Mobilemenu
Profile

Trekking’cilerin Görmesi Gereken 7 Terk Edilmiş Araç

Süper Berduş’un Mistik Minibüsü

Ünlü oyuncu ve yönetmen Sean Penn’in çektiği Into the Wild filmini izlemişsinizdir. Chris Mccandless adlı hali vakti yerinde, üniversiteden yeni mezun bir Amerikalı gencin medeniyeti geride bırakıp Alaska kırsalında bir başına yaşamaya gitmesini ve hayatını kaybetmesini anlatan bu film gerçek bir olaydan ve bunu anlatan bir romandan uyarlanmıştı. Filmi izlediniz beğendiniz ya da beğenmediniz ama başkaları sizden çok daha fazla alakalı olmuş görünüyor. Şöyle ki, Chris (ki Alexander Supertramp kendisine “Süper Berduş” adını takmıştı) günlerce yürümüş, ardından terk edilmiş bir minibüs bulup burayı 112 gün boyunca evi haline getirmişti. Yanında birkaç kitap, 4,5 kilo pirinç, biraz kamp ekipmanı, bir tüfek ve bir çift bot vardı. Chris’in yaşadığı, ardından da hayatını kaybettiği 142 numaralı minibüs önce roman, sonrasında 2007 yılında çekilen filmin ardından ona hayran olanların ziyaret etmeden duramadığı bir mabet haline geldi. Chris’in, kendisini son gören ve yaptığı otostopla kamyonetine alan Jim Gallien’le vedalaştığı noktadan 64 kilometre uzaklıktaki minibüse kadar olan yolu (lafın gelişi yol tabii!) yürümek bir adet haline gelmiş durumda. Hatta bu zorlu arazi yürüyüşü sırasında Chris’in yaralı ve açlıktan zayıf düşmesi nedeniyle geçemediği Teklanika Nehri’nde İsviçreli 29 yaşındaki Claire Ackerman hayatını kaybetti. Bir düzine “hacı” yine nehirde ve arazide başını belaya soktu ve yerel güçler tarafından kurtarıldı. Chris’in muhtemelen kolundan yaralı halde çektiği, minibüsünün önünde otururkenki fotoğrafı da bu “hacılar” tarafından aynen çekiliyor ve bir rütbe olarak kabul ediliyor. Bir yaz tatilinizde Alaska’nın doğusundaki Fairbanks şehrine gidip Chris’in yolundan yürüyüp minibüse ulaşabilirsiniz. Ama lütfen geri dönmeyi ihmal etmeyin!

Dar Fiyort’ta Bir Balina Gemisi

Doğu İzlanda, en çok fiyortlarıyla meşhurdur. Bunlar arasında en az turistik olanı Mjoifjordur ise belki de en güzelidir. Özellikle temmuz ve ağustosta yemyeşil bir hale bürünen “Dar Fiyort” adanın ruhunu arayanlar için birebir. Zira kışın burada yaşayan 40 kişi çok sarp dağ yolunun kapanmasıyla modern hayattan kopuyor. Tek ulaşım haftada bir çalışan bir gemi; o da gelebilirse! Bölge 20’nci yüzyılın başlarında Norveçlilerin balina istasyonu olarak kullanıldı. Bugün kıyıda bir balina avı gemisinden geriye kalan bir enkaz bulunuyor. Bu enkazı görmek için bölgenin başkenti Egilsstadir’den 25 kilometrelik bir yürüyüşü göze almalısınız. Toprak yol bazı noktalarda alabildiğine dikleşiyor. Batığa ulaşıp yeşil doğanın tadını çıkarttırdıktan sonra bir sonraki fiyort Seydisfjordur’a da gidebilirsiniz. Açıkçası iyi bir rehbere ihtiyacınız olabilir, çünkü bu güzergah trekking’ciler için işaretlenmiş değil. Yolda sert inişler ve çıkışlar olduğunu da bilmelisiniz. Tabii bu sizi yıldırmaz ve bir başka komşu fiyort Nordfjördur’a da yürürseniz, faturası neredeyse tam gün! Üstelik ıssız, hayranlık uyandırdığı kadar tedirgin edici İskandinav suç filmi atmosferinde!

Mount Succes’e Fiyakalı İniş

Uçak kazaları, genelde uçakların ya denize düşmesi ya da dağlara çarpmasıyla sonlanır. Arada şehir merkezlerine, köylerine, tatil beldelerine de düşen uçaklar olur ama bir de dağın tepesine inmek zorunda olanlar vardır! İşte 30 Kasım 1954’teki Maine’deki Mount Success’e inmek zorunda olan Douglas DC-3, pilotu sayesinde dağa çarpmak yerine inebilmeyi başarmış bir uçak. Tabii bu iniş ne yazık ki acısız olmadı. Uçak birkaç parçaya ayrıldı, dördü yolcu, üçü mürettebat kazada yaralandı, aralarından ikisi kurtarılmayı beklerken hayatını kaybetti. Yine de Peter Carey’nin pilotajı o yedi kişiyi kaza anında ölmekten kurtarmıştı. Bugün DC-3’ten arta kalanlar hala dağın bir köşesinde duruyor. Birçok meraklı ve yürüyüşçü kayın ve huş ormanlarını aşarak Appalachian Trail adlı bölgedeki enkaza ulaşıyor. Yol aslında kısa, yaklaşık 7 kilometre ama hem eğim, hem de bazı yerlerdeki bataklıklar işi zorlaştırıyor. Bataklar soğuk mevsiminde buz tutmuş haldeler fakat bu onlara güvenebileceğiniz anlamına gelmiyor. Bazı yerlerde yürüyüşçüler tarafından kalaslardan eğreti köprüler kurulmuş. Çok geniş bir alana yayılmamış enkaz parçalarının üzerinde izlerini bırakanlar ya da imza atanlar var. Hatta ilk tarih izi 1960’a kadar gidiyor. Bu biraz yersiz bir çaba. Üstelik iki kişinin hayatını kaybettiği gerçeği ortada dururken…

Kumlara Gömülü Batık

Yolunuz düşer mi bilinmez ama ABD’liler hafif bir yürüyüş yapıp ardından gizemli bir batık görmek istediklerinde Oregon yakınlarındaki Astoria’nın Cannon Plajı’nın yolunu tutar. Bundan tam 110 yıl önce, 25 Ekim 1906’da Kaptan H. Lawrence idaresindeki Peter Iredale adlı yelkenli, Meksika’dan çıktığı yolculukta buraya gelmiş, Columbia River kanalının 4 mil güneyindeki Clatsop Spit’e demirlemişti. Ama çıkan sert rüzgarlar ve nehir ağzında yükselen gelgit nedeniyle gemi birden karaya oturdu. Kaptan, mürettebatının hepsini sağ salim karaya çıkartmaya başarsa da gemisini kurtaramadı. Gövdede oluşan hasar aslında küçüktü ama hava şartlarının düzelmesi beklendikçe zarar arttı. Pasifik Okyanusu’nun yıpratıcılığı karada da olsa kendini göstermişti ve Peter Iredale artık bir hurdaya dönmüştü. Kaptan gemisini “Tanrı seni korusun ve kemiklerinin kumlara karışmasını sağlasın” diye takdis ederek terk etti. Cannon Beach rüzgarlı bir yerdir, sonbahar ve kış mevsiminde de alabildiğine soğuktur. Ama hem uzun kumsalda hem de yakınlardaki ormanda yürüyüşler yapıp bugün artık sadece birkaç yay, ahşap omurga parçası ve paslı metal parçalar kalmış enkazı görmek mümkün. Turistler tarafından sık sık ziyaret edilen, yerel halk tarafından da boş bırakılmayan batık artık Lewis and Clark Ulusal Eyalet Tarih Parkı’nın bir parçası olarak kabul ediliyor ve Fort Stevens Eyalet Parkı içinde kalıyor. Gerçek üstü bir filmden çıkmış bu manzara için soğuk ve rüzgarlı bir yürüyüşe değer.

Ormandaki Gizemli Tren

Whistler’ın gizemli bir yer olduğu söylenir. Ormanlık alandaki kulübelerin hayaletli olduğuna belki sizler inanmayabilirsiniz ama sık ağaçlı bir doku içindeki tren vagonları güpegündüz gözünüzün önünde duruyor işte! Bunu nasıl açıklayacaksınız? Her şeyin olduğu gibi bunun da bir açıklaması var elbet. Tren enkazı 1950’lerin sonlarındaki bir kazanın sonucu. Şimdilerde Function Junction olarak anılan bölgenin güneyinde yaşanan kaza sonucu yöre halkı enkazın kaldırılmasının lüzumsuz bir masraf olarak görmüş. Bir parçası Cheakmaus Nehri’ne düşen yük treninin yedi vagonu zamanla sık ağaçlı bir dokuya dönen ormanın içinde yer alıyor. Tabii kısa sürede adı duyulan bu gizemli tren enkazının birçok da ziyaretçisi var. Bazıları vagonları grafitilerle süslemiş, bazıları da bisikletleriyle burayı zorlu bir parkur olarak değerlendirmiş. Ulaşım oldukça kolay. Function Junction merkezi sadece beş kilometre güneyde. Belki işaretli bir yol yok ama zorlu bir rota da söz konusu değil. Yakınlardan geçen karayolunda 15 dakikalık bir yürüyüş bile yeterli. Tabii isterseniz 6 kilometrelik dairesel bir rotayı tutturup güzel şelaleleri de manzara yapıp yolu uzatabilirsiniz.

Paslı Parçalar

Tamamen taşlar üzerinde trekking yapıp artık pastan rengi kızıla dönmüş bir gemi enkazını görmek isterseniz Palos Verde Cove’a gitmelisiniz. SS Dominator adlı bir Yunan yük gemisi burada 1961’de karaya oturdu; kurtarma operasyonu başarısızlıkla sonuçlanınca kaderine terk edildi. Sonuç: Dalgaların etkisiyle yavaş yavaş dağılan bir gemi… Los Angeles’a bir saatlik bir mesafedeki enkazı ziyaret hiç de zor değil. Yine de burada yürümenin bir raconu var! Örneğin “Nasıl olsa sahilde, kumsalda yürüyeceğim” diye terlik ya da sandalet giymeyin. Her yer sadece taş! İyi bir yürüyüş ayakkabısı tercih etmelisiniz. Tabii yoldan sahile inene kadarki yokuş sadece kumdan oluşuyor ve kayganlık yaratan kum nedeniyle düşmek bedava! Enkaz, küçük bir çıkıntının ucunda. Aşağıya indikten sonra yaklaşık bir kilometre yürümeniz gerekiyor. Zemin yüzünden tahmin ettiğinizden daha uzun ve zorlu olacak. Ama sorun edilecek bir durum yok. Gelgit tablolarını takip edip denizin yükselmediği gün ve saatleri tutturmalısınız. Yanınıza yiyecek ve içecek de almayı unutmayın; zira bu sahilde market yok! Enkazın parçaları birkaç yüz metrelik bir çizgiye dağılmış halde. Aralarında gerçekten devasa parçalar bile bulunuyor. Deniz neredeyse yosundan bir ormanla kaplı. Buraya kadar gelmişken zıpkınla balık avı yapmak da mümkün, kayalıkların oluşturduğu mini havuzlarda çocuklar gibi eğlenmek de!

Wichita State Futbol Takımı Uçak Enkazı

Aslında pilotların tek isteği uçaklarında taşıdığı Wichita State futbol takımının oyuncularına, koçlarına, yöneticilerine ve taraftarlarına meşhur Rocky Dağları’nı biraz daha yakından göstermekti. Ne yazık ki işler ters gitti ve 2 Ekim 1970’de öğlen saat 1’de uçak Mount Trelease’de yere çakıldı. 14 oyuncu, 14 takım yöneticisi ve personeli ve üç mürettebat hayatını kaybetti. Sadece sekiz oyuncuyla pilotlardan biri kurtulmuştu. Bu acı olayın izi kazanın olduğu yerde yapılan anıtla halen yaşatılıyor. Hatta birçok Amerikalı buraya yürüyüş yaparak ulaşmayı, anıtı görmeyi, kazadan arta kalanlara dokunmayı bir hayat tecrübesi olarak kabul ediyor. Enkaza ve anıta giden yolun başlangıç noktası Dry Gulch. Burası I-70 otoyolunun hemen yanında; zaten enkaz ve anıt da bu yola oldukça yakın. Yaklaşık 600 metrelik toprak bir yoldan yürüyerek Dry Gulch Creek’e ulaşıp, ardından 200 metrelik bir rakımı tırmanmak gerekiyor. Ardından 1300 metre boyunca devam eden, bir tarafı bataklık olan düz bir yol var. Olayın anısına konmuş beyaz taşlar ve fotoğraflar doğru yolda olduğunuzu hüzünlü bir şekilde yol gösteriyor. Bir noktada yol aşağıya devam etse de sonrasında yine birkaç yüz metrelik bir rampayı tırmanıp Wichita State futbol takımını yok eden kazanın olduğu yere varıyorsunuz. Rocky Dağları’nın kudretli yapısı içerisinde mezar taşları, kurbanların isimlerinin yazılı olduğu rozetler, kazadan arta kalan kişisel eşyalar, bir kask ve uçaktan arta kalan ve metal demeye bin şahit isteyen parçalar çevreye yayılmış halde. Anıtı da gördükten sonra yürüyüşünüze devam edip Mount Bethel zirvesine çıkabilirsiniz. Belki belirgin bir patika ya da işaretlenmiş yol yok, yer yer çok dik yamaçlar tırmanmak zorunda kalabilirsiniz ama kazanın yarattığı hüzün nedeniyle bu zorluklar size bir şey ifade etmeyecek.