Mobilemenu
Profile

Vizesiz Maceralar Diyarı: Japonya

Trekking & Hiking

Japonya’da yürümek istiyorsanız emin olun çok farklı deneyimler yaşayacaksınız. Örneğin Shikoku Henro’da bulunan 88 tapınağı ziyaret ederek bir nevi hacı olanlara özenip, yaklaşık 1000 kilometrelik yolu adımlayabilirsiniz. Bazıları bunu bir aydan kısa sürede yapabiliyor. İsterseniz tapınakların birkaçını rotanıza alır, isterseniz bazılarının arasında araçla hareket edip işi hızlandırabilirsiniz. Öyle ya da böyle bu rotada yürürseniz fiziksel ve ruhsal olarak harika bir yolculuk yaşayacağınıza emin olabilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Kumano Kodo da benzer bir ruhani yürüyüş deneyimi vadediyor. 8’inci yüzyıldan bu yana kullanılan, 67 aşamaya bölünen ve 533 kilometre boyunca devam eden Nakasendo Trail’i de unutmayın.

Daha sportif bir yürüyüş isteyenler içinse Fuji Dağı kapı gibi duruyor! Tokyo’nun güneyindeki 3 bin 777 metrelik dev, aslında yürüyüşçüler için pek kolay bir yer değil. Zaten burayı sadece Temmuz ve Eylül ayları arasında adımlayabiliyorsunuz. En iyisi toz ve kar kaplı bu volkanik canavarda tek günlük bir aktivite planlamak. Bünyesinde Yarigatake ve Hotakadake gibi ciddi tırmanış içeren rotalar bulunduran, Kamikochi Vadisi’ni de içine alan Japon Alpleri de trekking ve hiking meraklıları için heyecan verici. Güney Japonya’nın en yüksek noktası Miyanoura-dake’yi içine alan Yakushima da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan bir ada. Dağ 1935 metre; aslen ortalama 1800 metrelik 6 zirvenin bulunduğu bir rota söz konusu. Rota alabildiğine zorlu olduğundan, maceraseverlerin yürüyüş öncesi bir form doldurup yetkilileri haberdar etmesi gerekiyor. Bu sayede birçok kazazedenin hayatı kurtarıldı.

Kanyoning

Dağlık ve volkanik arazisiyle Japonya, kanyoning yapmaya imkan veriyor. En verimli bölgeler Okutama ve Minakami. Okutama’da yarım ve tam günlük kanyon geçişleri yapılıyor. Üstelik farklı rotalar kullanarak bambaşka deneyimler yaşamak da mümkün. Örneğin Okutama Adventure Course’u tercih ederseniz güzergahın yüzde 40’ında iple haşır neşir olacaksanız, yüzde 30’unda küçük kayışlar yapacaksınız, yüzde 20’sinde yürüyeceksiniz, yüzde 10’unda atlayıp zıplayacaksınız!  Okutama’nın geçiş mevsimi Nisan ayından Ekim ayına kadar. Haziran – Eylül ayları arasında girilen Deer Canyon ise biraz daha zorlu. Yüzde 50 ip, yüzde 30 kayma, yüzde 15 atlama isteyen Deer Canyon’da yüzde 5’lik dilimdeyse yüzmek zorundasınız! Tokyo’ya iki saatlik araba yolculuğu mesafesindeki Minakami kanyonlar açısından oldukça bereketli. Tone Nehri boyunca ilerlenen rotada 20 metreden dökülen şelalelerin bulunduğu Fox Kanyonu ve üst düzey teknik beceri isteyen Willow Kanyonu bulunuyor. Fox için uygun zamanlar Haziran, Temmuz ve Eylül olarak belirlenirken, Willow’a sadece Eylül ayında girilmesi öneriliyor.

Rafting

Minakami ve Okutama bölgesindeki Tone Nehri ve Tanigawa Dağı rafting meraklılarına aradıkları heyecanı sunuyor. Özellikle ilkbaharda eriyen kar sularıyla seviyesi ve debisi artan Tone Nehri farklı seviyelerde rafting yapılmasını mümkün kılıyor. Nisandan Hazirana kadar olan dönem raftingin yoğun sezonu. Temmuz-Ekim dönemiyse biraz daha kürek çekmeyi gerektirirken, yüzme fırsatları yaratması açısından avantajlı. Ama Japonya’ya gidip gerçekten sağlam bir rafting deneyimi yaşıyorsanız gidebileceğiniz bir başka bölge daha var: Shikoku’daki Yoshino Nehri damarlarınızda saklı olan adrenalini fazlasıyla su üstüne çıkartacak seviyede. Yoshino Nehri, farklı karakterli suları da bünyesinde barındırıyor. Örneğin Koboke bölümünde ailelerin bile rahatça rafting yapabileceği nispeten daha sakin sular var.

Dalış

Japonlar, sualtı yaşamı bakımından zengin olan denizlerini “Doğu’nun Galapagos’u” olarak tanıtıyor; neyle karşı karşıya olduğunuzu buradan daha iyi anlayabilirsiniz! Japonya, binlerce adadan oluşan, on binlerce kilometre sahile sahip bir takımada. Yaklaşık 34 bin kilometre kumsaldan söz ediyoruz! Bu kadar uzun bir sahil şeridi olunca dalış için hem başlangıç seviyesindekiler, hem de ustalar (mesela çekiç köpekbalıklarıyla yüzmeyi sevenler) için her türlü imkan var. Üstelik bu büyülü dünyayı tanıyan çok yok. Herkes Kızıldeniz, Şeyseller, Avustralya Büyük Resifi peşinde koşarken Japonya’ya gelenler ilk olarak İzu Yarımadası’yla tanışıyor. Ama çok daha fazlası var. Örneğin Okinawa Takımadaları bu coğrafyanın en nadide parçalarından. Buradaki Ishigaki, subtropikal iklimi, bembeyaz kumsalları ve mercan resifleriyle göz alıcı. Kristal sularıyla ünlü Zamami’de kambur balinaları görmek bile mümkün. Akajima’daki mercan resifleri ise 248 türe ev sahipliği yapıyor. Burada mantalar, deniz kaplumbağaları, çekiç köpekbalıklarından bol bol bulabilirsiniz. Sualtı kalıntılarıyla meşhur Yonaguni ile sadece cesur dalgıçlara hitap eden, 2. Dünya Savaşı batıklarını barındıran Ogasawara Adaları da Japonya’nın dalış tutkunlarına vadettiği yerler arasında.

Kayak

Denizin ortasındaki Japonya’nın volkanik ve dağlık yapısı kayak ve snowboard meraklılarına da aradıklarını bulma imkanı sağlıyor. Gözlerinizi kapatıp belgesel kanallarında gördüğünüz “Vahşi Japonya” temalı belgeselleri hatırlayın. İlk aklınıza gelen her tarafları kardan bembeyaz olmasına rağmen sıcacık sudan çıkmayan maymun görüntüsü oldu değil mi? İşte Japonya’da o bembeyaz kardan ve sıcacık ılıcalardan bol miktarda bulunuyor. Kuzey Japonya’da Hokkaido ve Tohoku’nun başı çektiği kayak merkezlerinde, Japon Denizi kıyısındaki Niigata ve Nagano’da da bu tip ılıcalardan fazlasıyla bulabilirsiniz. Elbette Fuji Dağı da kayma meraklıları için ideal bölgeler arasında. Tıpkı Bandai, Zao, Yeti, Yuzawa, Furano, Tamamu, Taine, Niseko, Rusutsu, Appi Kogen, Nozawa, Hakuba, Kusatsu, Shiga Kogen gibi…

Bisiklet

Doğaya (ton balıkları, balinalar ve yunuslar hariç!) ve insana son derece saygılı olan Japonlar, bu iki bileşenin ortak noktası bisiklet için de çok sayıda alternatif yaratmayı biliyor. Minakami’nin dik yamaçlarındaki dağ bisikleti parkurları bu sporu sevenler için biçilmiş kaftan. Yeni başlayacaklar veya ekipmanı yanında olmayanlar için bölgede çok sayıda kiralık bisiklet, kask, eldiven, diz koruyucu ve sigorta acentesi var! Günün sloganı belli: “Haydi, kirlenelim!” Bu kadar toza, toprağa gelemem diyorsanız veya yol bisikletinden şaşmıyorsanız Japonlar sizi de düşünüyor diyelim, rahatlayın. Hem de ne düşünmek! Seto İç Denizi’nin iki yakası Shikoku ve Honshu arasında altı küçük ada vardır. Shikoku’dan başlayarak Oshima, Hakatajima, Omishima, Ikuchijima, Innoshima ve Mukaishima diye sıralanan bu adaları mühendislik harikası bir otoyol birbirine bağlar. İşte bu otoyolda 70 kilometrelik, korumalı bir bisiklet yolu vardır. Yol bisikletçileri için adalar arasında, yer yer denizin üzerinde pedal çevirme fırsatı veren bir şaheser. Yolun her iki ucundaki terminallerden bisiklet kiralama, nefesi yetmeyenler için “yol yardım” imkanı da unutulmamış. İsteyenler yoldan çıkıp küçük adalarda farklı turlar da yapabilir. Japonlar yapmış, değerlendirmek size kalmış. 70 kilometreden gözü korkanlara ya da deniz üzerinde bisiklete binmek istemeyenlere de çiftlikler ve kırsal alanlarda rotalar var. Kibi Plain adlı 17 kilometrelik bir parkur Kurashiki ve Okayama tarım arazileri arasında, bazı tapınakları da içinde barındırıyor. Benzer bir turu da Takayama çevresinde yapabilirsiniz. Hida ilçesinin kırsal alanlarında yapılan toplam 22 kilometrelik turun vaatleri arasında; köyler, yerel tapınaklar, minka adı verilen geleneksel ahşap çiftlikler ve meyve bahçelerini ziyaret var. Keyifli bir tur olacağa benziyor!

Kayaking & Kano

Japonya vahşi hayatının tam içine girmeye hazır mısınız? Bunun için yapmanız gereken bir numaralı iş bir kayak ya da kano turuna katılmak ve Iriomote Adası’nın balta girmemiş ormanlarının içine dalmak. Yaeyama Adaları arasında bulunan Iriomote’nin yüzde 90’ı milli park statüsünde. Bölge yoğun orman ve mangrov bataklıklarıyla örülü. Hem spor hem ziyaret temasını güden bu turlar sayesinde bölgenin ilginç yaban hayatını görebilecek, Hiniai Nehri boyunca kürek çekecek, Pinaisara Şelalesi üzerinde heyecan dolu anlar yaşayacaksınız. Daha farklı bir temayla kürek çekmek için Hiroshima’dan yola çıkıp denizden Miyajima Adası’na gitmek, burada Itsukushima türbelerini görmek, gel-git heyecanı yaşamak, üç saat boyunca “dünyadaki” yaşamdan kopmak mümkün.