Mobilemenu
Profile

Trekking Keyfini Mahveden 10 Durum

Ayakkabının Ayağınızda Paralanması

Yol güzel; patikalar, ormanlar, çayırlar, çiçekler… Küçük bir dere geçişi geliyor, o da sorun değil. Gore-Tex varken kim dereden korkar ki! Caaartt! Bastığınız bir taştan ayağınız kayıyor ve o güzelim ayakkabınız yırtılıveriyor. Ne Gore-Tex kalıyor geriye, ne başka bir şey. Bırakın su geçirmezliği, ayağınız büsbütün açıkta! İşte bundan sonra gerçek bir felaket ve hayatta kalma savaşı! Çantanın kayışının kopması ya da fermuarının bozulması, çadırın yırtılması gibi sıkıntılar da var ama hiçbiri bir ayakkabının istifasının yaratacağı depreme yaklaşamaz!

Kritik Ekipmanların Unutulması

Trekking’e çıkmadan önce yapılması gereken işlerin başında gereken malzemelerin bir listeye yazılması, sonra da bunların alınıp alınmadığının kontrol edilmesi gerekir. Aklı havada arkadaşlarınızdan birisi alması gereken çaydanlığı unutmuşsa keyfiniz kaçabilir ama o kadar. Haritanın, GPS cihazının, fenerlerin, pillerin unutulması ise bu naif ekspedisyonunuzu mahvetmeye yeter de artar bile!

Bozulan Kumanya

Birkaç günlük yürüyüş aktivitelerinde konserve gıda taşımak akıl karıdır. Dökülmez, bulaşmaz, bozulmaz… Tabii doğaya çıkınca insanın içinden özellikle yürüyüşün yapılacağı yöreden alışveriş yapıp, taze meyve ve sebzelerin tadını çıkartmak gelir. Doğaya yürüyüşe git ama konserve ye! Peh! Böyle düşünürsünüz ve erzakı son kasaba merkezinde düzersiniz. Bütün gün yürürsünüz, sonra akşam yemek vakti gelir ama o da ne? Etler çürümüş, domatesler ezilmiş, peynirler kokmuş, ekmek paramparça olmuş! Tamam, ölmezsiniz ama keyifler kaçar haliyle.

Meteorolojinin Öngöremediği Fırtına

Size dost tavsiyesi: Asla tek bir kaynaktaki hava durumuna güvenip yola çıkmayın. En az 3 meteorolojik kaynaktan hava tahminlerini alıp kendi tecrübelerinizi de katarak durumu yorumlayın. Mümkünse rotanız dahilinde soracağınız kişiler bulup o anki hava durumunu, yıllık dönem ortalamalarını ve yürüyüş sırasındaki tahminlerini almaya bakın. Tabii ki yanınıza yağmurluk almadan yola çıkmayın.

Tur Otobüsleriyle Şehirden Gelen Kalabalık

Aylar öncesinden plan yaptınız, haftalar kala hazırlıklar başladı, son gece heyecandan uyuyamadınız, sabahın köründe aracınıza atlayıp yürüyüş noktasına varana kadar geçen saatler bitmek bilmedi… Sürpriiiiiz! Yürümek, doğayla bütünleşmek, kendinizle yüzleşmek için gittiğiniz o güzel noktaya beş tane otobüs park etmiş ve Türkiye Kanarya Seven Emekliler Derneği’nin üyeleri trekking yapmaya başlamış. O sessiz, güzel coğrafya bir anda yüzlerce insanla dolmuş ve bakir hayat yok olmuş. Ya hızlı hızlı yürüyüp onlarla arayı açacaksınız ya da başka sefere diyerek kaderinize razı olacaksınız.

Avcılar ve Gece “Havaya Sıkma” Meraklıları

Büyükşehirlerden kurtulup genel aydınlatmanın ay dede ve yıldızlara fatura edildiği noktalarda geceleme şansı bulunulduğunda herkes coşup çağlar. Kimi şiir okur, kimi şarkı söyler, kimi gençliğini düşünür, kimi yaşlılığını… Arkadaşlarıyla sarılanlar, kucaklaşanlar; hayatın anlamını bulduğuna inananlar… Sonra bir anda o ses yankılanır. Birileri tabir yerindeyse kurşun sıkmakta, tüfek atmakta, uçanı kaçanı kovalamaktadır. Bazen avcılar, bazen de yörenin kendini cengaver atfeden gençleri havaya kurşun saydırmaktadır. Hayatın anlamı, o dakikadan sonra hayatta kalmaya döner. Kurşun geçireceğini bildiğiniz halde çadıra girer, fermuarı çekersiniz.

Yöre Halkından Kopamamak

Doğada yürüyüş yapmayı seven insanlar ince kişiliklere sahiptirler. Kimseyi kırmak istemezler, kötü bir görüntü vermeyi sevmezler, herkese yardımcı olmaya çalışırlar. Örneğin yürüyüş sırasında denk geldikleri yöre insanına selam vermeden geçip gitmek istemezler ama kimi zaman o iş orada kalmaz. Tümüyle iyi niyetli olsa da, kimi zaman uzattığı eli bırakmayan yöre insanı bir anda trekking’cinin ayak bağı oluverir. Kimi yol boyunca eşlik etmeye niyetlenir, kimi de “Tanrı misafiri”ni ağırlamak konusunda ısrarcıdır. Geri çevirmek kabalık, kabul etmek yürüyüşe “Elveda” demek. Seç seçebildiğini.

Çoban Köpekleri

Kimileri trekking sırasında ayılardan korkar ama kim ayı görüp de tehlikeye düşmüş ki. Dünyada insanoğlundan daha tehlikeli bir canlı yokken, ayı bizleri görünce bir şekilde gözden kayboluyor. Ama bir başka tür, yine insanoğlu eliyle vahşileştirilen çoban köpekleri bazen trekking’cilerin başına musallat olabiliyor. Bir anda 3-5-7 tanesi koşturur gelir; kimi eski Hun taktiklerini güderek hilal biçiminde “düşmanı” kıskaca alır, fırsatı yakalayan Allah ne verdiyse saldırır. Denk gelene geçmiş olsun! Ne trekking mi? Şuradan bir kurtulalım da…

Halden Anlamayan Arazi Sahipleri ve Jandarma

Yürüyüş sırasında planlamayla kafayı bozan arkadaşlar kimi zaman can sıkıcıdır ama yine de ekipte böyle bir tip olduğu takdirde nerede kamp yapacağınız bellidir; resmi bir kamp alanı ya da sorunsuz bir yer olduğu tescillidir. Ama nerede akşam, orada sabah diye yürüyorsanız güzel gördüğünüz bir arazi parçasına çökersiniz. Güneşin doğacağı yeri hesaplar, düz noktaları kestirir, suya yakınlığı ölçer ve çadırı kurarsınız. Şanslıysanız daha bu aktiviteler sırasında bu arazinin sahibi ya da devriye atan jandarma gelir ve başınıza dikilir. Şanssızsanız gecenin köründe uyandırılırsınız. Derdinizi bir şekilde anlatırsınız ve sonra “misafir” edilirsiniz ama bir an önce oradan topuklama isteği içinize girmiştir bir kere.

Kaybolmak

Her şey yolunda gitti, güzel yerlerde yürüdünüz, doğal yaşamın tadına vardınız, yöre lezzetlerini tattınız, ormanlarda uyudunuz, derelerde yıkandınız. Harika! Ama bazen daha giderken, bazen de dönerken bir anda yolu kaybedersiniz ve bir çuval incir berbat olur. Yürüdükçe doğanın içinde yok olur, bazen de fazlasıyla tanıdık (Buradan biraz önce geçmemiş miydik?) yerleri görürsünüz. Artık jandarma mı olur, AKUT mu olur birisi sizi aramaya başlamadan yolu bulursanız ucuz atlattığınız düşünürsünüz. Aksi halde akşam haberlerini izleyen annenizin dakikalar sonra sizi araması kaçınılmaz!