Mobilemenu
Profile

Tolga Pamir: Açık Denizde Tek Başına

Denize olan tutkun 7 yaşında Tuzla, Ankara – Mercan’da başlamış. Bize biraz o günleri anlatır mısın? Yelkene burada başlamışsın. Nasıl karar verdin, ilk suya çıktığında neler hissettin?

Doğruyu söylemek gerekirse bunun bir tutkuya dönüşeceğinden haberim yoktu o günlerde. Sitedeki büyüklerimizin biz ufaklıkları deniz ve daha birçok spor aktivitesi ile birleştirme isteği ve alınan inisiyatifin bir sonucu diyebiliriz. Rahmetli milli yelkenci Mehmet Hoca eşliğinde, çakı-düdük boynumuzda, her gün teknemizi donatarak Tuzla koyu içerisinde kelebekler gibi dolaşıyorduk. Bence işin özündeki en önemli parça, denizi yaşamayı ve sevmeyi öğrendik o yıllarda. Bir teneke içerisine topladığımız midyeleri öğlen olunca pişirip yemek bile var bu yelken sevdasının kökünde. Kokusu hala burnumda... Keşke oğluma da öyle bir ortam sunabilsem. 

Daha sonra tüm hayatını yelkene adamaya nasıl karar verdin? Herkes gibi “sıradan” bir işe girip sakin bir hayat yaşamayı düşünmedin mi?

Herkes gibi bir işim vardı, sıradanlık biraz göreceli bir konu. Reklam sektöründe farklı ajanslarda yaklaşık 10 yıla yakın çalışmaya devam ettim. Ancak yelken ve deniz hep hayatımdaydı diyebiliriz. Her hafta sonu yine aynı optimist günlerinden tanıdığım arkadaşlarımla rüzgar sörfü, katamaran gibi eğlence amaçlı yelkene devam ediyordum. Hatta rüzgar olduğu zaman işlerimi düzenleyip direktörümden 2-3 saatliğine izin alarak denize kaçabilme fırsatı da buluyordum. Bu da bir şanstı tabii.

Peki katılacağınız bu Vendee Globe yarışı en tehlikeli yelken yarışlarından biri olarak görülüyor. İşin tehlikesi nereden geliyor? Bütün bunlara hazır mısın?

Açık deniz solo yarışçılığı ülkemizde olmayan bir branş. Tek başına denize veya yelkene çıkan azdır. Deniz gibi güçlü bir elemanın karşısında çok zayıf ve küçük bir varlık insanoğlu. Üstelik yelken gibi özveri, çalışma ve manevra yapmayı çok gerektiren bir ortamı denize taşıdığınızda iş iyice değişiyor. Bunu açık deniz ve okyanusa taşıdığınızda ise durum daha da katlanıyor. Üzerinde bulunduğunuz teknenin her şeyinden sorumlu olduğunuz gibi bunu okyanus koşullarının getirdiği ortama göre de adapte etmeniz gerekli. Bu yolculukların 3-30 gün arasında hiç durmadan devam ettiğini de göz önüne alırsak işin riskli yanı daha da belirginleşiyor.

Vendee Globe ise yine solo olarak dünya turu. Yaklaşık 3 ay süren macerada geçilen okyanuslar ve denizler dünya denizcilik tarihinde sert yaralar bırakmış hikayelerle dolu. Denizlerin Everest'i olarak anılan bir yarış. Birçok parametrenin an be an değiştiği bir ortam söz konusu. 12 yıllık açık deniz kariyerimde bu hedefe ulaşmak için gerekli tecrübe ve bilgiyi edinmek üzere bu dalın sahibi Fransızlar tarafından yaratılmış yarışlara katılarak hazırlıklarıma devam ediyorum. Şu an dünyada bu dalda en iyi ilk 100 denizci arasında olduğumu iddia edebilirim. Mini 650 ve Figaro gibi zor solo sınıflarda iki Atlantik geçişi ile yaklaşık 30 bin deniz miline yakın mesafe katettim. Bu neredeyse 1.5 dünya turu eder. Solo olarak böyle bir yelkenci CV'si ülkemizde başka yok.

Bundan önce yaptıkların arasında seni en çok gururlandıran başarıların hangileri?

Tüm solo denizcilerin hikayelerinde önemli bir yer tutan “Mini Transat” diyebilirim. 6,5 metre boyunda bir tekne ile dışarıdan hiçbir yardım almadan, herhangi yeryüzü iletişimi olmadan, çok hızlı ve komplike, ceviz kabuğunu andıran teknelerle Atlantik'i yalnız başına geçmek… Bu cesareti göstermek, tamamlamak, hayatımda hiç unutmayacağım bir başarı.

Okyanusta tek başına olmak nasıl bir his? Bu durumun en çok hoşuna giden ve seni en çok korkutan, sevmediğin yanları neler?

Sıra dışı, heyecan verici, ürkütücü, özgür ve bir o kadar hapsedici... Deniz güçlü bir eleman. Sizin ruh haliniz onu pek ilgilendirmez. O estiği gibidir, size sadece ona ayak uydurmak kalır. Hızlı karar vermek ve hızlı aksiyona geçmek gerekir. Kararlarınızın sonuçlarını da kabullenmek zorunluluğunu sindirebilmek durumundasınızdır. Stres, uyku, fiziksel kondisyon ve teknik yönetimin hepsi birlik içerisindedir. Bu özelliklerin hepsini toparlayarak yoluna devam edip bir limana varmak en çok hoşuma giden tarafı. Ancak mekanik bir spordur yelken. Bir parçanın bakımsızlığı veya durumun gereklilikleri dışında bir hareketin sonuçları ağır zararlar verebilir. Sonuçta milyon yıldır var olan bir mekanizmanın yanında nedir ki insanoğlu? Bu ürkütücü olan yanı. En sevmediğim an ise rüzgarsız, çırpıntılı bir denizde bumbanın sallanarak bir sağa sola vurması ile oluşan ses ve ilerleyememe duygusu.

Başına tehlikeli şeyler de gelmiştir mutlaka. Hatta 2013 yılında Britanya’da ciddi bir kaza da yaşamıştın. Tecrübe ettiğin en büyük tehlike bu muydu?

12 yıllık açık deniz yarış döneminde iki büyük kaza atlattım. Bunlardan biri 2013 yılında yaşadığım, kayaların üzerinde uyanma. İkincisi de 2011 yılında kalifikasyon parkurunda bir yük gemisi ile yaşadığım çarpışma. İkisinden de ucuz kurtuldum aslında. Cüssenizin 100 bin katı ağırlığında bir cisim sizin üzerinizden geçerken sivrisinek gibi hissediyorsunuz kendinizi. Kayalarda ise şanslı bir köşeye düşmek ve gelgitin alçak olması ile birleşen adrenalin bana çıkış yolunu gösterdi diyebiliriz.

Peki okyanusta başına gelen en unutulmaz olay ne oldu?

2011 yılında Mini Transat’ın start’ını aldığımda eşim hamileydi. Biraz zorlu bir hamilelik dönemi oldu. Kara ile iletişimimizin olmaması, 25 gün boyunca kafamızda ne filmler ne senaryolar kurduruyor bir bilseniz. Şans eseri bir Türk kargo gemisi ile Ekvator civarında karşılaştım. Telsizden mesajlaşarak karaya e-posta yoluyla ulaşma imkanım oldu. Kaptanın, kendisine ulaşan iyi haber mesajını bana söylerken yaşadığım coşku, sevinç, ağlama krizleri sanırım en unutulmaz hikaye benim için. Okyanusun ortasında yalnızken böyle bir hikayeyi yaşamak çok kolay değil.

Teknede tek başına yaşamını sürdürmek seni zorluyor mu? Neler yiyor, neler içiyorsun? Dinleneceğin zamanlar mutlaka oluyordur. Oraları nasıl değerlendiriyorsun?

Ağırlıklı olarak yelkenlerin ayarı ve koşulların değerlendirmesi ile vakit geçiriyoruz. Havaya göre yelken değişiklikleri, strateji, akıntılar, pozisyon, teknik kontroller derken aslında bayağı iş var. Kimi zaman saatlerce dümene tutulu bir şekilde dalgaları geçiyoruz. Kimi zaman güneş altında olduğumuz yerde sayıyoruz. Genelde yiyecek hep kuru mama veya konserve diyebiliriz. Dağcıların da kullandığı toz hale getirilmiş, sıcak su katarak hazırladığımız yemekler ağırlıklı. Ben yanıma elma, portakal gibi uzun süre dayanan meyvelerden alıyorum. Ayrıca harcadığımız kalori miktarını dengelemek üzere şekerli kurutulmuş meyve. En önemli gıda malzemesi elbette su.

Biraz da şu anki teknenden ve özelliklerinden bahsedebilir misin?

Şu an büyük hedefim Vendee Globe’a doğru yolculuğumun ikinci aşamasındayım. Hedefimde ilk olarak iki defa MiniTransat yarışını gerçekleştirmek vardı. Ne yazık ki ikinci katılımımdan 2 ay önce yaşadığım kaza ile tekneyi ve projeyi kayalarda bıraktık. İkinci etap ise Figaro sınıfında Fransa Açık Deniz Elite Solo Şampiyonası'nda en az 3 yıl yer almaktı. Bu sene bu hedefi tamamladım. Beneteau tarafından üretilen monotip (eşit özelliklerde) 10 metre boyunda teknelerle farklı etaplardan oluşan yarışlarda Fransa’da üçüncü sezonumu tamamladım. 37'nci sırada yer aldığım bu sınıfın en büyük özelliği ise teknik, ağırlık, parkur olarak herkesin eşit şartlara sahip olması. 

Yelkenliyle tek başına okyanusa açılmak için eğitim anlamında neler gerekir? Hiç tecrübesi olmayan biri ilk adımını nasıl atabilir, bunun eğitimi veriliyor mu? Onlara neler tavsiye edersin?

Önce bir tekne sahibi olmak gerekiyor. Ve elbette okyanus geçme isteği ve azmi. Yelken özveri isteyen bir spor. Zaman, enerji, para... Ve karşılığı da yoktur. Yaşadığınız yolculuk ve seyir sadece size aittir. Buralara geldiğimde yelkenle biraz olsun haşır neşir olmama rağmen tüm bilgimi silip yeniden başlıyormuşum gibi aldım deftere. Türkiye’de yelken eğitimi veren birçok firma var. Fransa’da yelkenli tekne sahibinin bir ehliyete bile ihtiyacı yok. Ancak biz biraz diplomalara konsantreyiz. “Çok gezen mi yoksa çok okuyan mı bilir?” sorusu aradığınız cevaptır belki de. Bence en önemlisi her fırsat bulduğunuzda denize çıkmak. Karşılaşılan koşullar, havalar, seyirler, limanlar tecrübenin tuğlalarını teker teker üst üste dizmektedir.

Sponsorların veya sana destek olan firmalar bulunuyor mu?

Projelerimin başlangıcında Türkiye’den büyüklü küçüklü destekler gördüm. Son 3 sezondur Fransız markalarının sponsorluğunda yarış programımı gerçekleştiriyorum. Herhalde futbolcularımız dışında yabancı sermaye ile yoluna devam eden tek sporcuyum. Teknik anlamda ise beni yalnız bırakmayan Gill SportsWork ve bana geçtiğimiz seneye kadar destek veren KAYA Ropes vardı. Artık Türkiye’den Sportswork dışında kimse yok diyebilirim. Bu üzücü... Markalarımızın denizciliğe bakışını, bu tip girişimlere olan açıklığını da sergiliyor bu durum.

Spor hayatını devam ettirebilmek mutlaka maddi anlamda da seni zorluyordur. Yelken haricinde para kazandığın başka bir işin var mı? Yarışlara katılımı ve diğer masrafları nasıl karşılıyorsun?

Tabii ki. Şu an ne yazık ki buradaki rakiplerim gibi finansal özgürlüğe sahip olmamam da sonuçlara ve hazırlıklara yansıyor. Ancak yoluma devam ediyorum. Bir yandan da denizcilik malzemeleri satışları için aracılık ve danışmanlık yaparak finansal yapıyı kurgulamaya çalışıyorum.

Yelken haricinde yaptığın su  veya macera sporları var mı?

Yaşadığım şehir La Rochelle sürekli rüzgar alan bir yer. Gözümüz sürekli hava durumunda. 10 knot rüzgara kadar wakebord, 20 knot'a kadar kitesurf, bunun üzerinde ise windsurf yapıyorum. Su sporlarından uzak durmadığımı söyleyebilirim.

İlerisi için en büyük hayalin nedir?

Hedef başından beri aynı; 2020 yılında Vendee Globe yarışının start’ında yer almak ve dünya turunu solo olarak tamamlamak. Önümüzdeki 2 yıl tekrar çok yoğun bir yarış programına giriyorum. Bu sefer Class 40 sınıfında yarışmaya başlayacağım. La Route du Rhum, Fastnet, Les Acores gibi iddialı yarışlarda biraz daha büyük bir tekne ile açık deniz solo yarışçılığına devam edeceğim. Ardından 2019 sonundan itibaren ise dünya turu hazırlıklarına başlayacağız.

Buradan vermek istediğin bir mesaj eklemek istediğin bir şey var mı?

Yelken yapalım, yelkenle büyütelim... Sevgiler!

Tolga Pamir’in resmi websitesi