Mobilemenu
Profile

Ultramaraton Efsanesi: Yiannis Kouros

İlk ultramaratonunuzu bitirdikten sonra neler hissetmiştiniz?

İlk etapta bir tanımlama yapmak isterim: İçinde bulunduğum spor dalı olan ultramaraton bir maratondan (42.2 km) daha uzun koşmakla değil “fitness” seviyenizden öteye koşmakla ilgili. Yani ultramaratonun mesafe ile bir ilgisi yok: Bir kişi 1000 kilometreyi eğlence için koşabilir ancak bu yavaş yavaş, kendini sıkmadan koşma tutumu ultraya aykırıdır. Başka biri aynı mesafeyi yürüyerek daha kısa bir sürede katedebiliyorsa koşan kişi ultramaratoncu olduğunu iddia edebilir mi? Yaptığı şey henüz bir “koşucu” olduğunu kanıtlamak için bile yeterli değil. Yani metafiziksel olarak koşmak; süreyle veya mesafeyle değil performansla kanıtlanabilir. Ayrıca bu tür performanslar resmi, bu işin usülünü bilen kişiler tarafından organize edilmiş ve uluslararası kuralların uygulandığı etkinliklerde gösterilmeli. “What Is Ultra-Running?” isimli makalemde ultramaratonun gerçek tanımını daha detaylı bir şekilde bulabilirsiniz.    

İlk ultra etkinliğimin kestiremediğim tarafı tempomu ne kadar hızlı ayarlayacağım değil hızımı ne kadar süre koruyabileceğimdi. Bilinmeyeni araştırmak konusunda kendimi iyi ve güvenli hissediyordum. Tabii ki kendimi önceki koşu tecrübelerimin ve fitness seviyemin çok ötesine zorladım ancak bunları metodik olarak hazırladığım plana göre yaptım. İşin zor yanı vücudumun nasıl hissedeceğini ve tepki vereceğini bilmediğim halde bu plana sadık kalmaya çalışmaktı. Ancak sanırım ultramaratonun fark yaratan tarafı da ruhumu aktif ve canlı tutmanın alışılagelmişin dışında bir yolu olması.

Başarılarınızda hangisinin etkisi daha büyük: Yetenek, antrenman, mental kuvvet? Rekorlarınızın hala kırılmamasının sebebi nedir? “Özel biri” olduğunuzu düşünüyor musunuz?

“Özel biri” olduğumu düşünmüyorum. Ultramaratona karşı yaklaşımımın, felsefemin ve yarış prosedürlerimin özel olduğunu düşünüyorum. Sanırım bunun sırrı benim içsel duyarlılığımda gizli. Koşu kariyerim boyunca fiziksel mirasın uzun süreli etkinlikler sırasında çok da önemli olmadığını gördüm. Çocukluğunuzdan itibaren gelişen (tabii eğer o zamanlarda çok zorlu durumlar içinde bulunmuşsanız) mental dayanıklılık özelliği ise kritik öneme sahip. Antrenman, beslenme, teorik bilgilerin haricinde farkı bu tip karakteristik özelliklerin yarattığını düşünüyorum. Özel bir ruhun ortaya çıkması için beklenmedik olaylar meydana gelmeli. Fiziksel özellikler sakatlıklardan kaçınmak gibi konularda küçük katkılar yapabilir ancak gerçek bir ultra- etkinliğinde rüyanızı gerçekleştirmek ve mükemmel performansa ulaşmak için daha farklı şeylere ihtiyaç var.

Rekorlarınızı kırmayı hayal eden atletlere neler söylersiniz? 24 Saat Yarışı’nda dünya rekorunu kırdıktan sonra “Bu yarışı bir daha koşmayacağım. Bu yüzden rekor yüzyıllarca kırılamayacak” demiştiniz. Hala aynı şekilde mi düşünüyorsunuz?

Yaptıklarım ve başardıklarım sadece fiziksel yeterliliğimin bir sonucu değildi. Düşünce şeklim ve mizacım beni bu noktalara getirdi. Özellikle Adelaide’de 303.5 kilometre koştuğum zaman! Üniversitem, asıl hedefim olan 24 Saat Yarışı’ndan birkaç gün önce 10 kilometrelik bir yarışa katılmamı teklif etmişti. O zamanlar 41 yaşındaydım ve benden çok daha hızlı ve genç atletlere karşı mücadele ettim. Böyle bir yarıştan çıkmak beni fena halde yormuştu. Üstelik 24 Saat Yarışı’nın gece saatlerinde ışık yoktu ve kullanılan meşaleler ciğer kapasitemi alt üst etti. Yarış zemini sizi her geçişinizde sakatlayabilecek birçok kirli su birikintisi barındırıyordu. Bütün bunları göz önüne alırsak performansım çok daha yüksek olabilirdi. Ancak eforum, içsel inancım ve kendime olan güvenimle 24 saat içinde katedilmesi zor bir mesafe koşmayı başardım ve bu da bana bahsettiğiniz cümleyi sarf etmek için ilham verdi. Tabii 2000 yılından önce koştuğumu ve o zamanlarda sahip olduğum koşu ekipmanlarının yetersiz ve teknolojik olarak gelişmemiş olduğunu da göz ardı etmeyin. Bu rekorun fiziksel yeterlilikle ve benim zamanında sahip olduğum şartlarla kırılamayacağını düşünüyorum…

Ultramaratonlar size yaşama dair neler öğretti?

Ultralara olan ilgim bana hayatla ilgili pek çok şey öğretti. Koyduğumuz bariyer ve limitlerin; gerekli donanımlara, sabra ve deneme tutkusuna sahip olduğumuzda aşılabileceğini gördüm. Ayrıca ultramaratonlar bana gerçekçi olmayı öğretti. Yarışta ne derece almış olursanız olun, bir gün sonra aslında hiçbir şey başarmamış olduğunuzu hissediyorsunuz ve bu da sizi tekrar sıfırdan başlamaya itiyor. Ayrıca ultralar bana hayatın sabit bir çizgide ilerlemediğini, en ilginç anların ve en yüksek erdemlerin varlığınızın en zorlu anlarında ortaya çıktığını gösterdi.

Özellikle sizin için zor bir soru olacaktır ancak geriye dönüp baktığınızda sizi en çok gururlandıran başarılarınız hangileri?

Bu sporun sizi gururlandırdığını düşünmüyorum. Eforlarınız sizi alçakgönüllü yapar, sizin ya tatmin duygusu yaşamanızı sağlar ya da birçok durumda farklı nedenlerden ötürü hayal kırıklığı hissedersiniz. Koşu kariyerimin öneminin 1888 yılından beri kırılamamış 16 dünya rekorunu kırmak olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca tarihte 1000 mili (1609 kilometre) 11 günün altında koşan ilk kişiyim (10 gün 10 saat 30 dakika). Bunun ötesinde gece gündüz koşmaktan tükenmiş haldeyken bana alışılmışın dışında bir mutluluk veren bir an var. Her nasıl olduysa kendimi yukarıdan, vücudumun arkasından görmüştüm ve bu hayatımda ilk kez başıma gelen bir şeydi. O an sanki varlığımın biri ölü, biri canlı olmak üzere iki bölümünün olduğunu görmüştüm.

Yaşadığım güzel anlara gelirsek: ABD’ye göç ederek New York’ta otobüs şoförlüğü yapan Türk koşucu Cahit Yeter ile olan hikayem unutulmaz! 1984 yılında ilk kez katıldığım 6 Gün Yarışı’nda mücadele eden 32 yarışmacıdan biriydi. Benden daha yaşlıydı; 100 Mil, 24 Saat ve Çoklu-Gün Yarışları’na benden daha çok katıldığı için iyi tecrübeleri vardı. Yarışa başlayalı 2-3 gün olmuştu ve birileri ona benim dinlenme saatlerinde uyumakta güçlük çektiğimi söylemişti. Bana pistin yanına koşucuların dinlenmesi için konulan aparatta kendi geçireceği zamanı teklif etmişti. Onun iyi kalbine ve mükemmel atletik ruhuna daha sonra birçok kez şahit oldum.

Birkaç ay sonra New York’taki 24 Saat Yarışı’nda 11 saat 51 dakikalık 100 mil (160 kilometre) dünya rekorunu kırmaya çalışıyordum. Yarışın ilk 11 saatini biraz geçmiştik ve Cahit koşmayı bırakarak, bisikletle yanımdan gelmeye başladı. Beni bilgilendirmeye ve Yunanca kelimelerle motive etmeye çalışıyordu: “Haydi Yiannis! 11, 5, 1! Devam et! Bundan daha iyisini yapabilirsin!” 100 mil rekorunu 5 dakika farkla kırana kadar bunu yapmaya devam etti! Tabii aynı yarışta 3 dünya rekoru daha (12 Saat, 200K ve 24 Saat) kırmak için devam etmek zorundaydım. 12 saatlik rekoru kıracağımdan da emin olduktan sonra kendi koşusuna geri döndü. Yaptıklarından fazlasıyla etkilenerek, birkaç hafta sonra Cahit’e atadığım bir şiir yazdım. “Yüzyılın 6 Günlük Koşusu” kitabımda Cahit’le olan fotoğrafıma ve bu şiire yer verdim. Cahit’in bu hikayesi ve diğer güzel insanlarla yaşadıklarım benim hafızamda sonsuza kadar yaşayacak.

Bugün en iyi zamanlarınızda olsaydınız rekor kırmak sizin için çok daha kolay olurdu sanırım değil mi? Son yıllarda ultramaratonda yaşanan değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki günümüz koşullarında bu rekorları kırmak daha kolay olurdu. Dünya rekorlarını kırdığım pistlerin zeminlerinde bol bol iniş çıkış vardı. O kadar sert ve kısa dönüşler yapıyorduk ki sakatlanmamak için yavaşlasanız da ayaklarınızın su toplamasından kaçamazdınız. Günümüzde teknoloji sayesinde gelişen ekipmanların aksine o zamanlarda performansınızı etkileyen birçok faktör şimdikinden çok kötü durumdaydı.

Ultramaraton ortamında 80’li yıllar ve şu anki durum arasında o kadar fark var ki! O zamanlarda az ama gerçek ultra koşucuları vardı. Sporun taleplerine ve karakteristiğine tamamen uygunlardı. Şimdilerde kendilerini fazla sıkmayan koşucular çoğunlukta. Bu ultra-koşunun tam tersi bir bakış açısı. Eğlence için koşuyorlar ancak eğlence için kısa mesafeler koşulur. Diğer türlü bu yaptıkları bir çeşit parodi halini alır. Kendilerini yeterince tanımadıkları ve kabullenmek istemedikleri için kendilerini aslında ait olmadıkları bir yere getiriyorlar. Aslında onlar başka bir psikolojiye, bir eğlenceye ait. Bunu bir aktivite olarak yapmalarında sakınca yok ancak yaptıkları şey gerçek anlamda spor değil.

Yarış sırasında başınıza gelen en garip olay neydi?

Yaşadığım gerçekten çok şey var ancak bunlardan en garibi 1994 yılında başıma gelen bir olaydı. Tazmanya’da 7 gün sürecek olan yarışın 5’inci günündeydik. Kış aylarıydı ve kar yağıyordu. Bir anda kalbimin atmadığını fark ederek şok geçirdim! Koşmayı bıraktım, kalın bir şeyler giydim, vücudum donuyordu ancak kalbimin attığını hissedemiyor ve kesinlikle koşamıyordum. Daha sonra kendimde devam etme isteğini bularak o etabı yürüyerek bitirdim. Hobart’a uçmadan günler önce Girit’te 40 derece sıcaklıkta 12 günlük bir yarışa katılmıştım ancak Tazmanya’da sıcaklık 0 derecenin de altındaydı. Üstelik bu iki yarıştan önce, 3 yıl boyunca hiçbir yarışa katılmamıştım!

Davranış olarak başıma gelen en garip şey ise: İsveç’teki 6 Gün Yarışı sırasında anti-atletik bir taktik izleyen bir yarışmacı yüzünden iki baldırıma da kramp girmesiydi. Bu kişi beni rahatsız ediyor, yolumu kesiyor ve tempomu bozuyordu. Bu da bacaklarımdaki zorlanmalara neden oldu. Yarışın devamında 5 gün 18 saat boyunca yürümek zorunda kaldım. Böyle bir acıyı kimsenin yaşamasını istemem. Yarışı önde götürmenin getirdiği baskıyla ve bacaklarımı kullanmadan hayatta kalmak için verdiğim mücadele çok zorluydu. Üstelik yaşadığım sakatlık bazı yarışmacıların hoşuna gitmiş ve onlara enerji vermişti. Beni acı çekerken görmek ve koşamadığımı izlemek bazılarını mutlu etmişti. En ironik kısım ise Kuzey Avrupa’dan gelen bu yarışçıların 2005 yılında Avustralya’daki rekor denemem sırasında beni desteklemeleriydi! Aynı insanlar İsveç’teki yarışta moralimi bozmaktan, sinsice planlarla komplo kurmaktan gayet memnun gözüküyorlardı. O yarıştan öylesine hasarlı çıkmıştım ki geri dönebilmem yıllarımı aldı. Böyle sportmenlik dışı tutum takınan insanların koşucu olduklarına inanamıyorum!

Bugünlerde neler yapıyorsunuz? Yarışlara katılıyor musunuz?

Mental ve fiziksel aktivitelerle meşgul olmanın önemini çok küçük yaşlarda öğrenmiş biriyim. Bu yüzden hobilerimden ve bana ilginç gelen şeylerden uzun süre uzak kalmamaya çalışıyorum. Bugünlerde Avrupa’nın ve özelikle ülkemin içinde bulunduğu durum bana koşmak için ihtiyacım olan ilhamı veremiyor. Ayrıca bazılarının bir şekilde hile yapmanın yolunu bulması ve buna şahit olan kişilerin sessiz kalması beni hayal kırıklığına uğratıyor! Bu kişilerin ultramaratona ait olmadıklarını anlamaları gerekiyor. Onlar sadece kendilerini gülünç duruma düşürüyor ve koşunun “fair-play” felsefesini kirletiyor. Yarışlardan uzak durmamın ana nedeni bu durum. Tabii ki vücudumu sağlıklı tutmak için koşuyorum ancak keyif için koşan veya bu tür usulsüzlüklerin yaşandığı gruplarla değil. Daha önce herhangi bir hile olayına sahne olmamış ve bu tür olaylara karşı tavır alan ciddi organizasyonlar olursa, hazırlık yaparak kendi iç dünyamı yansıtan şeyler yapmayı deneyeceğim.

Bunun haricinde şarkı yazmaya, resim yapmaya, yeni kitap yazmaya vakit ayırmak istiyorum ancak ekonomik durumlar sebebiyle bu hedefleri tamamlamak zorlaşıyor. Ana felsefem: Yaptığım şeylerin kendi prensiplerime uygun olması.

Atletik ve ruhsal çalışmalarım hayatımda takip ettiğim çizgiyi belirliyor. Ayrıca kişileri lekeleyen, sahte, çürümüş ve kolaya kaçan yaklaşımlara karşı olan tavrım da öyle. Benim mücadeleci ruhum yaşamın sürekli bir çaba gerektirdiğini ve bunları aşmak için gayret göstermek gerektiğini vurguluyor.

Kouros Gerçekleri

- 1983 yılındaki ilk Spartathlon yarışına katılan Kouros, burada en yakın rakibine 3 saat fark atarak birinci olur. Hakemler yarışmacıların bitiş çizgisine o kadar erken ulaşamayacaklarını düşünerek uykuya dalmışlardır fakat onları uyandıran yine Yiannis Kouros olur!

- Yarıştan sonra Avrupalı bir gazeteci Kouros'un hile yaptığını ve yarış sırasında Yunan koşucunun motora bindiğinin görüldüğünü iddia eder ancak daha sonra bu haberin yalandan ibaret olduğu ortaya çıkar.

- Toplamda 4 kez katıldığı Spartathlon'da son 34 yılın en iyi dört zamanında onun imzası bulunuyor.

-  Sydney - Melbourne yarışında organizatörler heyecan seviyesini artırmak için diğer yarışmacılara 12 saatlik avans vermiş ancak kazanan yine Kouros olmuş!