Mobilemenu
Profile

Ultra Maratoncuların Çevreden Sıkça Aldıkları Tepkiler

1- “Kaç para veriyorlar? Ödül yoksa ne işin var? Bir de üzerine para mı ödüyorsun?!?”

Yarışlar hakkında konuşurken en çok karşılaşılan soruların başında bu gelir. Para ödülünü bırakın, yarış sonunda çoğunlukla hiç ödül olmaz. Madalya ve kupa, duyana az gelir. Hatta yerel halktan bazı kişilerin çıkıp: “Madalya ve kupa ne ki? Pazarda ben de yaptırırım” dediği görülmüştür! Tüm bunların üstüne yarışa katılmak için organizasyona para verdiğinizi duydukları zaman ise bunu “akıl yoksunluğu” gibi nedenlere bağlarlar…

2- “Hem sırtında çanta ile koşuyor hem de eşyalarını mı taşıyorsun?”

Tek günlük veya haftalık etaplı ultra maratonlarda organizasyon tarafından belirlenen zorunlu malzemeleri (yiyecek, giysi, termal battaniye, sıvı vs.) taşımak için bel ya da sırt çantası kullanmalısınız. Çoğu kişi kısa mesafe ve maraton koşularına aşina olduğu için uzun mesafelerde artan ihtiyaçlar için çanta taşınacağı akıllarına gelmez.

3- “İnsan o kadar mesafeyi arabayla giderken bile yorulur, siz nasıl koşuyorsunuz?”

Koşucuların bir köy kahvesi ya da bir dükkan ziyaretinde, gideceği yer hakkında konuşurken sıkça duyduğu sözlerden. En iyisi muhabbeti fazla uzatmadan teşekkür ederek ve terinizi soğutmadan mekandan ayrılmak.

4- “O kadar koşunun üstüne yemeğini de sen hazırlıyorsun, öyle mi?”

Haftalık koşulan ultra maratonlarda sporcular, sırt çantalarında o hafta tüketecekleri yiyecekleri taşır ve organizasyondan verilen sıcak su ile yemeklerini hazırlar. Ultra maratona uzak kimseler bu durumu da şaşkınlıkla karşılar ancak sınırları zorlamak üzerine düzenlenen bu yarışların, etap aralarında sporcuları sınırsız açık büfe seçeneği bekliyor olsaydı daha garip kaçardı!

5- “O üzerinizdeki oksijen hortumu mu?”

Ultra maratonlarda ve uzun antrenman koşularında sırt çantanızda bulunan sıvı alım torbasından (bladder) su içmek için bir hortuma ihtiyacınız var. Bazı durumlarda bu hortum yanlış anlaşılmalara mahal verebiliyor. İznik’teki ultra maraton sırasında halktan biri, bu hortumu görüp “O üzerindeki ne, oksijen hortumu mu? ” diye sormuştu!

6- “Ben de askerde teçhizatlı olarak hiç durmadan 5 kilometre koşmuştum.”

Askerlik anıları! Erkek bireylerden sıkça duyarız (yoksa maruz kalırız mı demeliydik!). Kimisi belki de hayatının son koşu anısı olan 5 kilometre mesafeyi ne kadar sürede koştuğu ile ilgili türlü “efsanevi” hikayeyi ballandıra ballandıra anlatır. Tabii sohbet sonunda “Aslında şimdi de Bolt gibi koşarım” iddiasını eklemeden edemezler…

7- “İşiniz yok tabii, koşun bakalım”

Antrenmana yeni çıkmışsınız, motivasyonunuz tam, koşarak deşarj olmaya hazırlanmışsınız fakat o da ne! Semt sakinlerinden her daim koşucuları gözüne kestiren bir teyze: “İşiniz yok, koşun bakalım” diye seslenir. Bir keresinde aynı tip teyze haykırışına maruz kalmış ve “Bu işte çok para var, o yüzden koşuyoruz teyzecim” demiştim!

8- “Sen böyle koşuyorsan Survivor’ a katılsana.”

Bazıları her koşucunun mutlaka bu yarışmaya katılması gerektiğini düşünür. Kabul, yarışlarda zorlu dağlara tırmanıp iniyor, ateşimizi yakıyor, su ve elektriğin olmadığı doğal ortamlarda bulunuyoruz ancak bunları yapıyor olmamız bu tarzda programlara çıkacağımız anlamına gelmiyor. Doğada yapılan sporlar sizlere sınırlarınızı, gözlerden uzakta da olsa, yaşamanız ve kendinizi tanımanız konusunda katkıda bulunurlar. Ve unutmayın bu yaptıklarınız gösteri değil!