Mobilemenu
Profile

Röportaj: Özcan İpar & Pavel Smirnov

Herkesin yapamayacağı bir şey yapıyorsunuz. Bu tutku nasıl ortaya çıktı ve parkur sizin için ne anlam ifade ediyor?

Özcan İpar: Bu tutku bende izlediğim Yamakasi filmi ile birlikte başladı. İlk izlediğimde 15 yaşındaydım, ondan önce breakdans ile ilgileniyordum. Filmi tekrar tekrar izledim, sonra bu hareketleri dışarıda denemeye başladım. Duvarlardan, balkonlardan atlayıp zıpladım. İlk başta imkansız olarak görüyordum ama deneyince başarılı olduğumu anladım ve devamı geldi.

Pavel Smirnov: Mahallede eskiden herkes futbol, basketbol gibi klasik sporlarla ilgiliydi. Onlar benim ilgimi çekmiyordu, ben kendi doğrumun peşindeydim. Zaten içinde böyle bir atlama zıplama ruhu vardı. Banliyo 13 filmi ile parkurla tanıştım. Sonra denemeye başladım ve parkura yatkın olduğumu görerek yoluma devam ettim.

 

Kişiliğinizi nasıl tarif edersiniz? Parkurun kişiliğinizle uyum sağladığını söyleyebilir misiniz?

Öİ: Korkusuzum ve kafama koyduğumu yaparım. Bence kişiliğime tamamen uygun. Bu sporu yapmazsam kendimi kötü hissederim, sıkılırım. Parkur bizim hayatımızı değiştirdi.

PS: Ben de kendimi aşırı özgür ruhlu, engel tanımayan, acıyı seven ve acı oldukça güçlenen biri olarak tanımlayabilirim. Küçükken hep hayalim vardı; hep zirvede olmayı hayal ederdim. Bunu da başardım.

Parkurun felsefesi, sınırlarınızı zorlamak, adrenalin duygusu… Bunlardan hangisi sizin bu tutkuya kapılmanızda en büyük rolü oynadı?

PS: İnsan vücudunun yapabileceği çok şey var. Kendini zorlamalısın. Parkurda limitin hep artıyor. Limitlerini zorlayıp hedeflerini büyüttükçe daha çok tatmin oluyorsun. Bize en cazip gelenin bu olduğunu söyleyebilirim.

 

Hayatta hiç aklınızdan çıkartmadığınız, felsefe edindiğiniz bir söz var mı?

Öİ: Korkularınla başa çıkmayı öğrenemezsen özgürlüğü tadamazsın.

Parkurdaki favori hareketiniz ve şu an yapamayıp “Bir gün mutlaka yapacağım” dediğiniz bir hareket var mı?

Öİ: Benim favori hareketim “backflip” yani ters takla. İleride yapmak istediğim hareket ise “gainer”.

PS: Benim favorim “palm gainer”. Backflip’in başka bir versiyonu: Elinle duvara vurup takla atıyorsun. En çok yapmak istediğim hareket ise “palm drop”.

 

Ne kadar sıklıkla, ne şekilde ve nerelerde antrenman yapıyorsunuz?

Öİ: Çalışmalarımızı sokakta yapıyoruz. Bağlı olduğumuz bir yer yok. Daha çok Kadıköy civarında hafta sonlarında antrenman yapıyoruz. 

PS: Kadıköy bu iş için daha müsait. Metrodan çıkıyoruz ve hareketleri yaparak dönüp dolaşıp yine aynı yere tekrar geliyoruz. Bazen kollarım güçlensin diye Caddebostan’ın ilerisindeki demirlerde çalışmalar yapıyorum.

Parkurda önemli olan özellikler nelerdir? Bu işi yapmak için mutlaka sahip olmanız gereken ve diğerlerinden daha çok öne çıkan bir özellik var mı? Geliştirmek istediğiniz yönleriniz neler?

Öİ: Hız, denge, kuvvet… Başarılı olmak için hepsinin bir arada olması gerek. Parkurdan sonra çatıya yöneldiğim için biraz kondisyon eksiğim var. Onu arttırmak isterim.

PS: Bunu bir zincir gibi düşünün. Biri eksik olduğu zaman düşersin. Ben de gücümü daha fazla arttırmak istiyorum. Şu anda da zayıf değilim ancak bu bana yetmiyor.

 

Çalışmalarınızı birlikte mi yapıyorsunuz?

PS: Parkuru genelde arkadaşlarımızla yapıyoruz. Çatı işinde ise genelde Özcan ile aramıza kimseyi almıyoruz. Başkasının sorumluluğunu almak istemeyiz.

Sizi sokakta bu şekilde gören insanlarımızdan aldığınız tepkiler nasıl?

Öİ: Çok tepki alıyoruz. “Aileni düşünmüyor musun?” falan diyorlar. Bir şey demiyorum çünkü zaten desen de anlamayacak. Susuyorum genelde. “İnşallah düşersin” diye beddua edenlerle bile karşılaştım!

PS: İyi ve kötü tepkiler oluyor. Şaşkınlıkla ve beğeniyle izleyenler de oluyor. Bazen teyzeler “Oğlum sen neden böyle şeyler yapıyorsun? Yazık değil mi?” gibi tepkiler de verebiliyor. Ama insan yapamadığı şeyi lekeliyor! Yaptığınız yere göre de değişiyor tepkiler. Kadıköy civarında bu iş biliniyor ve fazla tepkiyle karşılaşmıyoruz.

 

Zaman zaman sakatlık yaşadığınız oluyor mu? En ciddi sakatlığınız neydi?

Öİ: Sakatlık çok oluyor. Bileğimi burkup, bağları zorladığım için 1.5 ay spor yapamadığım olmuştu. Çatıda ise zaten sakatlanma gibi bir seçeneğiniz yok; orada hata yaparsanız direkt olarak “game over”!

PS: Kırık, çıkık gibi ciddi şeyler yaşamadık. Genelde hep bileklerden, parmaklardan sakatlık yaşıyoruz.

 

Beğendiğiniz Türk ve yabancı parkurcular kimler?

PS: Benim en beğendiğim parkurcu Galizian Urban Project isimli gruptaki Phosky.

Öİ: Acrorun grubundan Eray Şeker var. Dünyada ise Alexander Rusinov var. O da “roof” yapıyor.

 

Türkiye’de parkur yeterince tanınıyor mu?

PS: Yapan kişi sayısında artış var ancak bizlere pek destek olan yok bu konuda. Onlarca skatepark ve her yere otopark yapılıyor ama ülkemizde hiç parkur parkı yok. Bu çok da masraflı bir şey değil. Yapılsa bunca sporcu zahmet çekmez ve o park hiç boş kalmaz.

 

İstanbul’daki en hoşunuza giden parkur bölgeleri neresi?

Öİ: Benim en çok hoşuma giden yerler Kadıköy ve Göztepe civarı. Duvarların konumu ve çeşitli engeller combo yapmaya müsait.

Peki, çatı gösterileri nasıl başladı? Bu alan da parkur sporuna dahil mi yoksa tamamen bağımsız bir alan mı?

PS: Bu parkurdan bağımsız bir hareket. Bir keresinde Özcan’la Göztepe Köprüsü’nde fotoğraf almıştık. O fotoğraf sosyal medyada bayağı ilgi uyandırdı. Bu işi yapanları daha önce de videolarda görmüştük. Acrodemy’den çıktığımız bir gün bir bina gördük ve çatıya çıkmaya karar verdik. Çantaları arkadaşlara verdik ve çıktık. Birkaç ay bir şey yapmadık ama sonrasında hızlandık ve Boğaziçi Köprüsü, Çamlıca Camisi gibi yerlere çıktık.

 

Genelde anlattığınız gibi yolda giderken “Güzel binaymış tırmanılır” diye soluğu en üst katta mı alıyorsunuz?

PS: Genelde binaları önceden aklımızın bir köşesine koyuyoruz. Binaya bakıp “Bunun kenarları fayans bu kayabilir” diyoruz. Ellerimiz kaymayacağı için her zaman tırtıklı duvar seçiyoruz. Kiremit veya fayans yüzeyleri tercih etmiyoruz. Büyük yerlere çıkacağımız zaman güvenlik önlemlerine bakarak nasıl ve hangi saatte çıkacağımıza dair plan yapıyoruz.

Hedefe ulaştığınızda ne hissediyorsunuz? Büyük bir coşku mu?

Öİ: Yaparken fazla bir şey hissetmiyorsun ama daha sonra başarmanın tadı farklı oluyor. Çok mutlu oluyorsun. İçeri gizlice girmek bile insana heyecan veriyor. Anlatılmaz yaşanır. Yaşıyoruz yani çok heyecan verici!

 

Mental olarak bir eğitim alıyor musunuz? Zor ve tehlikeli anlarda (ki bizce hemen hemen her an) nasıl sakin ve konsantre kalabiliyorsunuz?

Öİ: Hedefimiz o fotoğraf ve videoyu alabilmek. Kendi gözümüzden neler yapabildiğimizi göstermek. Hiçbir şey düşünmeden sadece “Yapayım ve bitsin” düşüncesiyle hareket ediyoruz.

Tabii en çok merak edilen konu da: Aileleriniz bu videoları hiç izledi mi? Tepkileri ne oldu?

Öİ: Annemler videoları izledi ve çok korktular. Yapmamam için yalvarsalar da gizlice yapıyorum. Onlar da laf geçiremiyorlar artık. İçleri rahat etsin diye “Tamam, yapmam” diyorum ancak gizli saklı yapıyorum.

PS: Ben de ana habere çıktıktan sonra bıraktığımı söyledim ama yine gizli gizli devam ediyorum. Abim yaptığımı biliyor ama artık umursamıyor. Kararlı bir yapıda olduğumu biliyorlar. Bir çatıya çıkmak istiyorsam ne yapıp edip çıkarım!

 

Özcan, çoğu kişinin izlerken bile elleri terlerken sen tek elle bir binanın tepesinden sallanırken neler hissediyorsun? İçinde hiç korku olmuyor mu, özellikle de metrelerce yüksekteki vincin üzerinde amuda kalkarken!

Öİ: O hareketi Alexander Rusinov’dan görmüştüm. “O yaptıysa ben neden yapmayayım” dedim. Orada tamamen başarıya odaklanıyorsun. Tüm dikkatini demire verip, hareketi başarıyla yapmayı hedefliyorsun ve aklına o sırada başka bir şey gelmiyor. Aşağı asla bakmıyorum. Bu hareketleri kendime güvendiğim için yapıyorum ve o an gözümü karartıyorum. Bütün riskleri göze alıyorum. Hayatı yaşamayı çok seven birinin bu hareketleri deneyeceğini zannetmiyorum. Herkes bu riski alamaz!

İstanbul’da hangi binalara çıktınız? Çıkmak istediğiniz diğer binalar hangileri?

Öİ: Boğaziçi Köprüsü, Sapphire, Galata Kulesi gibi yerlere çıktık. En çok da üçüncü köprüye çıkmak istiyorum (gülüyor). Orası şu anda Türkiye’nin en yüksek noktası. Biraz uçuk düşünürsek de Shanghai Tower ve Dubai’deki çatılara çıkmak isterim.

PS: Zaten oraları yapsak herkes bizi konuşur ama riskli!

 

Ruslar bu konuda oldukça etkin gibiler. Canları çok mu sıkılıyor yoksa fazla mı korkusuzlar?

PS: Rusların kafalarını karıştıracak bir kötü alışkanlıkları, aşk meşk gibi düşünceleri yok. “Evde oturup, bilgisayar karşısında oturacağıma gider kendimi geliştiririm” diye düşünüyorlar. Zaten onların Başbakanı bile spor yapıyor. Bizde böyle bir şey düşünebiliyor musunuz?

 

Şu anda bu işi gönüllü olarak yapıyorsunuz. Normal hayatınızda geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

PS: Bir fabrikada makine parçaları çizimi, montajı yapıyor ve döküm tezgahında çalışıyorum.

Öİ: Ben de bir yapı firmasında lojistik bölümünde çalışıyorum.

Sponsorunuz veya destek olanlar olsaydı daha farklı yerlere gelebilir miydiniz?

PS: Elbette. Özcan 10, ben de 6 senedir bu işe emek veriyoruz. Elimizden tutan sponsorlarımız olsa çok daha iyi yerlere gelebileceğimize inanıyorum. Ama en baştaki isteğimiz ücretsiz bir parkur parkı yapılması.

 

Son olarak eklemek istedikleriniz?

PS: Biz bu çatı işini kimseye önermiyoruz ama kimsenin “Birileri ne der, ne düşünür” diye bir kaygısı olmasın. Acıyı fazla düşünmeyin. Düşünürsen hiçbir yere varamazsın.

Öİ: Herkes hayalinin peşinden koşsun. İmkansız diye bir şey yok.

Önemli: Özcan İpar ve Pavel Smirnov çatıda yaptıkları hareketlerin risklerinin farkında ve bunları kesinlikle hiç kimseye önermiyorlar.