Mobilemenu
Profile

Parkur Denince Akla O Gelir: Ömer Günyaz

Bize biraz parkurdan ve bu sporun kültüründen bahseder misiniz? Serbest koşunun parkurdan farkı nedir?

Parkur aslında askeri bir disiplin. “Le Parkour” olan gerçek ismini şehirde uygulanmaya başladığında almış. Zaman geçtikçe bu sporun bir felsefesi oluşmaya başlamış. Parkur, şehre meydan okuma ve şehrin bizden aldığı hareket etme içgüdülerini tekrar kazanma gibi felsefelerle kavrulmuş ve gelişmiş. Günümüzde işin içine tamamen akrobasi girdi ve birkaç sene önce atlanabileceği düşünülmeyen yerler akrobatik hareketler sayesinde geçilmeye başlandı.

Parkur ve “free running” kavramları adına çok büyük yanlış anlaşılmalar var. Free running’i çıkartan kişi Sebastien Foucan ve parkurun isim babası olan David Belle iki Fransız arkadaş. David Belle parkuru bir askeri disiplin olmaktan alıp, sokaklara taşıyan kişi. Sebastien Foucan ise işin sonunda felsefeyi “Free Running” adı altında kitaplaştırarak pazarlamaya başlıyor. Aslında ikisi arasında hiçbir fark yok ancak algı, David Belle’in takla atanları görünce “Bizim yaptığımızda takla yok” demesiyle değişmiş ve bir ayrım yapılmaya başlanmış. Bu yüzden taklalısına “free run” diğerine ise parkur demeye başladılar ancak ikisi arasında keskin bir ayrım yok.

Sizin bu sporla tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Uzun yıllardır paten yapıyordum ancak ondan sıkılmıştım ve bir alternatif arıyordum. Parkur sporunu herkes gibi televizyonda gördüm. Daha sonra bir site kurduk ve diğer parkurcularla bir araya gelmeye çalışalım derken fark ettik ki bu çevrede çok kişi yokmuş. Bu şekilde devam ederek, bugünlere geldik.

Televizyonda gördüğünüz Yamakasi filmi miydi?

Yamakasi ilk gördüğüm şey değildi. Parkuru ilk kez bir belgeselde görmüştüm. Daha sonrasında ise herkes gibi internet araştırmaları ile devam ettim.

Parkura başlarken takip ettiğiniz, beğenerek izlediğiniz sporcular var mıydı?

Tabii ki vardı hatta birçoğuyla çalışma fırsatı da bulduk. Takip ettiğimiz isimlerin sonu yok ancak buraya kimlerin gelip gittiğinden bahsedersek: Bir uçuş firmasının işi için Türkiye’ye gelen ve çat kapı karşımızda bulduğumuz Damien Walters var. Team Farang için artık yakın dostlarımız diyebiliriz. Son zamanlarda Storror okulumuzu ziyaret etti. Parkur veya “free run” kavramlarının dışında kalan, 100’ün üzerinde filmde dublör ve aktörlük yapmış olan Cyril Raffaelli de prova yapmak için stüdyomuzu kullanmıştı. Bu kültüre sahip her insan gittiği yerde bir “spot” veya bu tarz bir stüdyo olup olmadığını merak eder. Bu sayede dünyaca ünlü isimler kısa bir araştırma sonucunda bize ulaşabiliyorlar.

İlk zamanlarda ileride bütün hayatınızı parkur üzerine kuracağınız aklınıza gelir miydi?

Ondan önce de paten kayıyordum ve 12 senelik süreçte her şeyim paten üzerineydi. Bir şeyi tutkulu olarak yapmaya başladığım noktada hayat tarzım haline getiriyordum. O zamanlardaki hayalim de skatepark yapmak üzerineydi. Patenden profesyonelliğin getirdiklerinden ve eğlence katsayısının giderek azalmasından dolayı sıkıldım ve dediğim gibi yeni arayışlara yöneldim.

Parkura başladığımızda ise bu alanda bir salon dünyada bile yoktu. Sonra örnekleri çıkmaya başlayınca “Neden olmasın?” dedik. Wipeout’u kazandığım zaman oradan gelen parayı bu projeye yatırmayı düşünüyordum ancak öyle olmadı çünkü parayı 5 taksitte verdiler! Sonrasında araya sakatlık girince o zamanlarda bu projeyi gerçekleştiremedim ancak iyi ki olmadı çünkü çok erken olacaktı. Aslında Türkiye için şu an bile erken, biz hala parkuru tanıtmaya çalışıyoruz. Spor ne kadar bilinirse insanların ilgisi de o kadar olur.

Parkura başlama ve parkuru bırakmanın belli bir yaşı var mı?  

Parkuru bırakma yaşı diye bir şey yok. Bizim 63 yaşında, Serdar Gürmen isminde bir idolümüz var. Kendisi bizim öğrencimiz ve şu anda dünya üzerindeki en yaşlı parkurcu! Serdar Abi bu spordaki yaş sınırlaması fikrini tamamen ortadan kaldırdı.

Diğer bir taraftan hareket etmeye başlayan her insan parkur yapmış oluyor aslında. Parkurda her yaşa uygun bir şeyler öğretebilmek mümkün. Bizim en küçük öğrencimiz 5,5 yaşında ama bundan daha küçükler de yapabilir. Sonuçta birçok insan çocuğunu jimnastiğe yönlendiriyor, bizim sporumuz da jimnastik ve atletizmin müthiş karışımı!

 “Acrorun” ismi nereden geliyor?

Yaptığımız en temel şey akrobasi. Ben paten kayarken de, dans ederken de akrobasi yapıyordum. İşin akrobasiden ibaret olduğunu kabullenince bunu “free run” kavramı ile birleştirmek istedim ve “Acrorun” ismi ortaya çıkmış oldu.

Parkur sporunda sizi en çok zorlayan şeyler neler?

Çalışmayı çok sevmeseniz de binlerce kez tekrarlanması gereken temel teknik detaylar. Mesela “roll” yani yuvarlanmayı yeni başlayanlar fazla önemsemez ancak hareketin temiz olması için binlerce kez yapman lazım. İşin “cilala parlat” kısmı yani biraz!

Parkur yaparken ciddi bir sakatlık yaşadınız mı?

Bu sporda hiç olmadı ama saçma şeyler denerken oldu! Kanguru bacakla sıçrarken bir arkadaş altımdan geçecekti fakat biraz geç hareket etti ve ayaklarımı yere biraz açık koymak zorunda kaldım. Orada sol ön çapraz bağlarımın yarısını yırttım. Sonra hiçbir şey olmamış gibi gittim arazide motokros yaparken düştüm ve bacağım motorun altında kalınca bağları koparttım. Performans yapamadığım için o dönemde dernek, yarışma, sosyal sorumluluk ve park projeleri gibi diğer alanlara ağırlık verdim. Böylece ulaşabildiğimiz insan sayısı biraz daha artmış oldu.

Ninja Warrior ve Wipeout yarışmaları sizin için nasıl tecrübelerdi?

Ninja Warrior’a kendime inanmayarak girdim ki zaten diğer yarışmacılarla aramda 13 civarı yaş farkı vardı. Ekibimizden Barış Erdoğan’la birlikte yarıştık. Aramızda kondisyonu en yüksek ve kuvvetli olan Barış’tı ve “O bile zor geçiyorsa ben hayatta yapamam” diyordum ama aslında bayağı başarılı bir şekilde yapabildiğimi gördüm. İşin sonunda kendi kondisyonumun farkında olmadığımı anladım. Beni motive edip, sahalara döndüren neden oldu diyebilirim o yarışma için.

Wipeout konsepti ise bambaşka, sportif başarıyı çok öne çıkartmadıkları için onu sevmiyordum mesela. Şimdi bakınca “Ne saçma işmiş” diyorum kendi kendime. Ben zaten fiziksel performansımdan emindim ancak yarışmayı kafamı kullanarak kazandım. Zemine gözünüzün önünde vazelin sürüyorlar, yani oraya gelince kayacağını bile bile çabalamak pek mantıklı değil. Çevreden daha hızlı gitmeme dair yönlendirmeler gelse de “Niye hızlı gideyim ki?” diyerek temkinli temkinli ilerledim ve kazandım.

Aynı zamanda reklam ve dizilerde de rol aldınız. Yapımcılar sizden nasıl haberdar oluyor? Bu tarz projelerde yer almaktan keyif alıyor musunuz?

Parkur bir şekilde zihinlerine girmişse veya çevrelerindeki kişiler onlara böyle bir spordan bahsetmişlerse ulaşabilecekleri tek adres biziz.

Aslında buralarda rol almak bizim yapmak isteyip fırsat bulamadığımız bir şey. Mesela Assassin’s Creed tarzı bir video çekmek için büyük bir prodüksiyon gerekir ancak ben bu sayede kendimi prodüksiyonun içinde buluyorum. Diriliş Ertuğrul dizisinde rol aldığım zaman POV açısı ile videolar çektim ancak anlaşma gereği bunu yayınlayamıyorum. İki sene daha geçsin o zaman patlatacağım!

Diriliş Ertuğrul’da bir meyve ile vurularak düşürülme sahneniz var! Normalde sizi bu kadar kolay yakalayamazlar herhalde?

Narla vurularak düşüyorum. Indiana Jones’ta da bir kılıç ustası müthiş bir gösteri yapıyor ama çıkartıp silahla vuruyorlar adamı. Ha kurşun ha nar!

Yaptıklarınıza bakınca parkuru tanıtmak için çok çabaladığınızı görebiliyoruz. Peki, Türkiye’yle kıyaslarsak dünyada durum nasıl?

Türkiye’de bunu tanıtmak için epey çaba harcanıyor. Dünyada ise “Parkuru tanıtalım, daha çok insana ulaşalım” diye çabalamaya gerek yok çünkü pek çok kişi parkura zaten kendiliğinden dahil oluyor. Harcanan çabaya göre ilgi az ama gün geçtikçe artıyor. Derneği kurduğumuz zamanlar siteye kayıtlı 1000 üyemiz olmuştu. Üyeler harita üzerinde birbirlerini görebiliyor ve iletişime geçebiliyorlardı. Dernek kapandığı halde bu arayüz değerlensin diye siteyi hala kapatmadık.

Türkiye Parkur Derneği olarak nasıl faaliyetler gerçekleştirdiniz? Kapatma nedeniniz neydi?

Dernek bir sene faaliyet gösterdi. Bir Türkiye Şampiyonası düzenledik ama daha sonra evrak işleri bizi aştı. Bunun için ayrı bir ekip kurmak gerekiyordu ama öyle bir ekip yoktu kimse de vakit ayırmak istemiyordu. Ona harcayacağımız enerji ve zamanı, ayakta kalabilme adına, kurumsallaşmada kullandık ve Acro Academy'i kurduk.

Bir parkur parkı kurma düşünceniz de var. Türkiye’de şu an böyle bir park var mı? Belediyeler size bu konuda destek olabilir mi? 

Türkiye’de böyle bir park yok, ileride olması kaçınılmaz ama dediğim gibi bunun için hala biraz erken. Ben paten kaymayı yaklaşık 10 sene önce bıraktım ama skatepark’lar yeni yeni yapılmaya başlandı. Bunu göz önünde bulundurursak parkur parkı için henüz biraz erken.

Daha önce proje sunduğumuz belediyeler var ancak en mantıklısı onlardan yer isteyip bizim kendi parkımızı yapmamız.

Acro Academy’i kurarken amaçladığınız şey neydi?

Amacımız kendimiz için doğal yaşam ortamı oluşturmaktı. Acro Academy ticari bir girişim değildi. “Kendi giderlerini çıkartsın yeter” diye düşünüyorduk ancak sonra talep olduğunu gördük ve daha büyük bir yere geçelim dedik. Şimdi de buradayız!

Parkur öğrenmesi zor bir spor mu?

Sokakta tabii ki zor ancak buradaki imkanlarla değil. Stüdyomuzdaki birçok şey yumuşak olduğu için düştüğünüzde zarar görme ihtimaliniz yok. Genelde insanların hareketleri yapamıyor olmalarının en büyük sebebi düştüklerinde ne olacağını bilmemeleri. O algıyı kırarsanız geriye bir şey kalmıyor ve uygun basamaklamayla bu işi herkes öğrenebiliyor.

Öğrencileriniz arasında geleceğinin çok parlak olduğunu düşündükleriniz var mı?

Tabii ki var. En son düzenlenen Türkiye Şampiyonası’nda finale kalan bu isimleri izleyebilirsiniz:

Bir gününüzün çoğu parkurla mı geçiyor?

Evden işe parkur yaparak gelmiyorum tabii (gülüyor). Ancak dersler ve akademi işlerinden başka şeylere fazla vakit ayıramıyorum. Hatta sırf bu yüzden artık pazartesi ve salı günleri tatil yapıyoruz. Eskiden bayram, tatil demeden 365 gün çalışıyorduk...

Sponsorluk anlaşmanız olan bir marka var mı?

Resmi sponsorumuz CAT ve birçok hamlemizi onların desteğiyle yapıyoruz. Zaman zaman Red Bull’la da çalışmalarımız oluyor.

Sizin parkur haricinde uğraştığınız sporlar var mı?

Ekstrem sporların hepsine ilgim var ancak bunlardan en yenisi “slackline” oldu. Bunun haricinde “acroyoga” da yapıyorum.

Parkura ilgi duyan fakat henüz başlamak için fırsat bulamamış olanlara bu sporu neden önerirsiniz? Sizce neden başlamalılar?

Parkurda günlük hayatınızda da kullanabileceğiniz hareketler bütününü öğreniyorsunuz. Futbol veya herhangi bir sporu günlük yaşantınıza yansıtmanız çok mümkün değil.

Parkura dair yaşadığınız ilginç bir anıyı anlatabilir misiniz?

En ilginç olan hiç beklemeyeceğim insanların kapımı çalıp geliyor olması. Bir de Cyril Raffaelli’in anlattığı bir hikaye. Bu kültürü çoğu kişi Yamakasi ile öğrendi ancak o filmin hepsi yalanmış! Yamakasi’deki bütün oyuncuların dublörlüğünü Cyril yapmış. Yani tek bir kişi sırayla tüm oyuncuların kıyafetlerini giyerek atlıyormuş.

İlerisi için nasıl planlarınız var?

Fazla ileriye dönük planlar yapmıyoruz. Amacımız her şehirde bir Acrorun merkezi olması ancak bu hareket için ciddi yatırımlar gerekiyor. Bir de ilerleyen dönemlerde ülkemizi yurt dışındaki etkinliklerde temsil etmek istiyoruz.

Parkur ile ilgili olarak kurduğunuz en büyük hayal nedir?

En ütopik hayalım bir gün herkesin parkur yaptığını görmek.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Hareket edebiliyorken edelim. Yarın çok geç olabilir!