Mobilemenu
Profile

“Olimpiyatlara Katılmadan Bu İşi Bırakmayacağım!”

Rüzgar sörfü ile nasıl ve nerede tanıştın?

Kuzenim Silivri’deki yazlığımızda rüzgar sörfü yapıyordu, benim de çok hoşuma gitti. Ondan görerek denize çıkmaya başladım. İlk etaplarda düz gidebiliyordum ancak dönemiyordum! Daha sonra Caddebostan Türk Balıkadamlar Kulübü’nde bu işin eğitimini almaya başladım. Rüzgar sörfü giderek daha çok hoşuma gitmeye başladı. Bu işin tamamen çekirdeğinden yetiştim diyebilirim: Önce rüzgar sörfü okulunda malzeme kurarak çalışmaya başladım, ardından eğitmenlik yaptım, son olarak “Ben sporcu olmak ve yarışmak istiyorum” diyerek Galatasaray’a geçtim. Sonra yeniden Türk Balıkadamlar Kulübü’ne döndüm ve burada devam ederek bugünlere geldim.

Tam olarak kaç yaşlarındaydın?

Bu spora 16 yaşında başladım, aslında geç bir yaş. Yurt dışındaki sporcular yarışmaya 8-10 yaşlarında başlıyorlar. Bu iş futbol veya basketbol gibi değil; örneğin rüzgar bir anda dönebiliyor, onu hissetmeniz gerek. Yarışma refleksine sahip olmanız lazım, bunlar da zamanla ve çok çalışmayla kazanılacak şeyler.

Rüzgar sörfünde seni en çok çeken şey ne oldu?

Kuzenim suya çıkıyor ve 4 saat aralıksız sörf yapıyordu. Hız beni çok etkiliyordu. Bir düşünün: 1,5 metrelik board’un sadece iki karışı suya temas ediyordu. Elindeki yelkenle 50-55 hatta 70 km/saat gibi hızlara çıkmak müthiş bir haz.

Olimpik sınıfı seçme sebebin neydi?

Olimpik sınıfta sörfçü olmak yetmiyor. Bu sınıfın en önemli özelliği: Tüm sporcuların aynı ekipmanla yarışması. Böylece yarışlarda sporcu daha fazla ön plana çıkıyor. Kendini ve kondisyonunu ne kadar geliştirirsen o kadar ileri gidiyorsun. Şöyle düşünün, herkese aynı arabayı vermişler. Lastikler, motorlar her şey aynı ancak her şoförün kendine has bir viraj dönüş tekniği vardır. İşte fark böyle yerlerde ortaya çıkıyor. Mesela diğer bir branş olan slalom’da yelken boyutlarını ve diğer malzemeleri kendine göre seçebiliyorsun. Yani o kategoride biraz daha “para konuşuyor”. Orada atlet olmak birinci planda değil, federasyonlar da zaten olimpik sınıfları destekliyor. Slalom’da ne kadar antrenman yaparsan yap dünya otoritelerinin kabul etmediği bir organizasyonda yarışıyorsun. Burada dünya şampiyonu olsan da resmi değil ama "olimpik" dediğin zaman iş bambaşka bir boyuta geçiyor.

PWA, IFCA gibi organizasyonlarla ilgili ne düşünüyorsun?

PWA’yı akredite etmiyorlar, IFCA daha akredite ancak PWA’nın kuruluşundan bugünlere taşıdığı bir kalitesi var. Ben de orada iki sezon yarıştım. PWA profesyonel bir dünya fakat ilk 20’ye bakarsanız 2-3 sporcu dışında hepsi yıllardır orada. Yani ortada kısır bir döngü var. Ayrıca PWA biraz daha maliyetli. 6 ayaktan oluşan seriyi takip etmenin maliyeti 80-90 bin euro’yu buluyor.

Olimpik sınıfta yarışmak yerine bu tip organizasyonları takip etmenin mali açıdan farkı çok mu büyük?

Ben tek ekipman kullanıyorum. Tabii ki ben de senede 3-4 yelken açıyorum ancak bu slalom kadar masraflı olmuyor. Örneğin fin, funboard’da en önemli parçalardan biri. 1000 euro’luk olan da var 100 euro’luk olan da. Tabii slalom’da bunların bir tanesi de yetmiyor, en az 10 tane olması gerek.

Olimpik sınıfı seçmende, başarılı olmak için komple bir sporcu olma gerekliliği mi etkili oldu?

Kesinlikle. Bu sınıfta sörfçü olmanız yetmiyor; iyi bir yelkenci ve atlet olmanız gerek. Çok dayanıklı olmanız, patlayıcı ve genel kuvvetinizin çok yüksek olması lazım. Ben spor yaşamını çok seviyorum. Her gün yaklaşık 2 saat yol veya dağ bisikletine biniyorum, 1 saat koşuyorum, fitness antrenmanı yapıyorum. Bunların dışında denize çıkmamı saymıyorum bile!

Bu kadar antrenman sana aşırı yükmüş gibi gelmiyor mu? Çalışmaktan sıkıldığın oluyor mu?

Ben antrenman yapmayı çok seviyorum. Mesela kürek çekmek çoğu insana dünyanın en sıkıcı şeyi gibi gelir. Sonuçta sadece bir “bar” çekiyorsun ve efor sarf ediyorsun. Ellerim su topluyor ama ben bundan zevk alıyorum çünkü orada çektiğim acılar beni yarışta ileri götürüyor.

Rüzgar sörfünde kendini en başarılı bulduğun özelliklerin neler?

Yarış öncesinde çok iyi hazırlanıyorum. Ekipmanımı kusursuz bir şekilde kuruyorum. Bu işe geç başlamama rağmen hızlı ilerledim. Dezavantajım ise yarış sırasında çok strese girmem.

Bunu yenmek için özel bir çalışma yapıyor musun?

Şu an yeni bir mentorum var ve onunla bu tarz psikolojik detaylar üzerinde çalışmaya başladık. Burada sizinle tek başıma konuşuyorum ancak bu iş ciddi bir ekip çalışması. Arkamda bana destek veren çok büyük üç marka bulunuyor. Ana sponsorum olan Kurukahveci Mehmet Efendi’nin alabildiğim bütün kararlarda desteği var. Supplement’lerimi Hardline Nutrition karşılıyor ayrıca Hummel da giyim sponsorum. Aynı zamanda PR ve basın danışmanlığımı yapan Ece Hanım ve kondisyonerim var. Ekip olarak oturup 2016’nın değil 2018 yılının planlamasını yapıyoruz. Türkiye’de böyle bir düşünce yok ama sörfte iyi olan ülkeler 2024 Olimpiyatları için hazırlanmaya başladılar bile. Bana 2016 Olimpiyatları için hazırlanmamı 1,5 sene önce söylediler! Yine de mucizevi bir şekilde şu an Rio’ya çok yakınız.

Olimpiyatlara katılmak için hazırlanmayı nasıl kabul ettin?

Bu 2011 yılından beri benim rüyamdı fakat şartlar yeterince olgunlaşmamıştı. Bunun için sizin federasyona güvenmeniz, onların da sizi desteklemeleri lazım. Çünkü bu ciddi bir proje; sonuçta şu an ben bir yılın 265 gününde yurt dışında kamp yapıyorum. O zamanlar federasyon yeni değişmişti, bana Olimpik kampanya yapmak istediklerini ve bunun içinde yer alıp almak istemediğimi sordular. Ben zaten Londra Olimpiyatları’nda da olmak istiyordum ancak bu mümkün olmamıştı. Bu teklifi beni destekleyen sponsorlarıma açtım: “Bu ciddi bir külfet, kabul ediyor muyuz?” dedim. Kabul ettiler; imkan var, destek var, durum var… O zaman biz de “Neden olmasın?” diyerek çalışmalara başladık.

Rio’ya yakın olduğumuzu söyledin. Son durum nedir, 2016 yılında Brezilya’da olabilecek misin?

Avrupa ülkeleri için belirlenen 18 kotanın 10’unu iki sene önce İspanya- Santander’de verdiler. Biz orada yarışmadık, ortada böyle bir proje bile yoktu! Umman’da, 6 tanesini daha verdikleri yarışta, kotayı iki ülkeyle kaçırdık. Geriye kalan son iki kota 2016 yılının mart ayında İspanya- Palma’da verilecek. Ben kalan iki kotada üçüncü sıradayım, önümde Ukrayna var, onları geçersem 2016 Rio Olimpiyatları’nda olacağım. Orada sonuna kadar mücadele edeceğiz ama alamazsak hiç üzülmeyeceğim, kazanırsak da bu gerçekten bir mucize olacak. Kızlarda da Dilara Uralp, kotayı almaya benden bir ülke daha yakın.

Rio’ya katılman halinde hedeflediğin sonuç nedir?

Açıkçası bu kadar geriden gelip Rio’ya katılmayı başarırsak sadece o atmosferin tadını çıkarmak istiyorum çünkü gerçekten o kotanın içinde kan, emek, ter, gözyaşı kısacası her şey olacak. Bundan emin olabilirsiniz! Rio’da ortalama bir derece almak istiyorum ancak 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda ana hedefim: İlk 10’a girip sertifika almak. Her şeyden önemlisi; benim bir sene önce başladığım ve kotayı almak için son yarışa kadar verdiğim mücadeleden edindiğim tecrübeler ve o yoldan keyif almam. Ben bu sayede İstanbul gibi bir yerden kurtularak Çeşme’ye yerleştim, çok iyi insanlarla tanıştım, unutulmaz tecrübeler edindim… Bunların hepsi rüzgar sörfünün bana kattığı şeyler.

Kötü senaryoyu düşünürsek: Katılamadığın takdirde ne gibi planların var?

Öncelikle ilk altı ay dinlenmek istiyorum. Tabii ki bundan kastım her şeyi bırakmak değil. Haftada 14 değil 6-7 antrenman yaparım diye düşünüyorum. Ayrıca Survivor’a katılmak istiyorum. Bu sene planlarımız arasında vardı ancak Rio’ya hazırlandığımız için gerçekleşmedi. Onun dışında ana sponsorumla 4 yıllık planımı hazırlamaktayız. Rio’ya katılamazsam 2017 yılının yaz aylarında, 2020 kampanyamı açıklamış olacağız. Ben Olimpiyat görmeden bu işi bırakmayacağım. Türkiye’de üç Olimpiyat görmüş, Olimpiyatlar’da 11’inciliğe kadar çıkmış olan Ertuğrul İçingir diye bir isim var. O, imkanları yeterli olmadığı ve yeterli desteği göremediği için bu işi 2008 yılında bıraktı. 2012 yılına kadar Türkiye’de kimse rüzgar sörfü dalında Olimpiyatlar’da yarışmadı. Ertuğrul İçingir ile benim aramda bir jenerasyon yok, ara jenerasyon kayıp. Ben de bu işi bırakırsam, benimle gençler arasında bir jenerasyon daha kayıp olacak. Şirketler, markalar bizleri destekliyorlar ama benim bunu ülkenin yararına dönüştürmek için bir şeyler yapmam lazım. Bu yüzden Olimpiyatlar’a katılmadan veya en azından güvendiğim isimleri görmeden bu işi bırakmayacağım.

Hazırlıklarını nerede sürdürüyorsun?

Önceden İstanbul’da yaşıyordum ancak hayat şartlarından dolayı buradan başarılı bir sporcu çıkma ihtimali gün geçtikçe zorlaşıyor. Ben de radikal bir kararla Çeşme’ye yerleştim. Daha sakin, dingin ve sağlıklıyım. Çeşme’de hava sıcaklığı en düşük 5 derece. Yeterli ekipmanınız varsa istediğiniz zaman çıkıp sörf yapabiliyorsunuz.

Ertuğrul İçingir ile tanışma imkanı buldun mu? Sana nasıl tavsiyeleri oldu?

Kendisi de şu an Çeşme’de yaşıyor ve bazen birlikte antrenman yapıyoruz. 15-20 sene Olimpik sınıfta yarışmış çok tecrübeli bir isim. Onun, zamanın bilimiyle yapmış olduğu antrenmanları şu anki bilimle eşleştiriyoruz. Benim de hedefim onun gibi 3-4 Olimpiyat görebilmek. O bizlere bırakmadan gitti ama benim hedefim bayrağı gençlere bırakarak gitmek.

Daha önce Sailing World Cup’a da katıldın. Böyle bir platformda ülkeni temsil etmek nasıl bir his?

Fransa’da düzenlenen bu yarışa iki senedir katılıyorum. Yelkenimde taşıdığım Türk bayrağını gören bir aile yanıma gelip gözlerine inanamayarak “Sizin burada ne işiniz var?” demişti. Öyle bir algı var ki; insanlar sizi orada görebileceğine ihtimal dahi vermiyor. Ancak yavaş yavaş insanlar bunu anlamaya başlıyor. Federasyon sayesinde yurt dışındaki bu tarz yarışlara katılıyorum. Bende bir bilgi birikimi oluyor, ben de buralardan edindiğim tecrübeyi yeni nesillere aktaracağım ve hep beraber bu sporu daha yukarılara taşıyacağız. Ülkeni yarışlarda temsil etmek gerçekten çok güzel bir şey ama ben şu an bulunduğum konumdan çok da mutlu değilim. Kesinlikle daha yukarılarda olmak istiyorum, o yüzden de çalışmalarıma devam ediyorum.

Rüzgar sörfündeki başarılarından bahseder misin?

Profesyonel olarak yarışmaya 2009 yılında başladım. 2010 yılında ilk sponsorum Kurukahveci Mehmet Efendi ile anlaştım. O noktadan sonra imkanlarım biraz daha arttı. 2011 yılında Türkiye şampiyonu oldum. 2012 yılında yaşadığım bir sakatlıktan dolayı spora ara vermek durumunda kaldım. 2013- 2014-2015 yıllarında Olimpik sınıfta Türkiye şampiyonu oldum. Bir sene öncesine kadar funboard’da slalom disiplininde de yarışıyordum. Bilgim kısıtlı olmasına rağmen o dalda da Erkekler Slalom dördüncüsü olmuştum. O da benim için güzel bir dereceydi. 2014 yılında PWA’yı takip ettim ve “21 Yaş Altı” kategorisini üçüncü olarak bitirdim. Aynı zamanda Olimpik sınıfın bir alt kategorisi olan RS-1 dalında Dünya Gençler Şampiyonası’nda dünya dördüncülüğü yaşadım.

Rüzgar sörfüne geç yaşta başlamana rağmen kısa süre içinde Türkiye şampiyonluğu yaşamış olman etkileyici. Bunu nasıl başardın?

Siz bir şeye sebat ederseniz kesinlikle karşılığını alıyorsunuz. Benimki sadece biraz daha hızlı oldu. Bunun nedeni de çok çalışmamdır. Rakiplerim sörfe benden çok önce başlamışlardı. Onların benden önce 1000 saat sörf yaptıklarını düşünelim. Ben günde 6 saat sörf yaparak aramızdaki bu farkı kısa sürede kapattım.

Aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi Gastronomi bölümünde okuyorsun. Eğitim hayatı nasıl gidiyor?

Bolu İzzet Baysal Anadolu Otelcilik Ve Turizm Meslek Lisesi’nde yatılı olarak okudum. Orada Aşçılık bölümündeydim, birkaç gastronomi yarışmasına girip dereceler aldım. Bu arada hafta sonlarında rüzgar sörfü yapmaya devam ettim. Yeditepe Üniversitesi hem sporculuğumdan hem de gastronomi festivallerinden almış olduğum derecelerden dolayı bana yetenek bursu verdi. Ancak ne yazık ki çok aktif biri olduğum için okul hayatının bana göre olduğunu düşünmüyorum. Okuldayken de hep bayrağa bakardım, dalgalandığı zaman çıkıp sörfe giderdim! Şu an olimpiyatlara hazırlandığım için okulu dondurdum ancak daha sonra geri dönüp okulumu bitirmek istiyorum.

Gastronomi yarışlarında da zirveye oynamışsın. Hangi yemekle derece almıştın?

Yemek yapmayı çok seviyorum. Çeşme’de kız arkadaşımla yaşıyorum ve evde yemekleri ben yapıyorum. O yemek yarışması için okul bize sınırsız bütçe vermişti. Kadayıflı levrek hazırlamıştık. Konyak, kuru mürdüm erikleri ve badem püresinden sos yapmıştık. Garip şeyler yapmıştık anlayacağınız, epey çalışmıştık (gülüyor).

Bir günün nasıl geçiyor? Antrenman yapmaktan kendine vakit ayırabiliyor musun?

İnsanlar bana: “Ne güzel sporunu yapıp yatıyorsun” diyorlar ancak boş vaktim olmuyor. Sabah 9’da spora başlıyorum, iki saat sürüyor. 11’de bitiyor. Bir şeyler yiyip, 1-2 saat uyuyorum ve rüzgar güzelse sörfe çıkıyorum. Sonra yine yemek yiyip yarım saat dinleniyorum. Ardından fitness yapıyorum. Baktığınız zaman çoğu insan 8 saat mesai yapıyor ama ben günde 13-14 saat çalışıyorum.

Aktif spor hayatını sonlandırdığın zaman rüzgar sörfü ile ilgili mi yoksa okuduğun bölümle ilgili bir iş mi yapmak istiyorsun?

İkisi de Türkiye’de önü açık olan sektörler ve aslında ikisi de kombine edilebilecek şeyler. Hedefim 35 yaşına kadar aktif olarak bu sporun içinde yer alıp, sonrasında rüzgar sörfü okulu değil, rüzgar sörfü akademisi açmak. Tamamen sporcu yetiştirme odaklı olacak bu akademi içinde bir restoran kurup bilgilerimi kombine etmek istiyorum. İsteğim çok para kazanmak değil. Çeşme’deki hayatımı idame ettirebilecek kadar kazanayım ve genç nesiller yetişsin bana yeter.

Favori rüzgar sörfü bölgelerin nereler?

İstanbul’dan kalkıp yerleştiğime göre ilk sırada Çeşme geliyor. Aynı zamanda Gökçeada ve Datça’yı çok seviyorum. Dünyadaki favorim ise hem atmosferi hem de görüntüsü nedeniyle Miami. Hollanda- Medemblik biraz soğuk ama rüzgarı çok sert, orayı da seviyorum. Filipinler’de Boracay’da yarışmıştım orası da sevdiğim bir bölge. Kışın antrenmanlarımı genelde Cadiz’de yapıyorum, maliyet olarak da uygun bir yer.

Bu spora başladığından beri seni en çok etkileyen rüzgar sörfçüleri kimler?

Sadece Olimpiyat görmüş olmasından dolayı değil; yaşam tarzı ve spora olan bakış açısından dolayı bana en yakın gelen kişi Ertuğrul İçingir’dir. Dünyada ise yaşayan bir efsane olan ve son 20 yıldır ilk 15 içinden çıkmayan Polonyalı Przemysław Miarczyński örnek aldığım bir sporcu. Olimpiyat şampiyonu olan Dorian van Rijsselberghe’nin stilini çok beğeniyorum. Dorian yaptığı işten keyif alıyor. Olimpiyat altınını garantilediği halde saygıdan dolayı yarışa çıkıp yine birinci oluyor. Bu çok başka bir boyut.

2024 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak şehri belirleme imkanı elinde olsaydı nereyi seçerdin?

İstanbul’u seçerdim, yelken yarışlarını da Çeşme’ye verirdim. Londra Olimpiyatları’nda da yelken yarışları Weymouth’a yani Londra dışındaki bir bölgeye verilmişti.

Olimpik rüzgar sörfünde sponsor desteği bulmak zor mu?

Türkiye’de düzenlenen yasalarla birlikte firmalar sponsorluk anlaşmalarına sıcak bakmaya başladılar. Artık sponsorluk sözleşmesi yapan şirketler, size verdikleri bu desteği vergiden düşebiliyorlar. Bu çok önemli bir şey ve henüz sponsorluk verebilecek, yetkili kişilerin birçoğu bunu bilmiyor. Ben çok şanslıyım ki bu spor karşıma hep güzel insanları çıkardı ve iyi sponsorlarım oldu.

Rüzgar sörfünde milli takıma katılma kriterleri nasıl belirleniyor?

Federasyonların kendi belirledikleri bir takım seçme kriterleri var. Türkiye’de üç yarış var: Yarı Yıl Kupası, Federasyon Kupası ve Türkiye Şampiyonası. Bu üç yarışta, Olimpik sınıfta ilk 2’ye giren sporcular milli takıma giriyor. Bu sene milli takıma benimle beraber 16 yaşında yetenekli bir genç olan Cavit Biriz seçildi. Umuyorum yarattığımız rekabetle birbirimizi daha ileri götürürüz. İnsanların sporda ileri gitmeleri için birbirine ihtiyaçları var. Rekabetin olmadığı yerde başarı olmaz.

Sponsor desteğinin yanında federasyondan gerekli desteği görebiliyor musun?

Serhat Belli yönetimindeki federasyon bize verdiği 10 sözün hepsini de yerine getirdi. Türkiye’de çok nadir olan bir şey bu. Sponsor desteğinin yanında federasyondan ekstra destek görmek hem sizi motive ediyor hem de standartlarınızı yükseltiyor.

Ülkemizde son yıllarda rüzgar sörfüne olan ilgi artışını neye bağlıyorsun?

Türkiye’de son iki yıla kadar “funboard slalom” dediğimiz dal revaçtaydı. Fakat Yelken Federasyonu’nun değişmesi ile beraber Tekno – 293, RS-1, RS-X sınıflarında iki sene önce 40 civarında olan katılımcı sayısı 80’lere ulaştı. Bunun nedeni de daha önce belirttiğim gibi sporcuların tek malzeme ile yarışabiliyor olmaları. Federasyon’da hala bu sayıyı arttırma mücadelesi veriliyor. Funboard slalom hariç, Federasyon bazında akredite olmuş bu branşları ayaklandıran iki isim: Serhan Balcı ve Rüzgar Sörfü Sınıf Sekreteri Cem Duman’ın bu gelişimdeki payı çok büyük. Aynı zamanında slalom’un da ilk günkü günlerine geri döneceğini düşünüyorum ancak camialar kendi içlerinde, kendilerini baltalamamalılar. İnsanların egolarını törpülemeleri, kimseyi küçük görmemeleri ve kimsenin şevkini kırmamaları gerek.