Mobilemenu
Profile

Röportaj: Mahmut Yavuz

Koşu sporuna nerede ve nasıl başladınız?

Koşmaya ortaokulda beden eğitimi öğretmenim Haydar Doğan sayesinde başladım. O zamanlar koşu hakkında fazla bir bilgim olmasa da okullar arası yarışmalara katılmaya başladık. Askeri lisede ise ciddi ciddi bu işe yöneldim. Heybeliada’daki okulumuz içerisinde sınıflar arası bir koşu vardı ve arkadaşlarımla eğlence olsun diye katılmaya karar verdik. Okul yetkilileri, dereceye girenlerin hafta sonu erken izne çıkacağını söyleyince yarışta herkes hızla koşmaya başladı. Yarış içinde bir ara en arkada kaldım, sinirlendim ve hızlanarak Türkmen bir arkadaşımla birlikte yarışı birinci bitirdik. O şekilde koşu takımına girdim. Daha sonra lise birinci sınıfta, futbol takımına girdim ancak atletizm antrenörü her gün antrenmanlara gelip beni takımına almak istiyordu. Futbol takımındaki teknik direktörümüz en sonunda “Tamam, al senin olsun” dedi ve kendimi bir anda bir zamanlar içinde futbol oynadığım sahanın etrafında koşarken buldum.

Koşunun en çok sevdiğiniz yönü nedir?

Tek başına veya grup olarak fark etmez, koştuğun zaman doğayla baş başa olma şansına sahip oluyorsunuz. Bu da kendinizi özgür hissettiriyor. 

Ultramaratona geçiş süreciniz nasıl gerçekleşti?

Okuldan mezun olduktan sonra koşunun yanında macera yarışlarına da katılmaya başladım ve burada da takım olarak başarılı olduk. Katıldığım “Geyik Koşuları”nın birinde Caner Odabaşoğlu, ultramaraton düzenlemek istediğini söyledi. Yarışmak için 60 ve 126 kilometre olmak üzere iki seçeneğim vardı ve ben daha önce ultramaraton tecrübem olmamasına rağmen 126 kilometre olanı seçtim. Yani bu işe “İznik Ultramaratonu” ile başlamış oldum. Orada yaklaşık 13 saati yağmur altında olmak üzere toplamda 15 saat 40 dakika civarında bir koşu süresi ile birinci oldum. Daha sonra Kapadokya’da düzenlenecek Runfire Cappadocia’dan ücretsiz katılım teklifi aldım ve birinci oldum. Bu yarışı kazandığım için Çin’de, Gobi Çölü’nde, düzenlenen ultramaraton yarışına gönderdiler ve orada da ikinci oldum.

İlk katıldığınız ultramaratonda birinci olmanız çok etkileyici. Bu organizasyona nasıl hazırlandınız?

Ekstra bir hazırlık yapmadım. Ultramaraton aslında mental bir savaş. Bir yerden sonra olay tamamen zihninizin ayaklarınız ve bedeninize hükmedebilme gücünde bitiyor. Mesela Bulgaristan’da ilk 70 kilometreyi birinci geçtiğim bir yarışta işaretleri karıştırınca beşinciliğe kadar geriledim. 100’üncü kilometreye geldiğimde motivasyonumu tamamen kaybetmiştim ve “Yarışı bırakacağım” dedim. Tam yarışı bırakacağım sırada başka bir koşucu ile karşılaştım ve bitişe beraber gitmeye karar verdik. Bitiş noktasına el ele girdik ve bırakacağım yarışı ikinci bitirdim!

Mental özelliklerinizin yanında fiziksel kuvvetinizin de bu başarılarda bir payı olsa gerek. SAT komandosu olmanın ve daha önce aldığınız eğitimler de bu konuda size avantaj sağlıyor mu?

Evet, geçmişten gelen özelliklerim de burada pay sahibi. SAT kursunun bana kazandırdığı bir bakış açısı var. Orada insan sınırının olmadığını görüyorsunuz çünkü her seferinde yaptığınız işe şaşırıyor ama bir sonraki denemenizde daha iyisini yapıyorsunuz. Daha iyisini yapmanız gerekiyor. SAT kursunda, kursiyerlerden hep daha fazlasını yapmaları istenir ve insanın sınırının olmadığı öğretilir.

Ultramaratonda elde ettiğiniz en büyük başarılarınız nelerdir?

4 yurt içinde, 4 yurt dışında olmak üzere toplam 8 tane çok etaplı ultramaraton koştum.  Beşinde birinci, üçünde ikinci oldum. 4 kere İznik Ultramaratonu koştum ve bunların ikisinde birinci, ikisinde ikinci oldum. Kıbrıs'ta Two Castle Ultramaratonu’nda ikinci oldum. Bulgaristan'da Persenk Ultramaratonu’nda yine ikinci oldum. Makedonya'da Krali Marko Ultramaratonu’nda birinci oldum. Bana göre en büyük başarım ise Çin'de koştuğum Gobi Çölü Ultramaratonu’nda aldığım ikincilik. Fazla yarış tecrübem yoktu, koştuğum ilk uluslararası yarıştı ve malzemelerim teknik olmadıkları için rakiplerime göre çok ağırdı.

Sizi rakiplerin önüne taşıyan en başarılı özelliğiniz nedir?

En önemli özelliğimin kendimi tanımam olduğunu söyleyebilirim. Kısa etaplı yarışlarda hızlı başlasanız bile bir şekilde bitiş noktasına ulaşabilirsiniz. Ama bir maratona ya da ultramaratona hızlı başlarsanız rotanın geri kalanı sizin için bir çileye dönüşebilir. Ben kendi gücümü bildiğim için başkaları tempolu koşsa bile kendi tempomu değiştirmiyorum. Çünkü yarışın başında yaptığınız 5-10 saniyelik hızlı tempo bile yarış sonunda daha çok yorulacağınız için toplam zamanınızda artı 5-10 dakika olarak geri dönebilir.

Hiç aklınızdan çıkarmadığınız bir tavsiye var mı?

Koşarken bir yerden sonra herkes acı çekiyor, birinci de sonuncu da. Buna dayanabildiğiniz ölçüde başarılı olabilirsiniz. O anlık acıya katlanabilirseniz, bu size ömür boyu unutulmayacak mutluluk olarak geri döner.

Yarışta sırasında da kendinizi bunu düşünerek mi motive ediyorsunuz?

Yarışta bunu çok düşünmüyorum. Yarışı bütün olarak değil, parça parça düşünüyorum. 130 kilometreyi bütün olarak görürseniz size hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor! Ben yarışı kontrol noktaları arasında parçalara bölüyorum. Bir kontrol noktasından diğerine ulaşabileceğim zamanı kafamda belirliyorum, o zamandan önce kontrol noktasına ulaşırsam da mutlu oluyorum (gülüyor).

İşinizin arasında ultramaratonlara katılım sağlamak zor olmuyor mu?

Yurt dışındaki yarışlara senelik iznimden gidiyorum. Tek etaplı yarışlara ise haftasonu tatillerimde gidiyorum.

Yıllık izninizde ultramaraton koşmanız bir hayli ilginç. Hiç dinlenmeyi düşünmüyor musunuz?

Herkesin tatil anlayışı farklı! Yurt dışına gidince sadece koşmuyorum; yeni yerler görüp, yeni insanlar da tanıyorum.

Koşu haricinde uğraştığınız başka spor dalları var mı?

Daha önce macera yarışlarına katıldığım için bisiklet, dağcılık, su kayağı gibi sporları yapabiliyorum. Tenis, basketbol, futbol oynuyorum. Tüm sporları takip etmeye çalışıyorum diyebilirim.

Bu sporları yaparken yorulma gibi bir sorununuz olmuyordur değil mi?

Çoğunu sakatlanmama adına çekinerek yapıyorum ama yorulma olmuyor tabii. Hatta İzmir’deyken bir dönem her hafta futbol maçı yapıyorduk. Oynayanların hepsi eski profesyonel futbolculardı. İyilerdi fakat fazla koşmuyorlardı. Daha önce maçlar hep denk geçiyormuş fakat benim gittiğim beş haftada da bizim takım kazanınca takım arkadaşlarım “Karşı takım seni istemiyor” demişti.

Ultramaratonla ilgilenen gençlere ne gibi tavsiyeleriniz var?

Türkiye gençlerde, özellikle dağ koşusunda, çok iyi durumda. Bizler de koşan arkadaşlarımızı ultramaratona kazandırmaya çalışıyoruz. Ülkemizde kulüpler, bu gençlere yıldız ve genç kategorisindeyken belli bir miktarda ücret ödüyor. Bu ücret gençler için ortaokul ve lise yıllarında cep harçlığı oluyor. Genelde koşucuların ailelerinin maddi durumları iyi olmadığı için üniversiteyi kazanamadıkları takdirde sıkıntılar başlıyor. O dönem genç kategoriden büyüklere geçiş eşiği. O süreçte iyi koşanlar daha iyi kazançlar elde edebiliyor ancak henüz gelişimini tamamlayamamış olanlar bir de üniversiteyi de kazanamamışlarsa çok da şanslı olamıyor. Örneğin benim gençler Türkiye şampiyonu olup şu an postacılık yapan arkadaşım var!

Bizim için yurt dışındaki bir yarışa gitmenin 6-7 bin TL maliyeti var. Bu bizler için büyük bir para ama bir şirket için hiçbir şey. Yarışlara gittiğimizde ülkemizi temsil ediyoruz. Derece yapmanıza gerek yok, sırf yarışta koştuğunuz için bile ülkenizin bayrağına başlangıç ve bitiş noktalarında yer veriliyor. Derece gelirse daha büyük kazançlar da elde ediliyor. Mesela son olarak Güney Afrika’ya gittiğimizde yarışlar ülkenin en çok izlenen spor kanalı olan SuperSport’ta her gün belli bir süre yayınlanıyordu.  Yani yurt dışında ilgi de sponsorluk da var ancak ülkemizde bunlar kolay olmuyor.

Elde ettiğiniz bu başarılı sonuçlara rağmen siz de sponsorluk sıkıntısı yaşıyor musunuz?

Herkes gibi ben de yaşıyorum. Sponsorluk olayı tamamen kendini satabilmenle alakalı. İyi sporcular genelde bunu yapamıyor. Yarışları orta sıralarda bitirebilen sporcular sponsor bulabiliyor ama iyi olan sporcuların öyle bir sıkıntısı var. Ben masrafları bazen kendim üstleniyorum, bazen kazandığımız ödüller oluyor. Son olarak Güney Afrika’da katıldığım yarışa Büyükelçimiz sayesinde katıldım. Türk Hava Yolları ulaşım sponsorum oldu, Güney Afrika’daki şirket sahipleri de katılım ücreti gibi çeşitli maliyetleri üstlendiler.

Yarışlarda sık sık karşı karşıya geldiğiniz, rekabet halinde olduğunuz sporcular var mı?

Yarıştığınız kişiler her zaman değişiyor. Şu ana kadar aynı kişiye iki kere geçilmedim (gülüyor). Yabancı sporcuların 2016 yılında nerelerde yarışacakları şimdiden belli, bazı sporcular da ona göre yarış seçiyor. İnsanlar başarılı atletlerle rekabet etmek yerine başka yerde yarışmayı tercih ediyorlar çünkü genelde yarışlarda herkes kaçıncı olduğunuza bakıyor. Ama aslında bir yarışta 20 kaliteli atlet varsa ve siz 10’uncu olduysanız bu bir başarıdır. 1000 kişinin koştuğu bir yarışta kaliteli isimler yoksa birinci de olabilirsiniz. Bu şekilde yarış seçenler olabiliyor. Benim öyle yarış seçme gibi bir şansım olmuyor. Katılanlara bakmak yerine genelde maliyet olarak hangisi uygunsa onları seçiyorum.

Bu şekilde sizden kaçanlar da oluyordur o zaman?

Oluyordur herhalde, bilemiyorum (gülüyor).

Ultramaratonda ekol olan ülkeler hangileri?

İspanyol,Amerikalı, Fransız ve İtalyan sporcular genelde çok başarılı.

Ultramaratonda sizi en çok zorlayan şey nedir?

Özellikle çok etaplı yarışlarda bazen canınız bir yemek çekiyor ama yiyemiyorsunuz! Beni en çok bu zorluyor.

Yarış sırasında nasıl besleniyorsunuz?

Kahvaltıda etimek tarzı kuru ekmek, fındık kreması, peynir,bal. Öğlen çorba, patates püresi ve ton balığı tercih ediyorum. Akşamları da genelde tortellini yiyorum. Bir de tabii ki en büyük vazgeçilmezim çay.

Yarış öncesi ve sonrası fiziksel durumunuzda ne gibi değişimler oluyor?

Tabii ki vücudunuz yıpranıyor. Ayaklarınız su toplayabiliyor, tırnaklarınız düşebiliyor. Mesela en son yarışta iki kilo kaybettim ama bunun çoğu su olduğu için fazla sorun yaşamıyorsunuz.

Yarış yorgunluğunu atarak kendine gelmeniz ne kadar sürüyor?

Yarışa göre değişiyor. Bazen 1-2 hafta sürüyor ama ben genelde 3-4 gün sonra koşmaya başlıyorum.

Yarış sırasında hep yola mı konsantre oluyorsunuz yoksa aklınızdan başka şeyler geçiyor mu?

Aklınızdan yarış dışı şeyler de geçebiliyor. Mesela bazen “Bir daha koşmayacağım” bile diyebiliyorsunuz (gülüyor).

Koşarken müzik dinliyor musunuz?

Bunu kesinlikle tavsiye etmiyorum. Çünkü ultramaratonlar normal yol yarışları gibi değil. Sizi tehlikeye sokacak bir durum olursa, arkanızdaki sporcu sizi uyarmak için seslenebilir ve müzik dinliyorsanız bunu duyamazsınız. Tüm bunlar bir yana doğanın sesini dinlemek daha mantıklı!

Kilonuzu korumak için diyet yapıyor musunuz?

Kilomu korumak için özel bir çaba sarf etmiyorum. Zaten yemek yemek için koşuyorum (gülüyor).

Daha önce herhangi bir sosyal sorumluluk projesinin içinde yer aldınız mı?

Daha önce TEMA, TOG ve TOÇEV adına koştum.  Kapadokya’da skolyoz hastası olan bir yakınım için koştum.

Hiç unutamadığınız bir ultramaraton anınızı anlatır mısınız?

Yurt dışında ilk olarak Gobi Çölü’nde koştum. Orada bitişe koşarken Türk bayrağını çıkartıp koştuğum anı unutamıyorum. Heyecandan bayrağı bir kilometre ötede açmışım!

Katıldığınız en zor ultramaraton hangisiydi?

Bu seneki Likya Yolu Ultra Maratonu çok zordu. İnişler, çıkışlar, kayalar boldu ve yaklaşık 31 saatte bitti.

Kariyer hedefiniz nedir?

Mümkün olduğu kadar çok yarışa katılmak istiyorum. Ekonomik şartlar uyduğu takdirde Marathon des Sables’e katılmak istiyorum.

Ultramaraton her yaşta koşulabilir mi? Sizin kafanızda düşündüğünüz bir jübile yaşı var mı?

Şu anda dünyanın en iyi ultramaratoncuları 45 yaşın üzerinde. Bu sporun bir yaşı yok, 70 yaşında koşan da var. Geçen sene 1400 kişinin katıldığı Marathon des Sables’de  16’ncı olan sporcu 68 yaşında bir İtalyandı. Ben de sakatlanmazsam gittiği yere kadar giderim.