Mobilemenu
Profile

Motor Sporları Tarihi

Juan Pablo Montoya’nın, 2005 İtalya Grand Prix’sinde Mercedes’iyle ulaştığı saatte 372,6 kilometrelik hız Formula 1’in ve yarış dünyasının rekoru konumunda. Peki, bu işler ilk başladığında durum neydi? Sizce 22 Temmuz 1894’te, Paris ile Rouen arasında düzenlenen 50 kilometrelik otomobil yarışına katılan ve tarihte bir ilke imza atan 18 aracın ortalama hızları ne kadardı? Tahmin etmeye çalışmayın, doğru yanıtı bulmanız mümkün değil. Bu yüzden sizi yormayalım ve cevabı biz verelim: Saatte 19 kilometre!

Sonrasında hem otomotiv dünyası hem de yarışları gelişti ve çoğaldı. Paris-Rouen yarışı o günkü şehirlerarası yollarda yapılmıştı, 1898’de ise Periqueeux’te ilk pist yarışı yapıldı. Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) kurulunca gelişim alabildiğine hızlandı. Pist yarışları, ralliler, Formula 1, kamyonlar derken her bir tür kendi tarihini yazdı.

Bugün motor sporları dünyasıyla alakalı olmayanların bile bildiği bir organizasyon olan Formula 1’in kökü aslen 1920’li yıllarda yapılan Avrupa Grand Prix yarışlarına dayanıyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Formula 1 adı ve genel kuralları üzerinde anlaşıldı ve ilk gerçek F1 Dünya Şampiyonası yarışı 1950’de yapıldı. İlk yarış İngiltere’nin Silverstone pistindeydi. 1950-1958 yılları arasındaki bu döneme Arjantinli pilot Juan Manuel Fangio ve araç üreticileri Alfa Romeo, Ferrari, Mercedes Benz ve Maserati damga vurdu. O yıllarda savaş öncesinin motorları ve araçları kullanılırken zamanla üreticiler gelişime ağırlık verdi; yakıt enjeksiyonuna ve “desmodramic” valflere sahip motorlar geliştirildi.

1959’da geliştirilen, araç arkasında yer alan Cooper motorları bir anda yarışlara damga vurdu. Kısa sürede tüm araçlar bu tip motorları kullanmaya başladı. Bir yandan da şasi tasarımları gelişiyordu. Modern tasarımıyla Team Lotus dönemin yıldızıydı. 1962-1973 yılları arasında tam 6 dünya şampiyonluğu kazandılar. O kadar başarılıydılar ki Imperial Tobacco, amblemini bu araçların üzerine koyabilmek için onlara para verdi ve günümüzde F1’in vazgeçilmezi olan sponsorluk anlaşmaları 1968 yılında başlamış oldu. 1981’de gelir paylaşımı ve çeşitli kuralları içeren ilk Concorde Anlaşması imzalandı. Böylece 1981-2000 arası dönem başladı. Bu anlaşmayla F1 sahnesine televizyon gelirleri ile birlikte bir kişi daha ortaya çıktı: Bernie Ecclestone! Yarışların finansal kontrolü artık bu İngiliz eski menajer, yeni CEO’nun elindeydi. Bu arada motorlar ve şasiler sürekli gelişiyordu; yarışların hakimiyeti McLaren ve Williams takımlarındaydı; Renault ve Ferrari’nin de başarılarıyla “Büyük Dörtlü” oluştu. 2000-2008 arası dönem ise Michael Schumacher ve Ferrari’li yıllar olarak tarihe geçti. Alman pilot o dönem beş kez üst üste birinci olurken, Ferrari için bu sayı altıydı. Son dönem ise takım emirlerinin yasaklanması, casusluk skandalı, değişen puan skalası ve farklı şampiyonlarıyla heyecanı devam ettiriyor.

Pistlerde bunlar olup biterken mevsimine göre tozlu, topraklı, karlı, çamurlu yollarda da ralli araçları fink atıyordu. Aslında Paris-Rouen arasındaki o ilk yarış rallilerin de ilki kabul edilir. Onu Paris-Bordeaux-Paris, Paris-Madrid, Fransa Turu, Targa Florio, Turin-Asti, Thousand Mile Trial, The Scottish Reliability Trial gibi kapışmalar takip etse de 1911’deki Montre Carlo Rallisi’nin yeri bir başkadır. Monte olarak da bilinen yarışa, ünlü casino işletmecilerinin, zengin otomobil sürücülerini buraya çekmesi için start verildiği bir sır değil. Monte Carlo Rallisi, bugünkü Dünya Ralli Şampiyonası’nın (WRC) yolunu açan bir yarıştı. WRC ilk olarak 1973’te yapılana kadar Monte, pilotları Monaco’ya çekmeye devam etti ama arada tabii ki başka yarışlar ve arayışlar vardı. Avrupa Ralli Şampiyonası, International Alpine Trial, Rallye des Alpes Françaises, International Champiorship for Manufacturers, RAC Rally, Ulster Motor Rally, Circuit of Ireland Rally, Mille Miglia ateşi harlı tuttu.

Günümüzde ralli dünyasının kalbi yolu dönem dönem Türkiye’den de geçen Dünya Ralli Şampiyonası’nda atıyor. Büyük yarış İsveç’ten Yunanistan’a, Fas’tan Avustralya’ya gereken kriterleri yerine getiren birçok ülkenin topraklarında yapılıyor. Fransız Sebastien Loeb’in Citroen’iyle tam dokuz kez üst üste kazandığını da tarihin bir notu olarak aklınızda tutun.

Monte, WRC’nin başlangıcı ise Dakar Rallisi gibi devasa ekspedisyonların da bir atası var: Peking to Paris. Evet, yanlış okumadınız. 1907 yılında Pekin’den start alan pilotlar tam 14 bin 994 kilometre yol katederek Fransa’nın başkentine vardılar. Bu büyük meydan okumanın devamı The New York-Paris, Japan-Siberia, The New York-Seattle yarışlarıyla geldi. Ama bu tarz yarışların kraliçesi kuşkusuz otomobil, motosiklet ve kamyon sınıflarının yarışlarını bünyesinde toplayan Dakar Rallisi.

Abidjan – Nice Rallisi’nde 1977’de çölde kaybolan Thierry Sabine’nin ülkesi Fransa’ya döndüğünde yaşadıklarının heyecanını arkadaşlarıyla paylaşma dürtüsünden doğan Dakar Rallisi uzun bir süre Paris-Dakar Rallisi adıyla bilindi, yılın ya son ya da ilk günlerindeki start’ıyla motor sporlarının itici güçlerinden biri oldu. Yarış, Afrika’daki terör saldırıları nedeniyle artık Güney Amerika’da Şili ve Arjantin topraklarında yapılıyor ama en azından isminin bir kısmını koruyor. Otomobiller, motosikletler ve kamyonlar kendi sınıflarında yarışıyor.

Motor sporları çok geniş bir kavram; hemen her türden araca bu dünyada yer var. Motoru olsun yeter! Bunların hemen hepsi de başka bir hikayeye sahip. Sektörün gelişimiyle paralel, dört veya iki teker üzerinde hatta tekerleksiz olarak neler yapılabileceğinin hayalini kurup bunu gerçekleştirmeye karar verenler sayesinde birbirinden farklı birçok yarış, 1894’teki hız canavarlarını barından Paris-Rouen’den buralara kadar gelmeyi başardı. Daha da arkası duracak gibi gelmiyor.