey disiplin ve çalışmaya olan inançtan geçiyor. Yani Filenin Sultanları, evde börek yapıp maça çıkıyor sanıyorsanız yanılırsınız. Onların da en az benimki kadar ağır yoğun antrenmanları var. Triatlon dışında bu yıl ilk defa snowboard denedim, belki ileride farklı bir şeyler yapabilirim ama özel bir planım da yok.

Peki, iki işi bir arada götürdüğünde çok zorlandığın anlar olmuyor mu? Zorlu bir yarıştan sonra okula gidince mesela…

Tabi ki oluyor, mesela kıtalar arası uçuşlar sonrası yaşanan jetlag en zorlandığım geçişlerden biri. Antrenman-iş temposu buna göre çok daha iyi yönetilebiliyor. Antrenmanlardaki geçiş dönemlerinde, mesela güç antrenmanımda ya da bisiklette yüklenme artışı varsa buna adapte olmak biraz zaman istiyor o kadar. Bunun dışında hem iş hem atletik kariyerim ikisi bir arada yürüyecek şekilde planlı, dolayısıyla çok fazla sürprize de yer yok.

Hiç seni tanımayan insanlardan sokakta veya bir yerde fiziğini görünce sana yaklaşıp, “acaba hangi sporla ilgileniyorsunuz?” diye soranlar oldu mu? Olduysa bu sana ne hissettiriyor? Bununla ilgili ilginç bir anın var mı?

Aslında hiç olmadı. Öyle aman aman enteresan değişik bir vücudum da yok aslında. Farklı olduğunu biliyorum. Bu farkın bilincinde olduğum için bu ve benzeri bakışlar ya da sorulardan rahatsız olmuyorum. Genel kültürün hepimize aşıladığı bir kadın-erkek formatı var. Bunun dışında olan her şey bir şekilde iyi kötü tepki görüyor. Erkek gibisin diyenler var, Ronaldo gibi bacakların var diyenler var. Bütün bunların, aslında dönüp dolaşıp, bunu söyleyenlerin kendi sorunlarının yansıması olduğunu sanıyorum. Ben çok küçük yaşlardan başlayarak atlet olarak yetiştim. Benim vücudum, işimi en iyi yapabileceğim, performansımı en iyi şekilde ortaya çıkartabileceğim şekilde gelişiyor ya da değişiyor. Dünya Şampiyonasıʼnda daha iyi bir derece yapabileceksem bacaklarımın Ronaldo gibi olması benim için sorun değil. Ki Ronaldoʼnun da böyle bacakları yok zaten… (Gülüyor)

Aslında yaptığın birçok şey, çoğu insanın hayali… Peki hala gerçekleştiremediğin başka hayallerin de var mı öğretmenlik ve triatlon dışında?

Hayallerimi genel olarak gerçekleştirebiliyorum aslında. Dolayısı ile öyle keşke şunu yapabilseydim gibi içimde ukde kalmış bir hayalim yok. Kendime hedef koyduğum bazı sosyal sorumluluk temelli planlarım var, özellikle çocuklar üzerine. Gelecekte bunlarla ilgilenebilecek daha fazla vakit ayırabilmeyi planlıyorum.

*Fotoğraflar: Mahmut Cinci