Mobilemenu
Profile

Koşmak İçin Yaratılmış: Dean Karnazes

İlk uzun koşunuzu sarhoş bir halde ve pek de bilinçli olmayarak yaptınız. Her şeye rağmen bu koşu size kendinizi iyi hissettirdi ve devam ettiniz. O ilk seferde neler yaşadınız?

Canım yandı, hem de çok! Gece saat 11 gibi kulüpten çıktım ve bütün gece koşmaya karar verdim. Evet, çok sarhoştum ama yine de yaptım. Hayatımda bana en özgür hissettiren deneyim oldu. İlk başta (karım hariç) hiç kimseye söylemedim. Sonra insanlar duymaya başladı ve benim delirdiğimi düşündüler, ama kafaları hala karışıktı.

Bu yönde çalışmaya, antrenman yapmaya ve koşmaya başladığınızda vücudunuz nasıl tepkiler ortaya koydu? Bedeninizde neler hissetiniz? Aklınızdan neler geçti?

Ablam bana bir keresinde demişti ki: “Kalbini dinle, o sana asla yolunu kaybettirmez.” Bunu dedikten bir ay sonra, bir araba kazasında trajik bir biçimde hayatını kaybetti. Koşmak ve fiziksel dayanıklılık sporları benim sevdiğim şeyler. Bazıları bunun geçici bir heves olduğunu düşünebilir ama bunlar benim birer parçam. Yani ben de sevdiğim şeyin peşinden inatla gitmeye karar verdim. Ablam haklıydı, mutluluğu yakaladım. Benim için bunu devam ettirmek kolay, çünkü kalbimdeki şey bu.

50 günde 50 eyalette 50 maraton, hiç uyumadan 350 mil ve Güney Kutbu’nda maraton koştunuz. Sıradan bir insanken nasıl oldu da bedeniniz böylesi zorlu aktivitelere direnç göstermeye başladı? Bedeninizi nasıl eğittiniz?

50 eyalette yaptığımız 50 gün süren 50 maraton sonunda gördüğümüz şuydu aslında: Vücudum yorulmak yerine daha da güçleniyor. Son maratonda en hızlı skorumu yapmıştım: 3:00:30! Yine de bunun bir özel yetenek veya Tanrı vergisi olduğunu düşünmüyorum. İnanıyorum ki her kim benim kadar antrenman yapsa ve belirli bir disiplinle yarışa hazırlansa, o da başarmaya muktedir olur. İnsan vücudunun esnek ve eğitilmeye açık olduğu tartışılmaz bir gerçek. Bazen düşünüyorum da kendi yapabileceklerimize yeteri kadar inanmıyoruz. Fakat deli gibi çalışmak için istekli olmalısınız; buna performans ve dayanıklılığınızı artırmak için haftada 160 kilometre koşmak ve bisikletle dağ tırmanışı, rüzgar sörfü, kaya tırmanışı gibi çeşitli kompozit sporları bir arada yapmak da dahil. Kendinizi yüzde yüz bu işe adamak zorundasınız.

Hem çölde, hem kutupta, hem de normal yerlerde koşular yaptınız. Bunlara hazırlanırken nasıl farklılıkları gözetiyor, çalışmalarınızda nasıl değişiklikler yapıyorsunuz?

Güney Kutbu’ndaki maraton için hazırlanırken karda koşmaya benzeyen yumuşak kumda çok koştum. Death Valley koşusu için ise saunada pek çok otur – kalk hareketi çalıştım.

Bu koşular arasında sizi en çok zorlayan, “Buraya kadarmış” dedirten oldu mu? Zorlandığınız zamanlarda nasıl bir bilinç ortaya koyuyor ve nasıl bedeninizin istediğiniz şekilde hareket etmesini sağlıyorsunuz?

Arka arkaya 50 maraton için hazırlanırken, benim için bir hedef koymuştuk: dakikada 110 nabızla dört saatlik bir maratonu koşabilmek. Bu hiç de azımsanmayacak yükseklikte bir çıta ve bunu geçebilmek için çok çalıştım. Psikolojimde hiçbir değişiklik olmadan uzun sürelerde koşma yeteneğim var, bu yüzden de hiç yorulmadan saatlerce devam edebiliyorum. İlk birkaç gün yorgun ve acıya duyarlı oluyorsun ama sonra vücudun yavaş yavaş kendini toparlıyor. Dinlenmem gereken yerde dayanamadım ve bir hafta içinde tekrar çalışmaya başladım.

Başarılarınızda genetik yapınız ve çalışmalarınızın nasıl etkileri var? Hangisi daha ön planda yer alıyor?

Dediklerine göre bir uzun mesafe koşucusunun sahip olabileceği en güzel hediye, anne-babanızın genetik özelliklerinin uygunluğu. Sanırım iyi bir gen kombinasyonum var. Ben Yunanım ve babam da ünlü Yunan maratoncu Pheidippides ile aynı köyden geldiğimizi iddia ediyor!

İnsan bedenini nasıl görüyor ve yorumluyorsunuz? İnsan bedeninin sınırı neler yapmamıza izin verebilir? Siz kendi sınırınızı daha ne kadar geliştirmeyi hedefliyorsunuz?

İnanıyorum ki insan vücudu hareket etmek için tasarlanmış. Eğer onun yapmak için tasarlandığı şeyleri gerçekleştirmek istiyorsak onu eğitmeliyiz. Böylece kilometrelerce koşabilmek ve hiç sakatlanmamak mümkün hale gelir. Bizler doğamız gereği koşmak için yaratılmışız. Günümüzde bir masada ekranın karşısında oturmak, düzeltmemiz gereken bir hata. Fiziğe meydan okumanın sonu yok. İnsanın dayanıklılığını zorlama konusunda gidebileceğim kadar gideceğim. Sponsorlarımdan biri olan The North Face’in sloganı çok iyi açıklıyor aslında: “Asla keşfetmeyi bırakma.” Bu sözü benimsiyorum ben de.

Sıradan insanlar, bedenlerinin potansiyelini ne kadarını kullanıyorlar? Nelerden çekiniyoruz ya da neler bizi engelliyor ki birçoğumuz bu potansiyeli kullanamıyor?

Her seferinde bir adım atmak lazım kelimenin tam anlamıyla. Bu tekniği ben “bebek adımları” olarak adlandırıyorum. Geriye kalan mesafeyi düşünmek yerine, ki bu sizi daraltır ve şevkinizi kırar, her seferinde bir adım daha ileri gitmeye odaklanırım. Yarışırken önümde onlarca kilometre yol kalmış olsa da, bunu kafama takmam. İçinde bulunduğum anı değerlendiririm ve bir ayağımı diğerinin önüne atarım, tıpkı bebek adımları gibi. Bu sistemi hayattaki her mücadeleye uygulayabilirsiniz: Konu iş, kariyer, atletizm veya aile de olabilir.

Sıradan bir insan nasıl bir yol izlerse bedeninin sınırlarını zorlamaya, potansiyelini hakkıyla kullanmaya başlar? Nasıl bir çalışma programı izlemek gerekir?

Sabah saat 4 civarında kalkıyorum ve 20-30 kilometre koşuyorum. Sonra eve gelip çocuklara kahvaltı hazırlıyorum ve onları okula bırakıyorum. Evimi ofis olarak kullandığımdan, dönünce günün çoğunu çalışarak geçiriyorum. Öğleden sonra 10-15 kilometre civarında hızlı ve yavaş tempolu koşu yapıyorum. Akşam yemek yiyoruz, çocukların ödevlerini yapıyoruz, kitap okuyoruz. Sosyal hayatım yok gibi, her şey ailem, ev ve antrenmandan ibaret. Kendimi bunlara adadım ve daha mutlu olamazdım. Uyguladığım diyete klasik “Akdeniz diyeti” denebilir aslında. Yüksek miktarda taze sebze ve meyve, deniz ürünleri ve zeytinyağı tüketiyorum. Mümkün olduğunca organik olanlarını tercih ediyorum. Rafine şekerden, trans-yağlardan, hidrojene nebati yağlardan ve yüksek fruktozlu mısır şuruplarından ise tamamen uzak duruyorum.

Sınırsız koşacak bir bedene sahip olarak yaşamak size ve yaşamınıza neler katıyor? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Hayata bakışınızda neler değişti?

Addedilen her şeyde yardımı oluyor. Zihnim daha parlak çalışıyor, daha iyi hissediyorum ve çok daha keyifli bir insan oldum. İyi hissettiğiniz zaman, bu dışarıdan da görülebiliyor. İnsanlar toplu halde daha iyi fiziksel duruma sahip olsalar dünya çok daha iyi bir yer olur bence. Bu yüzden, sağlıklı ve aktif bir hayatı savunuyorum.

Çevrenizdeki insanlar uzun koşulara başlamadan önceki halinizle şimdiki halinizi nasıl kıyaslıyorlar? Bu yönde nasıl yorumlar aldınız?

Genelde dedikleri şey benim bir insanoğlu değil de farklı bir canlı olduğum. Bunun doğru olmadığını onlara sık sık hatırlatmak zorunda kalıyorum. Ben aslında sıradan bir insanım, benim de tıpkı diğer insanlar gibi savunmasız, güçsüz ve eksik olduğum yönler var. Eşime sormanız yeterli!

Gerçekleştirmek istediğiniz bir proje, aklınızda bir fikir var mı?

Yunanistan’dan Türkiye’ye koşmayı çok isterdim. Adalar arasını kano ile kürek çekerek geçer, anakaraya çıkınca tekrar koşardım. İşte bu hayal gibi bir şey olurdu benim için!