Mobilemenu
Profile

Sahralı Robinson Crusoe: Mauro Prosperi

Hiç yalnızlık çektiniz mi? Ne kadar yalnızdınız peki? Komşularınız, sokakta oynayan çocuklar, taksiciler, akıllı telefonunuzun ucundaki insanlar, beyaz camın içindekiler… Hiçbiri mi yoktu? Eğer öyleyse o kötü anları hatırlatmak istemeyiz. Fakat bu tip bir yalnızlığı hiç çekmediyseniz sizleri yarasalarla baş başa geçen 10 koca günün hikayesine alalım.

Büyük Sahra...  Cezayir, Çad, Mısır, Libya, Fas, Moritanya, Mali, Nijer, Sudan, Tunus ve Batı Sahra ülkelerinin ya tamamını ya da bir kısmını kaplayan dünyanın en büyük çölü. Yüzölçümü tüm Avrupa kıtası kadar veya başka bir deyişle Türkiye’nin 11 katı.

Mauro Prosperi… Eski İtalyan Olimpik pentatloncu. 1984 Los Angeles Olimpiyatları'nın altın madalyalı atleti. 3 çocuk babası. Yıllar geçtikçe pentatlondan daha heyecanlı şeylerin peşine düşüyor. Sporu bıraktıktan sonra polis memurluğu yapması da bunun bir kanıtı. Yaptığı araştırmalardan sonra 1994'de, kuzeniyle birlikte Büyük Sahra'da o sene dokuzuncusu düzenlenen zorlu Marathon des Sables'e katılmaya karar veriyor. Bu öyle bir parkur ki, katılmadan önce organizatörlere, öldüğünüz takdirde nereye gömülmek istediğinizi belirten bir form hazırlayıp vermek zorundasınız. Daha önce hayatında hiç çöl görmemiş biri için yeterince heyecanlı bir yarış. 6 gün süren ve 250 kilometre uzunluğundaki bu maratona o sene yalnızca 80 kişi katılma cesareti gösteriyor. Sayının azlığını daha iyi anlatmak ve yalnızlık duygusunu pekiştirmek için geçtiğimiz yıl katılan sporcu sayısını bilmeniz yeterli: 1.300!

Prosperi Fas topraklarını ve Sahra’yı gördüğünde kendinden geçiyor. Bu coşkunun da desteğiyle maratona müthiş başlıyor ve dördüncü günün başlarında dördüncü sıraya kadar yükseliyor. Ve ardından 8 saat boyunca aralıksız süren ve bir işkence haline dönüşen kum fırtınası geliyor.

"Kumlar yüzüme kırbaç gibi vuruyordu. Sanki Kaliforniya'da bir kasırganın içinde kalmıştım. Kafamı kaldırdığımda karşımda sadece sapsarı ve ne genişliği ne de yüksekliği seçilebilen bir duvar görüyordum."

Gruptan kopuyor ve sonraki 10 gün boyunca dünyanın en büyük çölünde; bıçak, pusula, uyku tulumu ve çantasındaki suyu alınmış konserveyle baş başa kalıyor Prosperi. Ölümden farksız geçen günler de işte bununla birlikte başlıyor. Hayatta kalmak için suya ihtiyacı olan Prosperi'ye içgüdüleri yardım ediyor. İdrarın su ile iyice karıştırıldığında içilebildiğini hatırlıyor tam da bu sırada. O ana kadar daha zor zamanlar için sakladığı ve hiç dokunmadığı şişedeki suyuna idrarını yapıyor. İkinci günde Prosperi'nin umutlarını yıkıp geçen bir olay yaşanıyor. Tepesinde bir polis helikopterinin dolaştığını gören İtalyan, tüm çabalarına rağmen uçsuz bucaksız çölde ekibin dikkatini çekemiyor. Birkaç gün sonra Prosperi terk edilmiş bir türbe görüyor. Sonraki günlerde yeniden geleceğini düşündüğü helikopterlerin dikkatini daha kolay çekmek umuduyla İtalya bayrağını yerleştirmek için türbenin tepesine çıktığında bir yarasa sürüsünü fark ediyor.

"Kanlarını içmeye karar verdim. Birkaç tanesini avladım, kafalarını kestim ve bıçakla içlerini temizleyip kanlarını emdim."

Bu şekilde bir süre daha hayata tutunan Prosperi ikinci kez helikopter tarafından fark edilmeyince de kurtarılacağına dair olan umudunu tamamen kaybediyor. Bir mezar kazıp ardından da intihar etmeye karar veriyor. Mezarını türbenin içine kazmaya karar veren İtalyan, türbeye diktiği bayrağın er ya da geç fark edileceğini ve bu sayede cansız bedeni bulunduğunda ailesinin sigortadan parayı çabucak alabileceğini düşünüyor. Bileklerini keserek ölmeye karar veren Prosperi’nin susuzluktan kanı pıhtılaşıp donduğu için akmıyor ve intihar girişimi başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bunu bir işaret olarak gören eski atlet, yaşamasının bir amacı olduğuna inanıp pes etmemeye karar veriyor.

Yarışa katılmadan önce yapılan toplantıdaki konuşmaları hatırlayan Prosperi bulutları takip ettiği takdirde insanlara ulaşabileceğini umuyor. Bu esnada kayıp atletin izini süren organizatörler ve kuzeni, kaybolmaya yüz tutmuş ayak izlerini bulduklarında, Prosperi’nin çölün ortasında aç ve susuz bu kadar dayanamayacağına karar verip öldüğüne inanıyorlar.

Sekizinci günde Prosperi’nin başına bir mucize geliyor. Vaha bulan Prosperi burada saatlerce kalarak su içiyor ve ciddi oranda güçleniyor. Sonraki gün, yani tam 9 gün sonra ilk kez insan görüyor. Büyük bir çadırın altında oturan az sayıda kadına rastlayan Prosperi’ye Cezayir’de olduğunu söylediklerinde ufak bir şok geçiriyor. Çünkü bu geride kalan 9 günde, tüm o zorluklara rağmen 220 kilometre daha yürüdüğü anlamına geliyor. Hemen polisi arayıp durumu bildiren kadınların desteğiyle Moritanya’daki bir hastaneye kaldırılıyor. İlk kontrollerin ardından 16 kilo kaybettiği ve 45 kiloya düştüğü görülüyor. Sonraki aylar boyunca yalnızca sıvı besinler tüketebiliyor ve vücudunun eski haline dönmesi iki yıl sürüyor.

Vücudunun normale dönmesinin ardından sadece iki yıl bekleyebilen Prosperi, 1998’de bu yarışa tekrar katıldı. Fakat bir sakatlık yaşadığı için tamamlayamadı. 2012’de tekrar şansını deneyen Prosperi 1000’den fazla katılımın sağlandığı bu yarışı ise 34.5 saatte başarıyla tamamlayarak 131. oldu. O günden bu yana 8 çöl yarışı tamamlayan İtalyan, bu sene içinde ise Fas’tan Atlantik Okyanusu’nun kıyısında yer alan Hurghada’ya kadar koşarak, 7 bin kilometre uzunluğundaki parkuru tamamlamaya çalışacak.