Mobilemenu
Profile

Motor Sporları Nedir?

İnsanoğlu ezelden beri yarışmayı sevmiştir. Antik Olimpiyatlar tarihi M. Ö. 8’inci yüzyıla kadar giderken bu oyunların en heyecanla bekleneni ve izleneni kuşkusuz günümüzdeki 100 metrenin karşılığı olan kısa mesafe koşu yarışıydı. Bir diğeri ise maraton… Hız ve dayanıklılık, insanlık için her zaman önemli oldu. Bedenle yapılan bu iki yarış türüne zamanla atla yani bir araçla yapılanlar da eklendi. Bahis ve sosyete dünyasının gözbebeği olan kısa mesafe at yarışlarıyla, Arap şeyhlerinin medarı-ı iftiharı atlarının dayanıklılığını test eden uzun mesafeli çöl yarışları, insan ve bir “aracının” sportif birlikteliğinin karşılığı oldu. Sonrasında otomobil keşfedildi, sokaklara çıktı ve birileri bu yeni “oyuncaklarla” da kapışabileceklerini fark etti. 

Denizde ve havada da motorlu araçlarla yarışlar yapılsa da “motor sporları” dendiğinde akla ilk olarak karada yapılan otomobil, motosiklet ve kamyon yarışları gelir. Motor sporlarının temelinde yarışma dürtüsü olmakla beraber aslında otomotiv firmalarının birbirleri ile olan rekabeti de ön plandadır. Bu yarışlar daha hızlı, dayanıklı ve güvenli araçlar yaratmak için birer test alanı olarak görülür. Yeni geliştirdikleri motor veya teknolojiyi pilotlarının yeteneklerine sunan markaların başarı kazandıkları takdirde bu tasarımları seri üretim araçlara da adapte ettikleri sıkça görülen bir olaydır. Kısacası siz daha hızlı ve güvenli bir şekilde, dayanıklı aracınızla seyahat edin diye birileri fazlasıyla terler, hatta canını ortaya koyar!

Bu yarışlarda sürücüler tek kişi direksiyon sallayabildikleri gibi bu işi nöbetleşe üstlendikleri de olur. Kimilerinde sürücünün yanında yola dair her türlü bilgiyi anbean ileten yardımcı bir pilot varken her takımda teknik servis hizmeti sunan “profesyonellerin” bulunduğu pit ekibi bulunur. Profesyonel pilotlar bireysel yarışsa da hepsinin bir takımı vardır, kimi zaman takım emirleri devreye girer ve aynı takımdaki pilotlardan galibiyete daha çok ihtiyacı olanın kazanmasının yolu açılır. İsterseniz buna takım dayanışması da diyebilirsiniz ama kimse bu durumu sevimli bulmuyor! Açık açık yapılmasının yasaklanması da bu yüzden. Belli bir yarış takvimiyle aylara yayılan edisyonlar olduğu gibi tek günlük kapışmalar da motor sporları içinde yer alır. Bir sezona yayılan “Grand Prix” veya “Şampiyona” diye adlandırılan yarışlar farklı etaplardan oluşur; bu etapların sonucunda en kısa sürede belirlenmiş mesafeyi almış ya da en çok puanı toplamış pilotlar birinci ilan edilir. Yani hiçbir etabı kazanmasa da istikrarlı bir şekilde sıralarda yer alanlar asıl büyük yarışı kazanır. Tek günlük yarışlar için ise dananın kuyruğu 24 saatte kopar gider!

Doğrudur, motor sporları insanların en çok hayatını kaybettiği spor dallarının başında geliyor. Dünyanın en hızlı pilotlarının yarıştığı Formula 1’de Aytron Senna gibi bir efsane, pistlerde hayatını kaybederken, Dakar Rallisi’nde yarışmacı ya da seyircilerden her yıl ortalama iki kişi ya ölür ya kaybolur! Tabii bu durum Uluslararası Otomobil Federasyonu (Federation Internationale de l’Automobile – FIA) tarafından sıkı bir güvenlik kontrolünü de beraberinde getiriyor. Yarışmacıların yarış sırasında yapıp yapamayacakları kurallarla beraber sınırlandırılır. Öyle ki buna uymayanlar süre, sıra ve para cezasına çarptırıldığı gibi şampiyonadan ihraç bile edilebiliyor. Aynı kriterler araç ve motor tedarikçi firmalar için de geçerlidir. FIA’nın koyduğu kurallara uyulması zorunlu olduğundan bu yarışların güvenliği de en üst seviyeye çıkıyor. Öyle ki siz saatte 54 kilometre hızla kaza testi yapılmış arabanızla “çılgın” sürücülerin olduğu trafikte güvende olduğunuzu düşünerek seyrederken, bu adamlar saatte 200-250 kilometre hızla bariyerlere çarpıyor ve araçtan yara bile almadan çıkıyorlar! İşte motor sporlarının sürdürülebilir olmasının altında yatan bir numaralı etken de bu.