Mobilemenu
Profile

Sadece Doğa Yürüyüşçülerinin Anlayabileceği 10 Şey

Doğada ne kadar çok renk olduğunu görmek

Bazen ilk adımınızda, bazen balta girse de pek uğranılmayan bir doğa parçasına geldiğinizde çevrenize bakınınca farkına varırsınız bu gerçeğin. İlkbaharda kat kat dizilen ağaçlarda ağırlık yeşildeyken, sonbaharda sarıdan başlayan skala kırmızıya kadar uzanır. Molalarda gözünüz bu “meditatif görüntü”ye takılırsa yerinizden kalkmakta zorlanırsınız! En iyisi yürümek ve manzarayı farklı açılardan görmek...

Köy çocuklarıyla İngilizce konuşmak!

İster yaylalarda, ister orman yollarında yürüyün bir şekilde civarda yaşayan küçüklere denk gelirsiniz. Onlar bizlerden daha cesur oldukları için doğadan korkmazlar, bir başlarına saatlerce dolaşırlar. Tabii ki yabancılarla konuşmaktan da çekinmezler. Üstelik turistlere de bayılırlar. Muhtemelen sizi de yabancı zannederler ve “Hello”, “Welcome”, “Good morning” gibi ifadelerle sizi selamlarlar. Aynı dili konuştuğunuzu anlayınca fazladan sevinirler, bir süre size eşlik ederler, aklınıza bile gelmeyecek doğal harikaların yolunu tarif ederler. Erkekler için misket, kızlar için saç tokası gibi yer kaplamayan küçük hediyelikleri yanınızda bulundurun ki bu güzel çocuklar daha da mutlu olsunlar.

Islak ayakkabıyla yürümenin dünyanın sonu olmadığını anlamak

İşe, okula, eve giderken yağmurlu bir günde ıslanmak, su birikintisi yüzünden ayakların sırılsıklam olmasını engelleyememek bir kabustur, değil mi? Nedense doğaya çıkıldığında, ister yağmur ister dere geçişindeki kaygan bir taş bir şaka yapsın, kimsenin keyfi kaçmaz. İlk anda bir can sıkıntısı hissedeceğiniz doğrudur, üstelik yanınızda yedek çorap ve ayakkabı yoksa felakettir… Ama öyle olmaz işte!  Birkaç dakika içinde bu “dünyevi” sıkıntıyı unutur, doğayı ıslak ayaklarlara adımlamaya devam edersiniz.

Uzaklarda bir ayı gördüğünü sanmak!

Nasıl kampçılar çadırlarındayken bir tavşanın koşuşturmasını kurt uluması zanneder, yürüyüşçü için de yürüdüğü patikada uzaktan gördüğü herhangi bir obje ilk anda kesinlikle ayıdır! Siz yaklaştıkça o objenin bir kaya parçası ya da odun yığını olduğu ortaya çıkacak. İyisi mi siz korkmayın ve yürümeye devam edin. Umalım ki “Jaws” filminin yüzücülere yaptığını, Leonardo DiCaprio’yu paralayan ayısıyla meşhur “Diriliş”, doğa yürüyüşçülerine yapmasın!

Arkadaşların anlamsız sorularına ve tepkilerine maruz kalmak

Yine heyecanınıza yenildiniz ve şehirdeki arkadaşlarınıza yarın sabahın köründe kalkıp 2 saat yol gideceğinizi, sonra tüm gün doğa yürüyüşü yapacağınızı söylediniz. Ve her zamanki gibi “Yürümek için o kadar saat yolculuk mu yapılır?”, “Yat dinlen”, “Ne işin var yaylada, ormanda?” gibi manasız tepkilere maruz kaldınız. Dert etmeyin; onlar yataktan akşamdan kalma bir halde çıktıklarında siz harikalar diyarında yürüyor olacaksınız. Döndüğünüzde kimin daha güzel bir hafta sonu geçirdiği konusunda tartışmaya gerek bile duymayacaksınız.

“Ne işin var burada?” diyen yöre halkından kaçınmak

Diyelim ki arkadaşlarınız şehirli ve doğanın tadını bilmiyor; onlar kadar manasız tepkiler ortaya koyan bir diğer topluluk ise yörede yaşayıp da yaşamdan bezmiş olanlardır. Sizi gördüklerinde selam sabah faslından sonraki ilk sözleri “Biz buralardan gitmeye bakıyoruz, siz şehirden buraya geliyorsunuz” demek olan bu güruha takılıp çok fazla vakit kaybetmeyin. Onlar için doğa sadece tarladır, bahçedir; üzerinde meyve, sebze bitmiyorsa hiçbir anlamı yoktur. Unutmadan: Ekili dikili yerlerden geçerken özen gösterin, izinsiz hiçbir şey koparmayın.

“Çimlere basmayınız” uyarısına asıl doğada uyulması gerektiğini bilmek

Doğada olmak demek hemen her gördüğünüz yere serilmek demek değildir. Özellikle ilkbaharda çayırlar yeni yeni yeşerirken atılan her adıma dikkat etmek şart. Zira yeni büyüyen otların üzerine sık basılırsa orası bir anda kelleşir. Bu yüzden iyi bir doğa yürüyüşçüsü arkadaşının bastığı yere basmamaya, ağırlığı farklı alanlara dağıtmaya özen gösterir. Aynı yerde uzun süre oturmamak, kamp yapılacağı zaman da çadırın yerini her akşam değiştirmek de yine aynı “kafa”nın getirdikleri!

Küçük kazalara gülüp geçebilmek

Hiking veya trekking için yürümeye başladınız. Arkadaşlarınızla tek sıra halde ilerliyorsunuz. Ağaçlık da bir yer… Öndekinin yanından sıyrılıp gelen bir ağaç dalı yüzünüze çarpıyor. Normalde hem olaya, hem de önünüzdeki vatandaşa kızarsınız. Ama doğa yürüyüşündeki tek sıkıntı yürüyüşe devam edemeyecek kadar ciddi sakatlanmak olduğundan bu küçük kazayı (ve onun gibi onlarcasını) hiç umursamazsınız. Doğa böyle bir ruh hali verir.

Parfüm kullanmamak

Belki sanayi üretimi ve içinde birçok zararlı madde var ama hayvanat ne bilsin? Güzel kokmak için kullandığınız parfümler bilumum arı, sinek ve böceği üzerinize çeker. Bu yüzden doğa yürüyüşçüleri arkadaşlarına kötü kokmamayı önemsese de hayvanlara fazla güzel kokmamayı da bilir. Hem zaten her yer çiçek dolu; parfüm de neymiş!

Kirlenmek güzeldir

Şehir hayatında egzoz gazlarından, baca ve sigara dumanından, trafiğin yarattığı gürültü kirliliğinden kurtulmuşken doğada kirlenmek kimseyi rahatsız etmez. Oturup kalkarken kirlenmeyen, bir şekilde ayağını gider çamura sokar ve rahatlar! Ayakkabıları çıkarıp çıplak ayakla dinlenirken topraktan gelen toz ve kirlilik kimin umurunda! Doğada olmak ruhun temizlenmesi, bedenin kirlenmesidir.