Mobilemenu
Profile

Tarihte Bir Yolculuk: Likya Yolu

Trekking'in temelinde insanın doğayla ve kendisiyle baş başa kalma fikri vardır. Yürüyüşü kalabalık bir grupla yapsanız bile adım sayısı artıkça grupta konuşmalar azalır, herkes zihninde kendisiyle konuşur, adımlarının değil hayatının muhasebesini yapar. Eğer Likya Yolu’nda yürüyorsanız bu hesaplaşmaya tarihi, kültürü, dünyayı ve insanoğlunu katmadan edemezsiniz. İçinde bulunduğunuz tabiat ve Likyalılardan kalma anıtsal mimarilerle süslü yolda yürürken başka bir şansınız olamaz!

Likyalılar Milattan Önce ikinci bin yılın ortalarında bugünün Teke Yarımadası’na, yani Fethiye ile Antalya arasına yerleştiler ve Milattan Sonra 800’e kadar varlıklarını sürdürdüler. Kendi dilleri ve alfabeleri vardı, mimaride ilerlemişlerdi, Pers işgalini de yaşadılar Büyük İskender eliyle özgürlüğü de… Başkent Ksanthos olmak üzere 23 şehirli bir Likya Birliği kurdular, bu birlik adına para bastılar, yazıtları ve mezarlarıyla bölgeye yayıldılar. Xsantos, Patara, Pınara, Olympos, Myra ve Tlos bu birliğin üyesi en büyük altı kentti. Anitphellos, Sidyma, Letoon, Phaselis, Apollonia, Chimer, Simena ise yürüyüş sırasında kalıntılarına rastlanabilen antik kentlerden bazıları. Likyalılar kentlerini birbirine bağlayan ve uzaklıklarını ortaya koyan Likya Yol Kılavuz Anıtı yaptılar, böylece dünyanın bilinen en eski ve tek karayolları haritasını imza attılar.

İşte o haritada 1990’ların başlarında bir kadın yürüdü ve dünyanın en iyi 10 uzun trekking rotası arasında gösterilen Likya Yolu’nu yüzyıllar sonra insanlığa geri kazandırdı. İngiliz Kate Clow, ülkesinde bilgisayar sistemleri üzerinde çalışıyordu ama hayatını değiştirmek istiyordu. 1988’de tatil için geldiği Türkiye ona bu fırsatı verdi. “İngiltere’deki kapitalist sistemin gidişinden memnun olmadığım için ayrılmayı düşünüyordum. Türkiye ise son derece canlı bir yerdi ve çok çekici gözüküyordu” diyen Clow önce İstanbul ve Ankara’da kendi işini yaptı, ardından güneydeki dağlar ve tarihi yollara olan ilgisinden dolayı Antalya’ya yerleşti. Clow 1999’da “Lycian Way/Likya Yolu” adlı kitabı yayınlandı. Kitap 19 antik Likya kentinin kalıntılarını bünyesinde barındıran, 509 kilometrelik devasa yürüyüş parkurunu anlatıyordu.

Likya Yolu küçük-büyük birçok kent ve yapı kalıntısından geçen, antik yolu mümkün olduğunca kullanan bir yürüyüş parkuru. Yol, yürüyüşçüler için tabelandırılmış halde. Yer yer güneyin en çarpıcı sahillerinden geçen bu rota, kimi zaman dağların üst kısımlarına çıkıyor. Tırmanış ve iniş yapılacak yerler arasında Faralya inişi ve çıkışı, Kaş inişi, Apollionia çıkışı, Demre ile Alakilise arasındaki tırmanış, Belos inişi, Gelidonya ve Adrasan sonrasındaki rampalar, Olimpos ile Yanartaş arasındaki yokuşlar, Tahtalı Dağı, Göynük Yaylası – Kanyon – Sarıçınar arasındaki inişler ve çıkışlar zorluk derecesi ortanın üzerindeki noktalar.

 “O zamanlar beni define avcısı sanıp haritalarımı soranlar oluyordu” diyen Clow’un izinden gidenler artık sadece yöre halkının misafirperverliğiyle karşılaşıyor. Rotaya göre 4 ile 10 saat arasında yürüyen yürüyüşçülere 2010’dan itibaren ultramaratoncular eşlik eder hale geldi. İlk seferinde 10 katılımcıyla başlayan Likya Yolu Ultramaratonu 26 Eylül 2015 tarihinde ise 95 koşucuyla start aldı. Sporcular altı günde 240 kilometreyi katetti, özellikle 102 kilometrelik beşinci etapta organizatörlerin kulaklarını bol bol çınlattılar! Yürüyenler ve koşanlar için ödül belli: 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarası seçilen Gelidonya Feneri manzarası! O kadar yol tepmeye değmez mi?