Mobilemenu
Profile

Kilimanjaro’ya Tırmanan En Genç Türk Kadın: Aslı Alkış

Kilimanjaro, 5 bin 895 metrelik yüksekliğiyle Afrika’nın en yüksek dağı olma özelliğine sahip. UNESCO tarafından Dünya Doğa Mirası Listesi’ne de alınan dağ, Tanzanya sınırları içinde yer alıyor ve ziyaretçilerine müthiş doğasını sergilemekten çekinmiyor.  Yüzlerce endemik bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan bu sönmüş yanardağ pek çok dağcının ve seyyahın hayallerini süslüyor. Misafirperverlikleriyle dikkat çeken bölge insanı da alışılmışın dışında kalan kültürleriyle ilgi duyulmayı hak ediyor.  

1996, Kuşadası doğumlu olan Aslı Alkış, Kilimanjaro’ya tırmanan “En Genç Türk Kadın” unvanına sahip. Henüz 18 yaşındayken bu önemli başarıya ulaşan Alkış, yurt içinde ve dışında yaptığı tırmanışlarla daha şimdiden pek çok zirveyi fethetmiş durumda. Türk dağcılığının gelecek vadeden önemli sporcularından olan genç dağcı, gelecekte daha da büyük başarılarla adından söz ettireceğe benziyor. Kilimanjaro’da yaşadıklarını günlük şeklinde kaleme alan Aslı’nın deneyimlerini bu yazıda sizlerle buluşturuyoruz. İşte Aslı Alkış’ın kendi eğlenceli kaleminden Kilimanjaro macerası…

Uzun uğraşlardan sonra Kilimanjaro tırmanışını gerçekleştirmek için Kuşadası Belediyesi ve Detam Şirketler Grubu'nun desteğini alarak hiç zaman kaybetmeden hazırlıklara başladım. Geographika Tur ile anlaşmamızı yaptık ve tarihleri ayarlayıp uçak biletlerini aldık. Biz tırmanışlarımızın neredeyse hiçbirine tur şirketleri aracılığıyla gitmediğimiz için Geographika'yı bu konuda biraz zorlamış olabiliriz. Sorduğumuz her soruya sabırla cevap vermeleri bizi sevindirdi! Bazen farkında olmadan bildiğimiz konularda bile soru sormaya başladığımızı fark ettik. Neyse ki çok basit sorulara dahi sabırla cevap vererek beni rahatlattılar. Fakat şöyle de bir gerçek var ki dağa gitmeden cevaplayamadığınız her soru beraberinde başka sorunu yaratıyor...

1. gün: İstanbul’dan Moshi/Tanzanya'ya

Uçaktan indim ve kendimi İstanbul’un kar soğuğundan Afrika’nın kavurucu sıcağına bıraktım. Vize işlemlerini de hallettikten sonra çantamı sırtlandım ve kendime Moshi’deki kalacağım otele gitmek için taksi çağırdım. Kapıdan çıkar çıkmaz yakamıza yapışan taksiciyle pazarlık yapmayı düşündüm fakat taksiciler konseyi direk adresi görünce “50 dolar” diyerek konuyu kapattı. 45 dakikalık yolculuğumuzun sonunda kalacağım otele vardık. Beni çok güzel karşıladılar. Önce sarılıp sonra meyve suyu ikram ettiler. Kaldığım otel şehre yakın olmadığı için otelden çıkamadım, biraz uyudum ve otelin çevresinde gezindim. Akşam saat 6’da rehberle tanışmak için aşağıya indim. Tırmanış ekibinin 12 kişi olacağını beklerken 3 kişi olduğumuzu öğrendim! Sayımız çok azdı.

2. gün: Machame Girişi’nden Machame Kampı’na

Sabah saat 9’da hareket için hazırlandım. Bol meyveli ve omletli kahvaltımla beraber kendimi daha iyi hissediyordum. G Adventures’ın küçük minibüsüne çantalarımız yüklendi ve tüm ekiple beraber Kilimanjaro Milli Parkı’na doğru yola çıktık. Bir saat süren yolculuğumuzun sonunda Machame Kapısı’na vardık. Pasaportlarımızla beraber herkesin giriş yaptığına dair bir defter doldurduk. Eşyalarımız büyük çantalara yerleştirildi. Kısa bir bekleyişten sonra önce sularımız ardından öğlen için yemeklerimiz geldi.

Kilimanjaro Dağı’nın eteklerinden başladığımız yürüyüşte bize birçok ülkeden gelen insanlar ve doğanın o muhteşem sesi de eşlik ediyordu. 6 saat süren yürüyüşümüz Machame Kampı’nda sona erdi. Gün içinde hem yağmur hem de güneş eşlik etti bize. Eğer bu dağa gidecekseniz geniş bir zirve çantanız, alt-üst yağmurluğunuz olmalı. Rengarenk ve iç içe olan çadırların yanına ulaşınca bir rahatlama hissettim. Çok geçmeden çay içip bir şeyler atıştırdık. Ardından bilgilendirme toplantısı yaparak çadırlarımıza çekildik.

3. gün: Machame Kampı’ndan Shire 2 Kampı’na

Machame Kampı’ndan Shire 2 Kampı’na ulaşmak için saat 8’de 2 bin 890 metredeki kampımızdan ayrıldık. Bugün yürüyüş başlangıcında eğim arttı ve yol boyu taşlı yollarda ilerledik. Çok fazla ekip vardı. Yaklaşık 4,5 saat yürüdük. Az gittik uz gittik, biraz atıştırdık. Nefes alışverişlerimiz hızlandı. Kanadalı çocuk nefes alırken ölecek sandım! 3 bin 840 metredeki kampa vardığımızda sabah bizi yakan güneş öğleden sonra kayboldu ve yerini bizi üşüten soğuğa bıraktı. Kısa bir dinlenmeden sonra çanlar midem için çalıyordu. Normalden fazla acıkıyordum ve ne yesem bir saate öğütülüyordu. Akşam yemeğimiz mükemmeldi. Üç kase çorba, iki pişi ve iki tabak da biftek soslu makarna yedim. Bol bol su içerek vücudumun dengesini korumaya çalışıyordum. Yatmadan önce ertesi gün için toplantı yaptık. Rehberin dediğine göre yorucu ve uzun bir parkur olacakmış. “Önce yükselip sonra ana kampa ineceğiz.” Daniel, sürekli bize pozitif düşünün çağrısı yapıyordu.

4. gün: Shire 2 Kampı’ndan Barranco Kampı’na

Bugün yükselip alçalacağımız gündür diyerek 3 bin 850 metredeki Shire 2 Kampı’ndan ayrıldık. Lava Tower’ı çevreleyen kayalıklardan ilerledik ve 4 bin 630 metreye yükseldik. Burada öğleni geçirip ana kamp olan Barranco’ya hareket ettik. 6 saatlik yürüyüşün ardından ana kampa (3 bin 950 metre) vardık. Bugün ayaklarım isyan bayrağını çekmişti. Bu yüzden biraz kestirdim. Uzaktan gözüken rengarenk çadırlar ve bize eşlik eden endemik ağaçların sonunda kampı şenlendiren yerel halkın dansıyla günü bitirdik. Camelbag denilen su torbasının önemini bu dağda anladım. Yeterince soğuk bir havası olmadığı için (zirve günü hariç) kullanabilirsiniz. Hava sıcak, eğim fazla, kaybettiğiniz efor da yüksek ve sürekli su içip bir şeyler atıştırmak zorundasınız. Bu su torbası sayesinde durmanıza gerek kalmıyor ve sürekli su içebiliyorsunuz.

5. gün:  Barranco Kampı’ndan Barafu Kampı’na

Çantayı hazırla, kahvaltı yap derken yürüyüşe başladık. Büyük Barranco Duvarı ve geniş dağ çölü üzerinden ara kampa vardık, ekip bize yemek hazırladı. Dinmeyen yağmurla beraber hava da soğudu. Yemeğimizi yiyip tekrar yağmurluklarımızı giydik. “Pale pale” (yavaş yavaş) yürüdük. Sonunda kampa ulaştık. “İsim, adres, yaş, meslek, imza” derken her kamp alanında doldurduğumuz defteri doldurduk. 8 saatlik yürüyüşle 4 bin 681 metredeki son kampımıza vardık. Yağmur kendini kara bırakmış, hava ısınmıştı. Üstümdekileri çıkarıp, zirve günü için yanıma alacaklarımı hazırladım. Çok hızlı olan ekibimiz, yemeği hazırladı. Yemek sırasında rehberlerimiz de bize eşlik etti. Her gün biri bizimle yemek yiyordu. Yemek sonrası toplantımızı da yaptık ve gece 23.30’da kalkmak için akşam 6’da çadırlarımıza çekildik. Uyku tutmuyordu, “Heyecanlı değilim” diye kendimi telkin etmeye çalışsam da başaramadım ve sağa sola dönmeye başladım. Biraz müzik dinledim, saatlerin geçtiğini hissedebiliyordum. En sonunda uyuyakaldım…

6. gün: Kilimanjaro (Uhuru Peak) ve bitmek bilmeyen bir yol! (16.02.15)

Rehber sürekli “pale pale” diye tekrarlıyor. Tüm insanlık Kili’ye çıkmak için uğraşıyor. Konuştuğumuz gibi gece 23.30’da kalkmıştık. Gece yarısı hareket edecek şekilde hızlıca kahvaltı ederek yola koyulmuştuk. Yavaş yavaş ilerleyen bir banka sırası ve size sürekli “Acele etmeyin” diyen güvenlik görevlilerinin olduğunu düşünün. Yaklaşık 100 kişi olduğunu düşünüyorum. Bir grup dururken arkasındaki grup onun önüne geçiyor. İlerde dik bir parkur var. Gecenin zifiri karanlığında kafa lambalarının verdiği ışığı görüyorsunuz. Uzaktalar. Fark ediyorsunuz ki eğim giderek artacak ama sorun değil biz yavaşça ilerliyoruz. Dün gece ekip olarak hiç dinlenme yapmama kararı almıştık ama bunu bozmak zorunda kaldık. Su içmek için “camel bag” denilen su torbalarını alamadığımız için termostan su içmek üzere duruyoruz. Biraz bir şeyler atıştırıp kuyruğa dahil oluyoruz. Bende biraz mide bulantısı var ama iyiyim. Arada arkama bakıyorum. Aşağıda kafa lambaları…

Karanlık yerini aydınlığa bıraktı bırakacak. Şehrin ışıkları ve Kili’nin karşısındaki 5 bin metrelik koca dağ. Güzel dünyanın güzel parçası Kilimanjaro. Mükemmel görüntüsüyle insanı heyecanlandırıyor, büyülüyor. Gece başladığımız yürüyüşte havanın aydınlanmasını bekliyoruz ancak bir türlü aydınlanamıyor. Daniel’e saati soruyorum. “Ne zaman varacağız, artık sıkıldım.” Eğim artıyor, irtifa midemi çalkalıyor. Elimde batonlarım. Tutmuş karın üzerine gündüz yağan kar, gecenin soğuğu ile sertleşiyor.

Saat 6.30’da son adımları atarak zirveye ulaşmış bulunuyorum. Tabii ben Stella Noktası’nı zirve zannederken mutluyum. Hava yavaşça aydınlanıyor. Tabelaya bakmak yok, baksam da zirvede olduğumu düşünerek büyülenmiş beynimle odaklanamıyorum. Daniel önce fotoğraf çekilmemi, sonra biraz elma yememi izledikten sonra bana acı gerçeği söylüyor: “Aslı, haydi Uhuru Tepesi’ne!” Uhuru zirvesine son 100 metre var. Kameramın pilleri donduğu için bir arkadaşım beni fotoğraflamak zorunda kalıyor. Fotoğraf merasimi bitti, zirveye gidenler geri dönmeye başladı. Artık bizim için de gitme vakti gelmişti.

Güneş dağların arkasından bizi selamlarken Daniel durgun bedenimi harekete geçirmek için elimden tutup beni patikaya soktu. İnenlere imrenerek yürümeye devam ettim. Zirvedeki buzullara hayret ederken “Ölünce beni buraya gömüverin” dedim. 40 dakikalık bir yürüyüş ardından gelen sesler… Mutlular, insanlar çok mutlu. Bizim rehber Daniel tam çılgın çıktı. Fotoğraflarda çılgın çılgın hareketler yapıyor. Sürekli fotoğraf çekiliyoruz ve artık dönüş zamanı. 6.30-7.30 saatleri arasında iki zirveyi de, hatta onlara göre üç, tamamlamış oluyoruz. Bizim Kanadalı çocuk irtifadan çarpıldı ve ben de onun durumunu göz önüne alarak rehbere inmemiz gerektiğini söyledim. Zaten benim de zirvede fazla kalmak istemeyen bir vücudum vardı. Kendisi beni bu seferlik biraz hayal kırıklığına uğrattı. 7 saatlik bir tırmanışın ardından çıktığımız yolu üç saatte inerek çadırda tuluma girmeden uyuyakalmama sebep olan bir gündü. “Ooo, haydi geçmiş olsun” dediğinizi hissedebiliyorum ama siz de ben de yanılıyoruz. Daha 5 saatlik bir iniş daha gerçekleştireceğiz. Yarın akşam şehirde olabilmek için Mweka Kampı’na inmeliyiz. Sisli ve bitmek bilmeyen merdiven gibi yolu sessizce aşıyoruz. 5 saatin sonunda yine defterin başındayız. Evet, bugün de 3 bin 100 metredeyiz…

Yemek olunca insan kaybediyor kendini. Neyse, rehberlerimiz yanımıza gelip bugünün nasıl olduğunu sordu. Dilimizden “Gayet iyiydi” sözcükleri dökülse de içimden gayet yorucu olduğu geçiyordu yolculuğun. Bugün zirve yapmıştık, 5 bin 895 metrede elma yiyorduk. “İyi ki gelmişim” diyerek çadırımda uyumaya çekildim…

7. gün: Mweka Kampı’ndan Mweka Girişi ve Moshi’ye

Hiç uyumadığım için şikayet ediyordum. Ta ki son geceye kadar! Sanırım son kamp ve yorgun bir vücut hiçbir şeyi sorgulamadan uyuyakaldı. Sabah uyandığımda tekrar uyumak istesem de çantamı hazırlayıp kısa sürede çadırları topladık. Ekibimiz gayet iyiydi. Adamlar kafalarında yük taşıma konusunda yüksek lisans yapmışlar adeta! Ormanın içinde üç saat boyunca alçaldıkça ısınan hava eşliğinde tebrikler yazısına ulaştık. Kısacası sona gelmiştik. Keyfimiz yerindeydi. Bir tarafta hediye satan, diğer tarafta koğuşta yıkanıyor havası veren hamallar vardı. Ortam gayet iyiydi. Tüm şirketlerin minibüsü vardı ancak bizimkisi yoktu.

Zirveye çıktığımıza dair bir defter daha doldurduk. Bu dağda kimse kaybolmaz yazmışlar. Bu defterler şehirde olursa tabii ki kimse kaybolmaz! Son bir öğle yemeğinden sonra sadece iki grup kalmıştık. Herkese emekleri için çok teşekkür ediyorum. Son kampımızı kısa bir “Hakuna Matata” dansı ve “Her şey yolunda” mesajıyla sonlandırmışlardı. Küçük bir kutlamadan sonra zirve yaptığımıza dair belgelerimizi aldık. Kendi aramızda fotoğraf paylaşımı ve veda konuşması yaptık. G Adventures ve Türkiye’deki şubesi Geographika Tur’a çok teşekkür ediyorum. Rehberiyle, aşçısıyla ve diğer insanlarıyla bu tur bir harikaydı dostum!

Eğer aklınızda böyle bir plan varsa ve şartlar tamamsa “Tek kişiyim”, “Dilim yetersiz” gibi detayları hiç düşünmeyin. Sadece araştırma yapın ve uçak biletlerinizin çıktısını almayı unutmayın! Yoksa vize alırken sorun olabiliyor…