Mobilemenu
Profile

Şili Patagonyası’nda Bir Türk Rehber: Pelin Asfuroğlu

Bize kısaca kendinden bahsedebilir misin?

İsmim Pelin Asfuroğlu, 31 yaşındayım. 2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünden mezun oldum. Daha sonra iki senemi Hollanda’da bulunan Leiden Üniversitesi’nde yine Tarih bölümünde yüksek lisans yaparak geçirdim. 2013 yılından beri de Şili Patagonyası’nda Torres del Paine Milli Parkı’nda profesyonel dağ/trekking rehberi olarak çalışıyorum.

Dağ ve doğa yürüyüşü rehberi olmaya nasıl karar verdin?

Dağ rehberliğine biraz tesadüf eseri başladım diyebiliriz. Boğaziçi Üniversitesi’ne başladığım 2003 yılında yaptığım ilk şey dağcılık kulübüne üye olmak oldu. İlk üç senemi Tarih bölümünden çok dağcılık kulübünde geçirdim diyebiliriz. BÜDAK (Boğaziçi Üniversitesi Dağcılık Kulübü) ile beraber sıkça Aladağlar’a tırmanışa gittiğimiz zamanların birinde yerel bir acente olan Demavend Travel’dan yaz ayları için rehberlik yapma teklifi aldım. Dağlara aşık bir üniversite öğrencisi için bütün yazı dağlarda geçirip üstüne bir de para kazanmak rüya gibi gelmişti ve tabii hemen teklifi kabul ettim.  2006 yılından itibaren üniversite hayatımın bütün yaz tatillerini dağlarda özellikle Avrupalı turistlere rehberlik yaparak geçirdim.

Rehberliğin en çok hoşuna giden yanı nedir?

Her gün aynı milli parkta yürümek ve aynı dağlara tırmanmak kulağa sıkıcı gelebiliyor ancak benim için tam tersi. Dağa her gidişimde aynı patikayı her yürüyüşümde farklı bir şey keşfediyorum. Mevsimler değişiyor, hayvanlar yavruluyor,  göç ediyorlar, baharın başlamasıyla geri dönüyorlar. Bir National Geographic belgeselini ağır çekim izlemek gibi…

Bu meslek için neden Şili’yi seçtin? Daha önce başka yerlerde de bulundun mu?

Daha önce Şili dışında sadece Türkiye’de rehberlik yaptım. Ağrı Dağı, Kaçkarlar, Aladağlar ve Likya Yolu başta olmak üzere Türkiye’nin nerdeyse tüm dağ ve trekking rotalarında çalıştım. Şili’ye gelmem burada yaşayan iki arkadaşımın yardımıyla oldu. Patagonya’ya ilk ziyaretimi 2009 yılında bir sömestr tatili sırasında yapmıştım. Bu yolculukta burada yaşayan ve rehberlik yapan iki Türk kardeşle tanıştım. Daha sonra yüksek lisansımı bitirdiğimde onlarla iletişime geçtim. Burada iş bulmamda bana çok yardımcı oldular.

Profesyonel dağcılık ve dağ rehberliği arasında nasıl farklar var?

Profesyonel dağcılık derken tüm hayatını dağlara ve tırmanışa adamış ve bundan para kazanan insanlardan bahsediyoruz. Türkiye’de buna örnek “14 - 8 binlik” projesiyle Tunç Fındık verilebilir. Profesyonel dağcılık yapan insanlar geçimlerini sponsorlardan, markalardan ya da deneyimlerini kaleme alarak sağlıyorlar.  Her zaman olmasa da çoğunlukla dağ rehberliği de yapıyorlar.  Benim gibi normal dağ rehberleri ise insanları dağlara götürüp genelde yürüyüş rotalarında yürütüyorlar ya da teknik olmayan rotalardan önemli dağların zirvelerine çıkarıyorlar.

Uğraştığın başka spor dalları var mı?

Doğa sporlarına ilk olarak yamaç paraşütüyle başladım. Liseyi bitirdiğim yıl Türk Hava Kurumu’nun yaz kampında 3 ay süren ileri seviye yamaç paraşütü kursuna gitmiştim. Boğaziçi Üniversitesi’ne başladığımda yamaç paraşütü ve dağcılığı bir arada götürmeye çalıştım hatta bir ara mağaracılık ve yelkene de merak sardım. Ancak insan bir noktada seçim yapmak zorunda kalıyor. Bu noktada dağcılık ön plana çıktı.

Şu ana kadar trekking/tırmanış yaptığın yerler arasında seni en çok etkileyen yer neresi? Neden?

Beni en çok etkileyen yerler Nepal Himalayaları ve şu an yaşadığım yer olan Şili’nin Torres del Paine Milli Parkı. 2006 yılından beri Nepal’e üç ziyaret gerçekleştirdim. Her birinde farklı rotaları yürüdüm; Everest Ana Kampı, Mera Peak zirvesi, Annapurna Ana Kampı bunlardan birkaçı. Nepal Himalayaları benim için yeryüzündeki cennet. Coğrafya ve manzaralar zaten nefes kesici ancak beni orada en çok etkileyen şey dağların doğal güzelliğiyle kültürün iç içe geçmiş olması. Her ufak köyde karşılaştığınız Sherpalar, hayvancılık yapan dağ insanları, rengarenk Budist tapınakları... Bambaşka bir gerçeklik gibi. Şili’nin Torres del Paine Milli Parkı ise doğal hayatıyla beni büyülüyor. Grubumla yürüyüş yaparken bir pumayla burun buruna gelebiliyoruz mesela veya dünyanın en büyük akbaba türü olan And Dağları kondorunu birkaç metre yükseğimde uçarken görebiliyorum.

Trekking/hiking yaparken gördüğün manzaraları, profesyonel olarak fotoğraflamaya nasıl karar verdin? Fotoğraflarına nereden ulaşabiliriz? Nelerden ilham alıyorsun?

Fotoğrafçılık benim için bir hobi olarak başladı. Daha önce seyahat ettiğim yerleri, dağları kendim için fotoğraflıyordum. Patagonya’ya yerleştiğimden beri fotoğrafçılık yavaş yavaş daha ciddi bir uğraş haline geldi. Özellikle vahşi hayatı fotoğraflamaya başladım. Çalıştığım yere gelen ve rehberliğini yaptığım profesyonel fotoğrafçılardan çok şey öğrendim. Bu sene National Geographic Travel, birkaç fotoğrafımı Instagram hesabında yayınlamak istedi. Türkiye’de Magma Dergisi fotoğraflarımı ve yazılarımı yayınlıyor. Fotoğraflarıma Instagram’da @pelinasfuroglu adresinden ya da Facebook’ta Wildlife Patagonya sayfasından ulaşabilirsiniz.

Doğa benim için her şeyiyle ilham kaynağı. Dağlarda bana ilham veren çok şey var; coğrafya, vahşi hayat, Patagonya’nın insanın nefesini kesen kayın ormanları… Bana en çok ilhan veren iki fotoğrafçı ise Brezilyalı Sebastio Salgado ve ABD’li James Balog.

“İşte şimdi her şey bitti” diye düşündüğün bir maceran var mı?

Nepal’de Mera Peak tırmanışından dönerken 14 saat boyunca korkunç bir yağmurun altında yürümek zorunda kaldık. Parkurlar adeta çamurlu dereye dönüşmüştü. Yorgunluk, açlık, ıslaklık, sırtta her geçen dakika daha da ağırlaşan devasa bir çanta! Tek düşündüğüm en yakın köye sağ salim varabilmekti. Hızlı yürümemize rağmen geceye kaldık. Hiç bitmeyecek bir yol gibiydi ama sonunda bitti. O günü hala yaptığım en zorlu yürüyüşlerden biri olarak hatırlıyorum.

Bir diğer zorlu anı da Aladağlar’da bir buz parkuru olan Demirkazık Peck Kulvarı’nda yaşadım. Kulvarı bitirip son zirve sırtında girdiğim bir kaya kütlesinde nutkum tutuldu. Dağcılıkta “boşluk hissi” dediğimiz, biraz vertigo’ya benzeyen bir duygu bu. Ne aşağı ne de yukarı gidebildiğiniz, kitlendiğiniz bir an. Neyse ki tırmanış partnerim beni sakinleştirmeyi ve kayadan sağ salim indirmeyi başardı. Dağlarda zorlu durumlarda kalmak da dağcılığın ve rehberliğin bir parçası. Zorlu bir durumdan sağ salim kurtulmayı başarınca insanın kendine olan güveni ve inancı da artıyor.

Doğa yürüyüşüne çıkarken çantamda olmazsa olmaz dediklerin neler?

Her bir dağ rotası için alınması gereken malzemeler farklılık gösteriyor. Benim çantamın olmazsa olmazları ise: İlk yardım kiti, çakı, kafa lambası, yağmurluk, polar ceket, litrelik su matarası, atıştırmalık ve en az üç çift eldiven. Özellikle eldiven çok önemli. Dağda ilk ıslanan ve üşümeye başlayan uzuvlar elleriniz. Onları kuru ve sıcak tutmayı başarırsanız her türlü engeli aşabilirsiniz.

Trekking ve tırmanış yaptığın zamanlarda daha hazırlıklı ve dayanıklı olmak için yaptığın pratikler var mı?

Boğaziçi’nde okurken kış dönemlerinde haftada en az üç gün okulun spor salonunda kardiyo çalışırdım. Bunun dışında okula Kadıköy’den bisikletle gidip geliyordum. Patagonya’da her gün yürüdüğüm için onun dışında fazla bir şey yapmıyorum. Bazen esnekliğimi kaybetmemek için yoga yapmaya çalışıyorum.

Hiking ya da trekking’e başlayacaklara önerilerin var mı?

Doğadan olabildiğince zevk almaya çalışmalarını öneriyorum. Büyük şehirlerde yaşayan insanlara çadırda uyumak, üşümek, kendilerini alıştırdıkları konforlardan uzakta kalmak, külfet gibi gelebiliyor. Bunları aşmayı başardığınız zaman doğanın insana verdiği bütünlük ve tatmin duygusuyla tanışıyorsunuz. Aslında ne kadar da doğanın bir parçası olduğunuzu anlıyorsunuz. Aktivite ne olursa olsun doğada; kamp, yürüyüş, tırmanış gibi herkese göre bir spor mevcut. Bize kalan bunu seçip, hayata geçirmek.

Şu an ofis sandalyesinde oturup böyle bir işin olduğu için ne kadar şanslı olduğunu düşünenlere buradan ne söylersin?

Doğada çalışan ya da hayatını yollarda geçiren insanların çok romantikleştirildiklerini düşünüyorum.  İnsanlar fotoğraflara baktıklarında inanılmaz bir manzara, cennet gibi bir mekan görüyorlar. Ama dışarıda fırtına ve dolu yağarken de yürümek zorunda olduğumuz detayını kaçırıyorlar. Ya da evimde her ay sadece 5-10 gün geçirebildiğimi. Her işin, her seçimin artı ve eksileri var hayatta. Hiçbir şey mükemmel değil ama önemli olan mükemmel olmasa da yaptığımız şeyden tatmin olmak. Dağ rehberliği beni artı ve eksileriyle yeterince tatmin ediyor.

Geleceğe dair hayallerin neler?

Şili’de en azından birkaç yıl daha kalmayı düşünüyorum. Fotoğrafçılığı daha ileri seviyeye götürüp özel fotoğraf gruplarına rehberlik yapmak dünyanın farklı milli parklarında çalışmak istiyorum.