Mobilemenu
Profile

Okyanuslar Aşılır Amerika Koşulur: Alex Bellini

Nasıl bir çocuktun? Diğer arkadaşlarından farklı olduğun yönlerin var mıydı?

Çok sakin, biraz içine kapanık bir çocuk olduğumu söyleyebilirim. Yine de ağaç evler yapmayı, yaşadığım yerdeki keşfedilmemiş bölgelere gitmeyi, terk edilmiş binalara girmeyi, çevre ormanlarda kaybolup harita yardımıyla eve dönmeyi severdim. Şimdi düşününce fazlasıyla özgür ve tehlikeli bir çocukluk geçirmişim gibi görünüyor ancak o zamanlarda bunlar alışılagelmiş şeylerdi. Kayak, koşu, dağ bisikleti gibi sporları çok severdim ayrıca yalnız kalmak benim için hiçbir zaman problem olmazdı.  

Maceralara atılmak için Muhasebe bölümünde okuduğun üniversiteyi bırakmışsın. Okulu bıraktıktan sonraki ilk maceran neydi? Kendini nasıl hissettin?

Üniversiteyi bırakır bırakmaz Marathon des Sables’e (260 kilometre) katılmak için Fas’a gittim. Maddiyat için verilen mücadelenin ötesine geçmiş olmak şaşırtıcı bir tecrübeydi. Harika bir histi, kendimi çok güçlü ve beni bundan sonra bekleyen maceralar için çok meraklı hissetmiştim.

Baban da oldukça maceracı biri. Özellikle motosiklet ve çöllere karşı özel bir ilgisi var. Kararında bunun da etkisi var mıydı? Malum çoğu aile çocuğunun üniversiteyi bırakıp bu tarz maceralara atılmasına pek sıcak bakmaz.

Kesinlikle bunun kararımda büyük bir etkisinin olduğunu düşünüyorum. İngilizlerin “Elma, ağacından öteye düşmez” diye bir sözü var. Böyle bir aileye sahip olduğum için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Üniversiteden mezun olsaydım onlara çok büyük bir gurur yaşatabilirdim ancak daha sonra ailelerin, benimkiler de dahil, çocuklarının mutlu olduklarını ve hedeflerine ulaştıklarını görünce daha çok gururlandıklarının farkına vardım. 

Bize kişiliğini nasıl tarif edersin?

Meraklı, bilgiye aç, ciddi, utangaç ve biraz bencil. Bazen de aptalca şeyler yapabiliyorum!

Tek başına kürek çekerek, toplam 521 günde, hem Atlantik hem de Pasifik Okyanusu’nu geçtin, Los Angeles’tan New York’a toplam 5 bin 300 kilometre koştun. Bu maceralar sana ne öğretti?

Öğrendiğim şeylerin listesi çok uzun. Bunlardan en önemli üç tanesi:

1- Belli bir düşünce belli bir duyguyu bu da belli bir aksiyonu ve sonucu doğurur. Bu çerçevede; düşüncelerimi kontrol ederek sonuçları değiştirebiliyorum.

2- Bir şeylerin imkansız olması onları başarmanın gerçekten de imkansız olduğu anlamına gelmiyor. Bunun anlamı olaya yanlış strateji ile yaklaşıyor olduğunuzdur. Bunu aşabilmek için imkansız görünen durumlara karşı farklı bir yaklaşım sergilerim.

3- Kontrollü değişkenlere yani değiştirmenin elinde olduğu şeylere odaklan. Gerisini akışına bırak.

Birçok unutulmaz an yaşadığına eminiz ancak bunlardan bir tanesini bizim için anlatabilir misin?

En inanılmaz anı 2008 yılında Pasifik Okyanusu’nda yaşadım. Sabahın çok erken saatleriydi ve yarı uykulu bir haldeydim. Dışarıdan şelalelerin çıkarttığı uğultuya benzeyen çok garip bir ses duydum. Yavaşça uyku tulumumdan çıktım ve üç balinanın teknenin etrafında ve altında dolanmakta olduğunu gördüm. İlk başta çok mutlu oldum çünkü o anlarda doğayla olan birliktelik duygusunu hissedebiliyordum. Teknenin gövde kısmına çok yakın yüzüyorlardı ve yarım saat sonra varlıkları beni tedirgin etmeye başladı. Çok meraklılardı hatta biraz fazla meraklılardı... Bu durum yaklaşık 3 uzun saat sürdü!

Los Angeles’tan New York’a koşarken bir çeşit hipnotik trans halinde olduğunu söyledin. Bu bilinç halini anlatabilir misin? Kendini nasıl hipnotize ettin? Bu durumdayken yorgunluk hissetmiyor musun?

Hipnozla 2011 yılında ABD’de yaptığım koşu sırasında mentor ve antrenörüm sayesinde tanıştım. ABD’de koşarken çoğunlukla hipnoz yöntemini kullandım. Hipnoz yöntemini günlük hayatımda da hem kendim hem de antrenörlük yaptığım sporcular için kullanıyorum. Hipnoz; artırılmış telkine açıklık hali sonucu vücudunuzu iyileştiren, potansiyelinizi maksimize etmenizi ve fiziksel-mental enerjinizi doğru bir şekilde kullanmanızı sağlayan bir çeşit bilinç hali değişimi. Başlarken meditasyon yapar gibi dikkatinizi nefes ritminize veriyorsunuz ve bunu yaparken gittikçe daha derine, bir çeşit rahatlama haline giriyorsunuz. Bu noktada kendinize en yararlı olacak komutu verebilirsiniz. Mesela trans halindeyken, yorulduğunuzu hissetmek istemedikçe yorulduğunuzu hissetmiyorsunuz!

Karşılaştığın en zorlu durum neydi? Üstesinden nasıl geldin?

Karşılaştığım en zorlu şey 2008 yılında Pasifik Okyanusu’nu kürek çekerek aşmaktan vazgeçme kararını verdiğim andı. 10 ay boyunca, 28 bin kilometreden fazla kürek çekmiştim ve karaya sadece 100 kilometre uzaklıktaydım ancak kötü hava koşulları nedeniyle hayatımın en zor kararını vermek zorunda kaldım: Devam mı edecektim yoksa pes mi diyecektim? Bir açıdan bakınca çok üzücü bir andı. Neredeyse hedefe varmıştım ve bunu gerçekten hak ettiğimi hissediyordum. Bir yandan ise tam bir bilgelik anıydı. Şu anda o anın beni güçlendirmiş olduğunu hissediyorum.

Aynı zamanda motivasyon konuşmaları da yapıyorsun. Konuşmalarından etkilenerek hayatını tamamen değiştiren birini tanıyor musun? Başka insanların yaşamını değiştirmiş olmak nasıl hissettiriyor?

Vermiş olduğum ilhamla hayatlarında harika değişikliklere imza atmış ve kendilerine muhteşem hedefler koymuş olan kişilerden sık sık e-posta alıyorum. Onlar adına çok mutlu oluyorum ve bu bana hayatımın bir amacı olduğunu hissettiriyor. Yoluma yalnız bir maceracı olarak başladım ancak şimdi başka insanlara yardım edebildiğim bir noktaya geldim. Fena bir ilerleme değil! Değil mi? Yine de insanların hayatlarını tamamen değiştirdiğimi düşünmüyorum, onlar bunu kendileri yapıyor. Ben yalnızca kendi hikayemi, birkaç antrenör tavsiyesi ve tekniğini anlatıyorum ancak günün sonunda işin zor kısmını yapmak durumunda olanlar kendileri.

Son projen olan Adrift’ten bahsedebilir misin? Planın ve projenin amacı nedir?

2016 yılının sonunda en büyük yolculuğuma çıkacağım. Grönland’a uçacağım ve Atlantik’in güneyinde yaşam döngüsüne tanıklık edebileceğim bir buz kütlesi arayacağım. Umarım bu iklim değişikliğinin gerçek olduğuna dair somut bir örnek olur ve önlem alma konusunda insanların harekete geçmelerini sağlar. 1928 yılında Kuzey Kutbu’nu geçmeye çalışan İtalyan pilot Umberto Nobile’nin uçağı kötü hava koşulları nedeniyle Grönland yakınlarında düştü. Nobile ve arkadaşları Arktika bölgesinde, kurtarma operasyonu düzenlenene kadar, 40 gün boyunca hayatta kalmayı başardılar. Hikayeyi duyduğum ilk andan itibaren ekibin böylesine inanılmaz ve kontrolün ellerinde olmadığı bir durumla nasıl başa çıktığını sorguladım. Genelde insanlar durumu kontrol altında tutmak için ellerinden geleni yaparlar ve çevresindekiler tarafından kontrol edilmekten nefret ederler. Yine de “kabullenme sanatı”nı kendimize borçlu olduğumuzu düşünüyorum ve ben de bunu biraz(!) zor bir yoldan öğreneceğim.

Seattle’da bulunan ABD menşeli bir şirketin üreteceği 3 metrelik metal bir hayatta kalma kapsülü içinde tek başına yaşayacağım. Bütün yiyecek stoklarını yanımda götürmek isterdim ancak buz dağının dengesini bozmamak için olabildiğince hafif olmak istiyorum. İhtiyaç duyduğum halde yiyecekler bir helikopter tarafından getirilecek. Bu büyük ölçüde mental kuvvetimi sınayan bir deneyim olacak ve can sıkıntısı yüzleşeceğim en büyük zorluklardan biri olacak.

Bu yolculuğu üç ana madde altında inceliyorum: Gezegen, insanlar ve kişisel sağlığım. İklim değişikliği Arktik’teki sıcaklık derecelerini artırıyor, bu da buzulların rekor hızda kopma ve erimelerine yol açıyor. Buz dağına yerleştirdiğim sensörlerle buz yapısını ve değişimini gerçek zamanlı verilerle takip edeceğim. Umuyorum ki bu bilgiler iklim değişikliğinden daha fazla kişinin haberdar olmasını ve Arktik’te yaşanan iklim değişikliğinin bilim adamları tarafından tam olarak anlaşılmasını sağlayacak. İnsanların stres, korku ve kargaşa anlarında daha güçlendiklerini düşünüyorum. Adrift adı verilen bu sıra dışı deneyim yeni yetenekler kazanabilmem için mükemmel bir fırsat olacak. Burada öğrendiklerimi günlük hayatın zorlu anlarında kullanmayı ve hayatımı daha mükemmel hale getirebilmeyi umuyorum. Yine de yapılması gereken çok şey var. Bu büyük bir takım çalışması ve şu an sadece sonraki adımlara odaklanmış durumdayım. Birkaç senedir bu proje üzerinde çalışıyorum ve sonunda bunun gerçeğe dönüşeceği günü görmek için sabırsızlanıyorum!

Mental ve fiziksel olarak bu maceraya nasıl hazırlanıyorsun?

Bu tamamen zihinsel bir sınav ve kendimi hazır hissediyorum. Günlük rutin fiziksel aktivitelerim haricinde hiçbir fiziksel antrenman yapmıyorum, ileride de yapacağımı düşünmüyorum.

Buz dağında, kapsül içinde zamanını nasıl geçireceksin? Daha önce birçok kitap okuyacağını belirttin. Yanına almak için belirlediğin kitaplar var mı? Bize isim verebilir misin?

Zamanımı hem çevre hem de kendimle ilgili araştırmalar yaparak geçireceğim. Ayrıca yalnız geçireceğim günlere karşı vereceğim savaş esnasında bir takım okullar için “online” eğitim programları hayata geçireceğim. Aynı zamanda yanımda kamera da olacak. Bu insanın hayatında yalnızca bir kez elde edebileceği bir fırsat. Bunu belgeleme ve fark yaratma şansını kaçırmak istemem.

Kurgu veya konusu gerçeğe dayanan kitapları okumayı çok seviyorum. Performans psikolojisi ve performans artırımı konuları ile ilgileniyorum. Bu arada birkaç sene önce üniversiteye tekrar başlayıp Psikoloji bölümünden mezun oldum! Henüz kitap listesi yapmadım ancak muhtemelen James Doty’nin bir beyin cerrahının gerçek hikayesini konu alan Into the Magic Shop kitabını yanıma alacağım.

Günlük hayatında ‘‘Keşke yine okyanusun ortasında tek başıma olsaydım“ dediğin anlar oluyor mu? O dinginliği özlüyor musun?

Evet, bu çok sık oluyor. O günlerde hissettiğim “duruluk” ve bir amaca yönelik hareket etme hissini bazen günlük hayatımda unutuyorum. Tabii bunun yanında ailemi ve eşimi seviyorum. İki kızımın tıpkı birer çiçek gibi filizlenip, büyümelerini izlemeyi seviyorum.

Kızların da ileride senin gibi maceracı olmak isterlerse ne yaparsın?

Tabii ki onları desteklerim. Bir maceracının kariyeri, diğer mesleklerde de olduğu gibi, inanılmaz zorlayıcı olabilir ancak bu aynı zamanda kendinizi, düşüncelerinizi ve sınırlarınızı keşfedebilme adına mükemmel bir fırsat. Sınırlarınızı bir kez kendi gözlerinizle gördüğünüz zaman bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamaz!

Seni en çok ne korkutur?

Yaşadığınız bazı şeyler sonucu gelen rehavet duygusu beni korkutur.

Hangi ekstrem sporlarla ilgileniyorsun?

Ekstrem sporlar da ne (gülüyor)! Nefes tutularak yapılan sporlar, “enduro” bisiklet ve uzun mesafe koşuları ile çok ilgiliyim. Saymış olduğum üç spor dalının geliştirdiği ortak özellikler var: İç disiplin ve pes etme isteğiyle başa çıkabilme kabiliyeti.

Maceracı olmak isteyip geçim ve kariyer kaygısı nedeniyle bunu henüz başaramayan veya konforlu alanlarından çıkamayanlara ne söylersin?

Onlara maceranın sadece bilinmeyen, evlerinden uzak yerlerde olmadığını söyleyebilirim. Bu bir hafta sonu ailenizle evinizden 2 kilometre ötede atıldığınız bir macera da olabilir. Macera sizi konforlu alanınızdan çıkarıp, esnekliğinizi ve yaratıcılığınızı zorlayan her şey olabilir. En yakın ormanlık alanda çadır olmadan kamp yapmayı, kibrit veya çakmak kullanmadan ateş yakmayı, kendi yaptığınız salla bir nehri geçmeyi ve geceyi nehrin diğer tarafında kamp yaparak geçirmeyi düşünün. Konfor alanlarının dışına çıkmaktan korkanlara konforlarının er ya da geç tehlikede olacağını söyleyebilirim. Bu yüzden bu duruma öncesinden hazırlansalar daha iyi olur!

İleride Türkiye’yi de kapsayan bir maceraya atılabilir misin?

Türkiye hakkında fazla bilgim yok. Ülkenizi çok küçükken ziyaret etmiştim ve o günlere dair hatırladığım şeyler: Baharatların kokusu ve insanların giydiği kıyafetlerin parlak renkleri. İtalya’da kendim uçurduğum sıcak hava balonum vardı ancak Kapadokya’nın uçmak için dünya üzerindeki en güzel yer olduğunu düşünüyorum.

En büyük macera hayalin nedir?

Kutuplardan her zaman çok etkilendim ve buraları görmek istiyorum. Yaşlandıktan sonra ise bir yelkenli tekne alıp ailemle beraber Pasifik Okyanusu’ndaki küçük adaları ziyaret etmek istiyorum.