Mobilemenu
Profile

Karşınızda Türk Yarasa Adam: Mesut Turan

Wingsuit gibi “ekstrem” unsurunu bünyesinde fazlaca barındıran spor dalları için yazılan yazılarda “sınır tanımayan”, “korkusuz”, “ölümle dans eden” gibi ifadeler görmeye alışıksınızdır ancak röportaj için karşımızda oturan Mesut Turan tüm bu klişe ifadelerin aksine; sınırlarını çok iyi biliyor, bu işin emniyetli bir şekilde yapılabileceğinin altını defalarca çiziyor ve hayatı hafife almanın aksine kendini dolu dolu yaşamak ve hayatına renk katmak için uçurumlardan aşağı bıraktığını belirtiyor.  

Söyleşi sırasında en çok kullandığı kelimelerin eğitim ve kural olması bu spora olan bakış açısını özetliyor. Bu işte kritik öneme sahip reflekslerinin ne denli gelişmiş olduğunu, yere düşmekte olan su şişesini “BASE’ci refleksi” olarak tabir ettiği atiklikle havada yakalayınca anlıyoruz aslında! Bu küçük görünen detay, hayatını adadığı bu sporun günlük yaşamına olan anlık yansımalarından biri sadece.

Siz de videolarda kendilerini uçurumlardan boşluğa bırakan bu adamların o sırada akıllarından neler geçtiğini, içlerinde korku olup olmadığını, bu riski neden aldıklarını bir kez olsun merak ettiyseniz aradığınız cevaplar bu röportajda…

Nedir bu wingsuit?

Wingsuit, temelini Patrick de Gayardon isimli Fransız sporcunun attığı, kol ve ayaklar arasına kanatların eklendiği bir tür uçuş tulumudur. Bu kıyafetin doğada uçan sincaplardan esinlenerek yapıldığı söyleniyor. De Gayardon’un temelini attığı bu ilk kıyafetlerin, zaman içinde birçok kısmı değiştirildi ve aerodinamik yapısı daha iyi hale getirilerek günümüzde kullandığımız wingsuit’lere ulaşıldı. Daha hızlı ileri doğru süzülmeyi elde edebilmek için çalışmalar hala devam ediyor.

Siz bu sporu ilk olarak nerede gördünüz?

Bu sporu ilk olarak YouTube videolarında gördüm. Norveç’te yapılan uçuşları gösteren bu videoları hayranlık ve heyecan duyarak izlemiştim ve o gün “Bir gün ben de bunu yapacağım” demiştim kendi kendime. Tabii o zamanlar bu benim için bir hayaldi ancak sonra işler değişmeye başladı.

Öncelikle Türkiye’de eğitim almayı denedim ancak Türk Hava Kurumu’nun Efes’teki atlayış merkezinde birçok sporcu, serbest paraşütçü olabilmek için sıra bekliyordu. Bu süreci hızlandırmak için eğitimime, 2012 yılında, Rusya’da başladım. Tabii o zamanlarda hem hava şartlarının çok uygun olmayışı hem de benim bu işe ilişkin çok şey araştırdığım için içimde oluşan korkudan dolayı kursu tamamlayamadan Türkiye’ye döndüm. Orada tamamlamam gereken 7 atlayışın 5’ini gerçekleştirmiştim. Daha sonra 2013 yılının nisan ayında bir arkadaşımla beraber İtalya’daki atlayış merkezine gidip kursu tamamladım ve serbest paraşütçü oldum.

Serbest paraşütten sonra wingsuit uçuşu için gerekli olan lisansı nasıl aldınız?

Bu sporda lisans alabileceğiniz uluslararası iki büyük kurum var: Amerika’da USPA, Avrupa’da FAI yani Federal Aviation International. Bu kurumlardan lisans alabilmek için serbest paraşütçü olup, belirli atlayış sayılarına ulaşmak gerek. Son olarak da bir kontrolör eşliğinde sınav atlayışına çıkmalısınız. Lisanlar: A, B, C, D şeklinde 4 kademede oluyor. A lisansını 25, B lisansını 50, C lisansını 200, D lisansını ise 500 atlayıştan sonra alabiliyorsunuz. Bunların birine sahipseniz, birçok atlayış merkezine lisansınızı ve daha önce yaptığınız atlayışların kaydını tuttuğunuz defteri göstererek rahat rahat atlayabiliyorsunuz.

Uçaktan atlayarak wingsuit uçuşu yapabilmek için daha önce 200 atlayış yapmış olmanız gerekiyor ve bu sayıdan önce başlamanıza müsaade etmiyorlar. Ben 130’uncu atlayışta kendimi wingsuit’e hazır hissediyordum ancak hocam “Asla 200 atlayışı tamamlamadan atlama” dedi. 160-170 atlayışa ulaştığımda “Bu işi yapabilirim” diyerek Rusya’da ilk wingsuit atlayışımı gerçekleştirdim. Tabii ki yaptığım doğru bir şey değildi ancak ilk uçuşum sanki yıllardır bu işi yapıyormuşum gibi rahat geçti. Bu biraz algı meselesi. Ben bütün atlayışlarımı wingsuit uçuşu için yapıp, eğitimimi o doğrultuda aldığım için geçiş yapmam çok kolay oldu. İnsanların öğrendiklerini algılayıp uygulama süreçleri farklıdır. Örneğin siz müzik konusunda kabiliyetli olabilirsiniz ama denge konusunda kötüsünüzdür, bu yüzden bisiklete iyi binemeyebilirsiniz. Bu iş zamanından önce oluyorsa kurallara uyarak devam etmek gerekir. 200 atlayıştan sonra da wingsuit uçuşu yapabilecek temel tecrübeye sahip olamayabilirsiniz. 300 atlayış yapmışsanız ancak sizde o yetenek yoksa o wingsuit giyilmemelidir. Bu noktada kişinin kendi kendine karar vermesi ve bu kararı verirken dürüst olması gerekiyor. Eğer olmazsa kişi kendisini kandırmış olur. Bu da beraberinde tehlike getirecektir. Wingsuit kesinlikle eğitim ve tecrübe tam olmadan başlanmaması gereken bir spor.

Türkiye’de bu işi ilerletmek yurt dışına kıyasla daha mı zor? Neden?

Türkiye’de bu işi ilerletebilmek biraz daha zor. Teknik imkanlar daha kısıtlı, ayrıca burada wingsuit sipariş edebilmek daha zor. Örneğin ülkemizdeki atlayış merkezinde 1 uçak varken, Rusya’daki bir atlayış merkezinde en az 4 uçak ve 1 helikopter bulunuyor. Orada gün içinde 10-15 atlayış yapabiliyorsunuz. Ayrıca wingsuit’ler herhangi bir mağazada satılmıyor. Bunlar tamamen kişiye özel üretilen kıyafetler. Wingsuit siparişini uluslararası geçerli bir lisansınız olmadan veremiyorsunuz. Bunun kargolanması, gümrükten geçirilmesi gibi birçok detayı var. Bu gibi nedenlerle bu sporda ilerlemek için yurt dışını seçmenin daha mantıklı olacağını düşünüyorum.

İlk BASE atlayışınızı anlatır mısınız?

İlk BASE atlayışımı, 127 metre yükseklikten, Hırvatistan’da Kanfanar bölgesindeki Limska Draga isimli bir viyadükten yaptım. BASE jump’ta boşluk duygusunu tamamen yaşıyorsunuz. Aslında bu hissi, o atlayıştan bir sene önce Dubai’de balondan atlayarak bir nebze olsun yaşayabilmiştim. BASE atlayışlarının bütün esprisi ilk iki saniye. İki saniyelik boşluk hissi ve hemen paraşütün açılması. Yine de çok riskli olduğu için alçak irtifa atlayışlarını çok sevmiyorum. Bana heyecandan çok korku veriyor, o yüzden yüksek irtifa atlayışlarını tercih ediyorum.

BASE atlayışları ile uçaktan atlamak arasında nasıl farklar var?

En büyük fark uçaktan yapılan atlayışlarda yani “skydive” yaparken bir atlayış merkezinde olmanız. Bu merkezlerde uçak kalktıktan, yere inişinize kadar her türlü emniyet unsuru gözden geçirilmiştir. Uçaktan atladığınız zaman bir ana bir de yedek paraşütünüz vardır. Ayrıca olası bir durumda belli bir irtifaya kadar paraşütünüzü açmadığınız takdirde yedek paraşütünüzü açan otomatik aktivasyon cihazı denilen sistemler vardır. Bu güvenlik önlemlerinin hiçbiri BASE ekipmanında yok. BASE’de tek paraşütünüz var başka şansınız yok. Ayrıca “skydive” yapmak için gittiğiniz merkezlerde rüzgarın iniş yönünü gösteren “windsock”lar veya özel hazırlanmış şişme oklar bulunuyor. Acil durumlarda müdahale edecek doktor ve ambulanslar burada hazır bulunur, alan temizlenmiştir. BASE ortamına geçtiğinizde ise kimi zaman telefonun bile çekmediği bir dağ başında tamamen kendi başınızasınız. Hiç kimsenin size karışmadığı, öğüt vermediği, ekipmanınıza dokunmadığı, bütün hayati riskinizi tek başınıza üstlendiğiniz bir ortama giriyorsunuz. BASE çevresine girdiğiniz zaman hiç kimse size “Buradan atlayamazsın”  diyemez. Hiç kimse “İstersen paraşütünü ben katlayayım” diye teklif etmez. Ağaca, taşa, suya inebilirsiniz. Ayağınızı kırabilirsiniz, sakat kalabilirsiniz, en kötüsü ölebilirsiniz! BASE, her şeye kendinizin karar verdiği, kurallarını kendinizin koyduğu bir spordur. Tabii ki belli kurallar var. Mesela atladığımız yerlere verdiğimiz isim olan bazı “exit point”lerde, belli saatlerde atlamak yasak. Bazen lokal halkın bahçelerine iniş yapmak zorunda kalıyoruz. Onları rahatsız ettiğimiz için özür mahiyetinde bir para ödüyoruz. Kısacası BASE’de bütün kanunu, kuralı kendiniz yazıyorsunuz, başınıza bir şey gelirse siz sorumlu oluyorsunuz. Onun için skydive daha güvenli bir spordur...

Peki, BASE’in size hissettirdikleri?

“BASE jump”, uçaktan atlarken hissettiğinizden belki binlerce kat daha fazla adrenalin, daha çok tehlike ve daha çok heyecan yaşatan bir spor. Bir kartalın kayaya konduğunu ve oradan kalkarak uçuşa başladığını düşünün. BASE wingsuit de böyle. Uçuş parkurlarımız genelde 15 saniye ile 1,5 dakika arasında sürüyor. O süre boyunca hayatımızdaki her şeyi geride bırakıyoruz ve uçuşumuzun tadını çıkarıyoruz.

Özgürlüğü en üst limitte yaşıyorsunuz ancak bu spora başlarken tehlikeleri de biliyor olmanız gerek. Bu gerçekten biraz deli işi. İnsan aklının ve vücudunun sınırlarını zorlayan bir spor. Gözünüzün önünde insanların öldüğünü görüp, yine de bu işe istikrarlı bir şekilde devam etmeniz gerekir. 2014 yılında gözümün önünde İspanyol bir sporcunun hayatını kaybedişini gördüm. “Herkese iyi atlayışlar” diyerek atladı, yaklaşık 20 saniye sonra dağın sol tarafındaki kayalıklara çarparak hayatını kaybetti. O gün ve ertesi gün ona saygımızdan dolayı atlayış yapmadık. Sonraki gün atlayışlar devam etti. Bu iş bir oyun gibi, oyuncular girip çıkıyor. Önemli olan sizin bütün önlemleri alarak bu sporu yapmanız.

Ben de bugüne kadar ciddi tehlikeler atlattım ama şükürler olsun ki hayattayım. Zaten bu sporun motto’su: “Bu sene ne yaptım? Bu sene hayatta kaldım!” Ben de “2015 yılında ne yaptın?” diye soranlara “2015 yılında hayatta kaldım” diyorum. Gerçekten riskli bir spor…

Sizi bu spora çeken şey adrenalin arayışı mı oldu?

Aslında öyle değil. Benim birçok sportif faaliyetim var. Doğayı çok seviyorum; 2007 yılından beri snowboard ve wakeboard yapıyorum. Arazide bisiklete binmeyi çok seviyorum. Aynı zamanda lisanslı dalgıcım.  Bunlar bana hem huzur veriyor hem de kendimi daha enerjik hissettiriyor. Adrenalinden ziyade; bu çevredeki insanları tanımak, dostlukları görmek ve her atlayış sonunda yaptığınız şeyin ne kadar güzel olduğunu görmek, insanda bir şekilde bağımlılık yapıyor. Ben adrenalin bağımlısı değilim ama bu işi yapan birçok insan o bağımlılığı yaşıyor ve bu duygunun fazlasını istiyor. Ben daha kontrollü ve daha emniyetli uçuşları tercih ediyorum.

Bu sporda yaşanan ölümlerin çoğu yetersiz tecrübe ya da limitleri fazla zorlamaktan kaynaklanıyor. Ayrıca yere ya da kayalara yakın uçuşların yapıldığı “proximity flight” denilen bir tür var. Bu uçuş türünde hız duygusu ve adrenalin yere yaklaştıkça artıyor. İnsanlar da bir şeyleri ispat etmek ya da popüler olabilmek için bu tarz tehlikeli işlere girebiliyor. Artık insanlar sosyal paylaşım sitelerinde videolarını paylaşarak dünyaya açılıyorlar ve ne kadar fazla insana ulaşabilirlerse popülariteleri o kadar artıyor. Bunun sonucunda ise ego geliyor, egoyla birlikte de tehlike geliyor. İnsanlar bu egodan sıyrılıp, bu sporu kendi iç dünyaları için yaptıklarını anlayabildikleri anda sanıyorum ki kazalar daha da azalmaya başlayacak.

Bu işi yapabilmek için insanın gerçekten ya çok deli olması ya da bu işi yürekten istemesi lazım. Kimsenin sabahın köründe kaldırıp 5-6 saat boyunca dağa tırmandıracak, sonra hiçbir şey yapamadan geri döndürecek ve bunu defalarca tekrarlatacak bir tutkuya sahip olduğunu sanmıyorum. Bu bir amaç, insanlar amaçları uğrunda ölebiliyorlar veya yaralanabiliyorlar ama yaptıkları şeyden o kadar mutlular ki!

Düşünsenize bir hayat yaşıyorsunuz. Sabah işe git, akşam eve gel. Hafta sonu tatiliniz oluyor onu da ya evde geçiriyorsunuz ya da arkadaşlarınızla sosyalleşiyorsunuz. Yıllar geçiyor, emekli oluyorsunuz. Ne yaptınız? Hiçbir şey… Önemli olan hayatta kendiniz için amaçlar oluşturup bunları başarabilmek. Ben hayata böyle bakıyorum.

Önceden yapmış olduğunuz sporlar artık sizi eskisi kadar heyecanlandırmıyordur değil mi?

Birçok snowboard’cu arkadaşım bana aynı şeyi söylüyor. Eskiden her fırsatta dağa giderdim ancak son üç yıldır bu durum değişti çünkü artık kış aylarında atlayış yapmak için sıcak ülkelere gidiyorum. Buna çok daha fazla zaman ve bütçe ayırıyorum. Bir örnekle anlatayım: Karnınız aç, önünüzde dört yemek var. Hepsi karnınızı doyuracak ama içlerinden bir tanesi en sevdiğiniz yemek. Ben de bu yüzden wingsuit’i daha çok tercih ediyorum. Birçok sporu yapıyorum ancak wingsuit uçuşlarım beni daha çok heyecanlandırıyor ve yüzümde diğer sporlara nazaran daha fazla gülümseme oluşturuyor.

BASE wingsuit için yamaca çıktınız ve atlayacağınız noktadan aşağı bakıyorsunuz. O aşamada neler hissediyorsunuz, içinizde korku oluyor mu?

Korkmamak imkansız. Dünyanın en profesyonel sporcuları bile oraya geldikleri zaman korkuyorlardır. Tehlikeler korku hissetmediğiniz anda başlıyor. Korkmazsanız ölürsünüz çünkü o zaman “Acaba bu beni korkutabilecek mi?” diyerek riskli şeyler deniyorsunuz. Bu “yeni” denenen herhangi bir şey yetersiz bilgi ve tecrübeyle yapılırsa ciddi sonuçlar doğurabilir.

Oraya tırmandığınız zaman o alan derinliğini hissetmek farklı bir duygu. Ayrıca bende bu işe başlamadan önce yükseklik korkusu vardı. Hala uçağın kapısından çıkarken içim bir garip oluyor ama derin nefes alıp, tüm konsantrasyonunuzu atlayışa verince o duyguyu bastırıyorsunuz.

Bu işin büyüsüne kendinizi kaptırıp “bir tık” daha fazlasını yapmak istemeyeceğinizden emin misiniz?

Bence yapmam gerekeni yaptım. Hedefim dağlardan atlamaktı, yakın uçmak gibi amaçlarım yoktu. Bazen araziye yakın uçuşlar yapıyoruz ancak ben 30-40 metreden fazla yaklaşmadım çünkü yaptığınız şey zaten ürkütücü. Bu işi birkaç metre yüksekten uçarak yapanlar var. Bunu yapmak için çok keskin refleksleriniz olması gerek. Böyle bir durumda uçuşun ve arazinin tadını çıkartamıyorsunuz. Biraz daha heyecan duyabilmek için hayatı riske etmeye değeceğini düşünmüyorum. Zaten o çıkış noktasına dikilip, birazdan aşağıdaki uçuruma atlayacağınızı düşünmek bile size yüreğinizi yerinden çıkartacak kadar adrenalin sağlıyor.

Aileniz bu tutkunuz için neler söylüyor? Başınıza bir iş gelmesinden endişe duymuyorlar mı?

Aslında her insanın ailesi böyle bir şeye karşı çıkacaktır ama bu biraz kişisel eğitimle doğru orantılı. Ailem istemese bile, gerçekten benim bu işi gerektirdiği bilgelik ve eğitimin hepsini alarak ve çok emniyetli bir şekilde yaptığımı bildikleri için fazla müdahale etmiyorlar.

İnsanların hayatlarında hayalleri ve amaçları var. Ben de hep hayalini kurduğum ve gerçekten birçok insanın cesaret edemediği şeyleri yaptım. Bu işi daha çok deneyim ederek ve daha emniyetli şekilde yaparak hayatıma renk kattığımı hissediyorum. Tabii ki tehlikeler var ama yolda giderken de ölme riskiniz var. Özellikle ülkemizde!

Bütün sülalede bu işten en çok endişe eden kişi teyzem. Atlayışlara giderken ve gelirken hep arar. Yakın arkadaşlarım da dualarını ve iyi dileklerini eksik etmez. İşin bir de o yükümlülüğü var. Arkanızda sizi seven birçok insan var, onları bırakıp gitmemek gerek. O yüzden bu, usulüne uygun ve sınırlarınızı bilerek yapmak durumunda olduğunuz bir spor.

Vücudunuza nasıl bakıyorsunuz? Uçuşlar için nasıl antrenmanlar yapıyorsunuz?

Düzgün uyuma, doğru beslenme ve sportif faaliyet çok önemli. Çünkü atlayış noktalarına ulaşmak için sırtınızda 15-16 kiloluk bir yükle, çok uzun tırmanışlar yapıyorsunuz. Zararlı alışkanlıklardan uzak durmanız gerek. Bu sporu yapanlar için fitness ve yüzmenin çok faydası var. Kilonuza ve yediklerinize dikkat etmek gerek. Bunun dışında fazla bir şey yok.

Wingsuit sporu Türkiye’de biliniyor mu?

Facebook’taki Wingsuit Türkiye isimli sayfamız üzerinden birçok kişiye ulaşabiliyoruz. Wingsuit sporunu biliyorlar ama büyük çoğunluk eksik bilgiye sahip. Bazı yerlerde “5 bin TL verirseniz wingsuit yapabilirsiniz” gibi şeyler yazılmış ama işin aslı öyle değil tabii ki. Wingsuit yapabilmek için çok ciddi eğitimlerden geçmeniz gerekiyor.

İşin mali kısmı ne boyutta?

Wingsuit üreten toplam 8-9 marka var. Bunların “beginner” denilen öğrenci kıyafetleri 800-900 euro’dan başlıyor. Profesyonel wingsuit’ler ise 2 bin euro’ya kadar çıkabiliyor. Tabii bu sporu yapıyorsanız çeşitli kanat ölçülerinde birden fazla wingsuit’iniz olmak zorunda. İlk başta paraşüt kiralayabiliyorsunuz ancak ilerleyen zamanlarda bunlara sahip olmanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Tabii kask, altimetre gibi daha pek çok ekipman gerekli. Ayrıca Türkiye’de wingsuit BASE yapılabilecek yer olmadığı veya henüz biz keşfedemediğimiz için atlayışlar için yurt dışına gitmek gerekiyor. Burada da yeme, içme, seyahat, konaklama gibi masraflarınız oluyor. Dağa çıkarken veya atlayış için herhangi bir ücret ödemiyorsunuz.

Atlayışlarınızı en çok hangi bölgelerde yapıyorsunuz?

Hayatımda atladığım en iyi yer İsviçre-Walenstadt’daki Sputnik “exit point”i. İtalya’daki Monte Brento hem çok güvenli hem de kendinizi geliştirmek için ideal bir nokta. Skydive için Dubai’deki manzara muhteşem. Şu ana kadar en çok atlayış yaptığımız yer ise Rusya.

Sizin gibi BASE yapan başka Türk wingsuit’çiler var mı?

Bu işe birlikte başladığım merhum Mehmet Susam vardı ancak ne yazık ki 2015 yılının eylül ayında Fransa Alpleri’nde yaptığı atlayış esnasında kayalara çarparak hayatını kaybetti.  Ülkemizde BASE jump yapan sporcu arkadaşlarımız ve THK bünyesinde hocalarımız bulunuyor.

Bu sporu başkalarına tavsiye eder misiniz?

Kurallarına uygun yapacak herkese tavsiye ederim ama bu çok tehlikeli bir iş. Alfabeyi A’dan Z’ye, hiçbir detayı atlamadan harf harf öğrenmeniz gerek. En ufak bir hatanızın ciddi sonuçlar doğurabileceği bir spor. Yine de dediğim gibi kurallarına uygun, limitleri zorlamadan yapacak herkese tavsiye ederim.

Hatırlamak istemediğiniz atlayışlarınız var mı?

Şimdiye kadar üç atlayışta yedek paraşütümü açmak zorunda kaldım. 2013’te yaptığım bir skydive’da wingsuit için optimize edilmemiş bir paraşütle atlamıştım ve paraşüt vücut pozisyonumdan dolayı gecikmeli açıldı. Böyle olunca pozisyonum bozuldu ve 500 metre yükseklikteyken yedek açmak durumunda kaldım. İlk yedeğim olduğu için çok korkmuştum.

Bir de Walenstadt’ta yaptığım wingsuit BASE atlayışı sırasında az kalsın hayatımı kaybediyordum. Atlayıştan bir gün önce yağmur yağmıştı. Atlayış yaptığım zeminin ıslak olduğunu fark edemedim. Atlarken ayağım kaydı ve “head-low” diye tabir ettiğimiz, baş aşağı şekilde gitmeye başladım. Bir de vücut pozisyonum kötüydü, kollarımın geride olmaması gerekiyordu. Düzeltemeyeceğimi anladığım anda paraşütümü açmaya karar verdim. Tabii tüm bu anlattıklarım iki saniye sürmedi. Paraşütüm, yere 15 -20 metre kala açıldı. Benim için kötü bir deneyim oldu ama aynı gün bir atlayış daha yaparak o korkuyu yendim. Gerçekten hatırlamak istemediğim bir atlayış ancak aklımın bir köşesinde “Böyle bir hata yaparsam başıma bunlar gelecek” şeklinde duruyor.

Sponsorluk anlaşmalarına nasıl bakıyorsunuz?

Sponsorlar bana göre insanları biraz zorluyor. Birçok yerde atlayış yapmanı istiyorlar. Bu yüzden pek çok motocross’çu, rüzgar sörfçüsü, paraşütçü hayatını riske ediyor. Sponsor için bir atlayış planlanmıştır. O gün hasta olabilirsin, fiziksel kondisyonun iyi olmayabilir, hata yapabilirsin ancak sorumluluk hissettiğin için kendini o atlayışı yapmaya zorlayabilirsin. Belki bu işe başlarken böyle bir teklif gelseydi sıcak bakabilirdim ancak şu anda bütün ekipmanlarımı aldım. Birinin bana ekipman sağlamasına ihtiyacım yok. Yine de bir marka adı altında ticari atlayışlar yapılabilir. Nitelikli olabilecek her projenin içinde olmak isterim ama “Sana para verelim sırtında logomuzu taşı” tarzı fikirler benimle çok örtüşmüyor. O yüzden sponsorluğa çok sıcak bakmıyorum.

Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Uzun yıllar profesyonel olarak müzikle uğraştım. 2006 yılından beri eğlence organizasyonları üzerine kurduğum bir şirketim var. Hem bu işte dönemsel yoğunlukların yaşanması hem de kendi işim olduğu için BASE atlayışlarına zaman ayırabiliyorum.

Wingsuit BASE atlayışlarına dair ileride gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?

Hayal ettiklerimi gerçekleştirdiğim için bu işin son noktasına geldim diye düşünüyorum. Kayalara yakın uçma tarzı düşüncelerim yok.

“Başıma gelse atlayış yapmayı bırakırım” dediğiniz bir olay var mı?

Çok sevdiğim arkadaşlarımdan birini kaybedersem bu işi tamamen bırakırım. Yanımdaki adam öldükten sonra benim yoluma devam etme imkanım yok.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Bu işe başlayacakların önce serbest paraşütçü olmaları ardından da atlayışlarına devam ederek gerekli lisansları almaları gerek. Başlamak isteyenleri desteklemeye hazırız, bize Facebook sayfamız üzerinden ulaşabilirler. Bir de teknik araştırma yapmadan bu işe kalkışmasınlar, bazen çok saçma sorular geliyor.

Ne gibi?

Bir keresinde “Sol gözüm görmüyor, sağ ayağımda topallık var. Atlamak istiyorum” şeklinde bir mesaj almıştım. Bu iş için ciddi eğitimler gerektiğini ve yapması gerekenleri söyledim ama “En azından wingsuit’le fotoğraf çektireyim” dedi. Biri “Elbiseyi kaça satıyorsunuz?” diye sordu satmayacağımı söyledim ama “Ben alırım” diye iddialaşmaya başladı. “Daha önce deneyiminiz var mı?” diye sordum olmadığını söyledi. O zaman hiç denememesi gerektiğini söyledim “Deneyeceğim siz karışamazsınız. Rusya’ya gidip 300 atlayışım var desem yemezler mi?” diye cevapladı.