Mobilemenu
Profile

Türkiye’de Bisikletçileri Bekleyen Gariplikler

Bisiklet değil, mangal yolu!

İstanbul’un iki yakasında ve Marmara Denizi boyunca bisiklet yolları vardır. Biri Kadıköy’den başlar, Tuzla’ya kadar devam eder. Öbürü de Sirkeci’den yol alıp Bakırköy’ü aşarak ilerler. Pek güzel. Ya da güzel değil mi? Bisikletliler burada diledikleri gibi pedal çevirebilir, değil mi? Yoksa çeviremezler mi? Mangal sezonu geldiyse, hayır! Yolla deniz arasındaki daracık çimenlikler mangalını yakan, salıncağını kuran, topunu oynayan piknikçi ailelerle doludur. Aslında orası piknik alanı değildir, mangal yakılması da yasaktır. Mangalı bisiklet yolunda yakan da vardır, mangalı yakmak için arabasını bisiklet yoluna park eden de! Hatta geçenlerde bu konuya dikkat çekmek isteyen bir bisiklet kullanıcısı piknikçilerle röportajlar yaptı. Sonuç vahimdi! Birçok vatandaş üzerine arabalarını park ettikleri yolun bisiklet yolu olduğundan bihaberdi. “Bir daha yapmayacağız. Söz!” diyenler çoğunluktaydı ama bir tanesinin durumu gerçekten üzücüydü: “Arabamızı park edecek yer bulamıyoruz. Biz de mağduruz.”

Peki, bu kaldırımlar ne işe yarıyor?

Zaten bırakın bisiklet yollarını, bisikletlinin sıradan karayollarındaki hali de ayrı trajikomiktir. Örnek mi? Optimist Yayınları’nın eski genel yayın yönetmeni Mutlu Dinçer, Koşuyolu’ndaki iş yeriyle Acıbadem’deki evi arasındaki kısa yolu yürümek ya da minibüsle katetmek yerine bisikletle aşmayı tercih ediyordu. Yol kısa diye burun kıvırmayın; güzel ve uzun bir yokuş içerir, her babayiğit orayı nefes nefese kalmadan tırmanamaz! Ama Mutlu’nun derdi yokuşu tırmanmak değildi. “Bir keresinde, tam yokuşun en zorlu yerindeyken arkamdaki arabanın şoförü bütün gücüyle kornaya asıldı. Dönüp baktım, ‘Ne yapıyorsun?’ dedim. Yanıtı ‘Hanımefendi, sizin için kaldırımları yapmışlar. Orada sürsenize!’ oldu. Hem yanıta inanamadım, hem de bu diyaloğu bir kadın şoförle yaşadığım için ayrıca üzüldüm.” Sosyal medyaya düşen bir videoda ise Kadıköy-Kartal minibüsünün bir bisikletliye “Senin bu yolda bisiklet kullanman yasak! 652’nci maddeye bak!” demesiyse saf bir komediydi!

Bu lastiklerden iyi dolma olur!

Bisikletin huyudur, onunla hiç alakadar olmayanların bile gönlünü aniden çeliverir. Kimisi çocukluğunu hatırlar, kimisi de çocukluğunda hiç binemediği bu iki tekerli güzele yakınlaşma fırsatını bulur. İyi niyetle bisiklete ve bisikletliye yanaşanların aklına gelen ilk hareket lastikleri sıkıp “Bu lastikler dolma mı abi/abla?” diye sormak olur! Cyclist Türkiye dergisinin yazı işleri müdürlerinden ve Denge Tekeri blog’unun yazarı Gökhan Kutluer bir yazısında bu duruma şöyle değinmişti: “Bisiklet sezonu yavaş yavaş açılıyor. Neden mi? Bisiklet mağazalarına girip bisiklet kadrolarına parmak ucuyla tık tık vuran, bisikletleri tek elle kaldırıp, hafifliğine dünyanın yuvarlak olduğunu öğrenen ilk insanlardan daha fazla şaşıran ve bisikletlerin lastiklerini sıkıp bunlar dolma mı diye soran insanı sayısı artıyor da ondan.” Dolma lastikçilerin alternatifleri de “Vitesli mi bu?” sorusunu soranlarla, bisikletinin her gramının hesabını yapan yol bisikletçisine “Çamurluk ve ayna taktırsaydın iyiydi?” diye akıl verenlerdir!

“Kaça aldın bunu?”

Bisikletçi, yaptığı turun bir yerinde mola verdiği, su almak için gördüğü ilk bakkala girdiğinde başına gelecekleri hemen hemen tahmin edebilir. Bakkal ya da o sırada orada bulunan müşteriler hemen “uzaydan gelen bu ilginç varlık”la diyalog kurmaya can atar. Olayın ciddiyetini göstermek için de sorusunu sorar: “Kaç para bu!” Eğer iyi bir bisiklete parayı kıymış bir bisikletçiyse soruya muhatap olan söyleyeceği miktarı küçültmeye çalışır. Gerçi ne derse desin, karşı taraftan “Çokmuş yav!” yanıtını alacağından da emindir. Soruyu sorup, parayı çok bulan vatandaşın o parayı aslında yıllık sigara/kola/fast food/bahis gibi alışkanlıklarına harcaması ise hiç gündeme gelmez.

Dikkat, izmarit çıkabilir!

Sabahın kör karanlığında ya da akşam bisiklete binenler bir şeyi sıradan kent insanından çok daha rahat fark ederler: İnanılmaz miktarda sigara izmariti arabalarımızdan yollara atılıyor. Muhtemelen gündüz de aynı miktarda izmarit asfalta uçuş yapıyor ama yanan izmaritler karanlıkta çok daha net gözüküyor. Bu izmaritlerin, rüzgarın da etkisiyle, arabanın hemen arkasındaki bisikletçinin gözüne, dizine, eline, kısacası onun sürüş güvenliğini bir anlığına da olsa bozacak herhangi bir yerine geleceğini tabii ki sigara tiryakisi hiç düşünmüyor.

Her kadro bir gün kırılacaktır

Belki bazılarınız Şapkalı Gezgin ve blog’unu takip ediyordur. Fotoğrafçı, gezgin ve bisikletçi Emre Ermin, tüm bu melekelerini bu blog’da bir araya getiriyor, kimi zaman bisiklet sürüş tekniklerinden bahsediyor, kimi zaman da iki teker üzerinde yaptığı uzun veya kısa yolculuklardan bilgiler veriyor. Takip edenler Ermin’in bisikletinin değiştiğini de fark etmiş olabilir. Bunun nedeni gezginimizin paraya kıyıp daha yeni ve üstün özellikle bir bisiklet alarak eskisini satması değil. Durum tam tersi ve fazlasıyla trajik. Emre Ermin anlatıyor: “Bisikletim Raleigh- Banana Team (İngiliz) 1990 Chromoly gövdeydi. Kentsel dönüşüm her gün bir sokağını daha kazmasın İstanbul’un. Göztepe’de her zaman geçtiğim yoldan aşağı caddeye doğru iniyordum ki, sokak lambasının ağacın gölgesinde kaldığı karanlık yerde, dün olmayan bir çukurdan geçtim. Keskince kesilmiş asfalt yolu boydan boya bölüyordu. ‘Paaat!’ diye avazı çıktığı kadar bağırdı bisiklet. Her gören ‘Ne güzelmiş ya bu! Bu bisiklet nedir?’ diye diye, hayran hayran baka baka başıma gelen kötü olaya, ‘Nazar mı acaba?’ soruları ile kentsel dönüşüm çirkinliği arasında sebep aramaya başladı zihnim. Normalde görsem bisikleti o çukurun üzerinden atlatırdım ama sokağın karanlık yerine gelmişti ve görmedim. Basiret diyelim. Esas sebep ise metal yorgunluğu ve direnci çok yüksek jant. Normalde jant yamulurdu ancak sert bir tür olunca (kaçıncı jant tabii) tüm yükü gövde aldı ve zincir borusundan çatladı. Altımda esneye esneye eve kadar getirdi yine de o halde beni. Ders: Araçlar için sorun teşkil etmeyen bir kazı çalışması, bisikletliyi yutar. Dikkat etmek şart. Şansınızı kimseye bırakmayın.”

Bravvooo!

Çoğu kişi bisiklet yarışlarını pek takip etmez ama karayolunda bisiklet gördü mü mutlaka tepki verir. Kimi ağzında sigarasıyla minibüsünün camından çıkıp alkışlayarak “Bırrravooo!” çeker, kimi yokuşta zorlanan bisikletçiye arabasıyla yanaşıp “Yardım lazım mı abi?” diye sorar. Atlas Dergisi genel yayın yönetmeni ve Strava Türkiye’de İstanbul Anadolu yakasının KoM (King of Mountain) müdavimlerinden Sinan Çakmak anlatıyor: “Otağtepe yokuşunu tırmanırken bir ticari aracın içindeki iki kişi, yokuş aşağı yanımdan geçerken "Zor çıkarsın" kıvamında bir şeyler söylemişti. Tam sözleri hatırlamıyorum ama tahmin edebilirsiniz! Sonra biraz aşağıda durdu, döndü ve beni tepeye kadar 50-60 metre mesafeden takip ettiler. Tepeye ulaşınca ‘Aferin’ manasında kornaya basıp tekrar geri döndüler.”

Bırakınız geçsinler…

Tüm bunlar sıradan vatandaşların sıradan bisiklet hikayeleri olabilir ama ne yazık ki Türkiye’de bu iş profesyonel seviyede bile bu kafada devam ediyor. Örneğin 52. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun İstanbul’daki açılış etabında yaşanan kaza, resmi bir bisiklet organizasyonunu bile bisiklete uzak bir kafayla düzenlemeye çalıştığımızı ortaya koyuyor. Hayır, yollara çıkan köpekler değil söz konusu (İki yıl önce Davide Rebellin birine çarpmış ve ikinci olduğu turu son günde terk etmek zorunda kalmıştı); yol uzun olduğunda kontrol etmenin imkansız olduğu bu tarz durumlar yaşanabiliyor. Ama 24 Nisan 2016’daki etapta Boğaz Köprüsü’nün altındaki tünelde yaşanan kaza tamamen organizasyon temelliydi. Yarışı yerinden takip eden bir bisikletsever olan Safa İpek sosyal medyada bu kazayı fotoğraflarla gündeme getirdi. “Sabah bisikletçilerin geçeceği tünele gittim. Hiçbir hazırlık yoktu. Sadece birkaç motosikletli görevli ve polisler vardı. Tünelin içi karanlıktı, tabelalar görünmüyordu ve yola su akmıştı. ‘Burada kesin kaza olur’ dedim ve orada beklemeye karar verdim. Daha önce buradan geçmemiş bir yarışçı o hızla bu karanlıkta bu tabelayı görecek öyle mi? Yerdeki yön etiketleri de cabası! Kazaya davet; Zaten bir de su akıyor, buz pistinden beter! Bildiğin gizli tuzak.” İpek, eline bir bayrak geçirip “Attention (Dikkat)” diye bağırsa da kazayı önleyemez ve suyun aktığı yerde yaklaşık 50 bisikletçi birbirine girer.