Mobilemenu
Profile

Yiğit Tekşen: İran’dan Çin’e Kendisinin Peşinde!

Bisikletinle; İran’dan başlayıp Çin’de sonlanan yaklaşık 4 aylık bir keşif yolculuğu gerçekleştirdin. Bize bu maceranı anlatır mısın?

Dostum Oliver ile bu konuyu ilk konuştuğumuzda kayıtlı olarak kışın oradan geçen fazla insan bulamadık. Hayallerimden biri Pamir bölgesini kışın yaşayabilmekti. O nedenle bir araştırmaya koyulduk. İran’da buluştuktan sonra Tahran’da birkaç gün oturup plan yapmaya başladık. Bir sorunumuz vardı: 2014 yılının sonunda kış, 2 ay erken gelmişti yani kar 2 ay erken düşmüştü. Koşulların zor olacağını biliyorduk ancak yine de geçişi tamamlayabileceğimiz bir kar kalınlığında orada olabilmek için önümüzdeki ülkeleri değerlendirdik. İkisine peş peşe gitmek istediğiniz takdirde Türkmenistan ve Özbekistan vize konusunda beklenenden uzun bir süre ihtiyacı doğuruyor. Bu nedenle o iki ülkeyi İran’ın doğusunda bulunan Meşhed’den Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’ye uçarak atladık. İran’da bu tip seyrek uçuşlar bulmak mümkün ancak işlemleri internet biletinden çok ajanslar üzerinden yapmanız gerekiyor.

Sonrasında Duşanbe’den yola çıkıp direk olarak güneye, Afganistan sınırına indik. 2 haftaya yakın bir süre sınırdan ilerledikten sonra Wakhan Vadisi’ne girdik ve tırmanış başladı. Sınırı oluşturan nehir ile birlikte başlayan tırmanış bizi Pamir Dağları’nın arasından geçen ve dünyanın en yüksek ikinci yolunu oluşturan geçitlere taşıdı. 4 bin metre üstü irtifada kuzeye doğru 10 günlük ilerleyişimizde önce bir tarafsız bölgeden geçtik daha sonra Kırgızistan’a ulaştık. Kırgızistan’da geçirdiğimiz yaklaşık bir aylık sürede başta Arslanbap olmak üzere muhteşem köylere gittik ve gezdik. 
Kırgızistan’dan Almatı’ya (Kazakistan) doğru yola çıktığımızda önümüzde yalnız 300 kilometrelik basit bir düzlük var zannediyorduk ancak muhteşem bir buz çölüyle karşılaştık ve gördüğümüz en sert kafadan rüzgarlardan birini orada yaşadık. Düzlükte saatte ortalama 4 kilometre hıza kadar düştüğümüz oldu.

Almatı’da bisikletleri bırakıp Tanrı Dağları’na ve Çin sınırına doğru trekking ve kayak yolculukları yaptık.

Sınıra kadar gitmişken hep görmek istediğim Kaşgar’a gitmeyi çok istesem de ailemdeki bir sağlık sorunu haberini alınca oradan uçakla dönüş yaptım.

Bisikletinle böylesine zorlu bir rotayı tamamlama kararını nasıl aldın? Karar verdikten sonra ailen ve arkadaşlarından gelen tepkiler ne oldu?

Bu rotayı da çocukluğumdan beri içimde saklı tutmuşumdur ve kendiliğinden gündemime oturmuş halde buldum. Yola çıkmadan önce “Belki de bu rotaya ihtiyacım olan gün bugün” dedim. Bu projenin en zorlu kısmı, bu rotayı (M41) kış şartlarında 3 ay boyunca devamlı çadırda kalarak, bisiklet ile geçmek oldu.

Nedene gelirsek: Dünya’nın orayı bu çetin koşullarla koruduğunu düşünürsek o şartlar altında oraya giriş yaptıktan sonra tüm zorluklarla mücadele ettiğim sırada şehir hayatı sonrası kendimle yeniden baş başa kalıp, özümü yeniden hatırlamak istedim. Bu sebeple kendimle yeniden tanışmak için yola çıktığımı ve bunu dünyamı büyüterek yaptığımı söyleyebilirim.

En yakın dostlarım ve yolda tanıştığım herkes endişelenmiş olsa da bu projede benden desteğini esirgemeyen hayal ortağım ve dostum Fasshane, ekipman kısmında The North Face sponsorum oldular. Onlara destekleri için sonsuz teşekkürler.

Karşı çıkanlarda ilk sırada ailem vardı. Tüm ailem doktor ve bu projede onlar için uygunsuz görünen sonsuz faktör vardı. Onlardan tek ricam kısa vadede olmasa da orta ve uzun vadede bu projeyi anlamlandırabilecekleri için sabırlı olmaları ve beklemeleri yönünde oldu. Zaten dünyanın en dayanıklı anne, baba ve kardeşini bu projeden önce başka projelerle belirli sabır testlerinden geçirmişliğim var (gülüyor).

Tam anlamıyla bir keşif yolculuğu: Hem kendini, hem doğayı hem de farklı kültür ve insanları! Bu yolda en çok  aklında kalan insanlar, renkler, tatlar, kokular, sesler, hisler ve düşünceler neler?

Öncelikli olarak ilk aklıma gelen önyargılarımın ne kadar yersiz olduğuydu. Bir turist bunu anlayamıyor ancak bir yolcu geçtiği coğrafyayı mümkün olduğunca o kültürün geçmişine ve o gününe, diline özen göstererek araştırarak gittiği için karşınızdaki ile iletişim kurduğunuzda önyargılarınızın ne kadar boş çıktığını görüyorsunuz.

Tabii ki temkinli olmaktan asla vazgeçmiyorsunuz, okuduğunuz ve gördüğünüz kültürlerde genellemeler yapabiliyorsunuz. Yine de her seferinde nerede olursa olsun başta çocuklar olmak üzere herkese en az bir şans vermeniz gerektiğini öğreniyorsunuz. Bu sizi hayattan daha çok beslenebilir hale getiriyor.

Çocuklar her köye yaklaşırken tam dolu ekipmandan taşan bisikletlerimizi görünce uzaklardan bağırırdı: “Hello, hello, hello” diye. Tek sorun tekrar tekrar “Hello” demelerine rağmen onları görememeniz olurdu çünkü oyun oynar saklanırlar. Sonrasında bir anda çıkıp yolunuzu keser ve size sorular sorar tanışmaya çalışırlar.

Pamir insanları denen bir kitle var bu bölgede yaşayan. Civar ülke ve bölgelerdeki herkes onları cesur veya dünyanın en mutlu dağ insanları olarak tarif eder.

Keza benim de o bölgede öğrendiğim şey nasıl mutlu bir insan olunabileceği oldu. Genetik ya da kültürel, çok fazla negatif veya melankolik eğilimimiz var. Bunlardan kolayca sıyrılıp anın değerini bilmek ve ona değer, mutluluk katmak bizim elimizde. Bunlar gibi birçok konuyu oranın insanında görmüş ve onlardan öğrenmişimdir.

Koku dendiğinde aklıma pek fazla bir şey gelmiyor ancak tat derseniz insanların o soğukla yemekler sayesinde baş ettiğini hatırlıyorum. Genel olarak yağ ağırlıklı beslenen Tacikler örneğin çaya da bir parmak tereyağı atıp ekmek banıyorlar! Emin olun soğuğa karşı muazzam işe yarıyor…

“Buraya kadarmış. Daha fazla yapamayacağım” dediğin anlar oldu mu?  Başına gelen en kötü olay neydi?

Kötü bir anı yaşamadık diyebilirim çünkü her zaman karmanın varlığına inandık ve sonrasında başımıza hep iyi/garip maceralar açıldı. Birkaç kez hipotermi ile yüzleşmek zorunda kaldım. O soğukta terlemek çok ciddi bir sorun. İçine sığınıp rahatça üstünüzü değiştiğiniz ve kuru kıyafet giydiğiniz bir çatı olmadığını hatırlayın! Yaptıklarımız oranın insanları için de inanılmaz gözüktüğü için bazen onlardan yardım istemek zorunda kaldık.

Yine de en ciddi acı ve ağrılarımın olduğu anlarda bile doğa, dünyada ben ve Oliver’dan başka kimseye göstermediği bazı sahneleri bize sunarak karşılığını verdi.

Her zaman en çetin koşulların aynı şekilde derin bir güzelliği ve gücü yansıttığına inanmışımdır. Bu beni koruyan bir inanç olmuştur…

Karşılaştığın zorlukların üstesinden nasıl geldin?

Bahsettiğim terleme olayı üzerine bir plan yapmanız gerekiyor. Terleyecekseniz diğer her şeyin nasıl kuru kalacağını planlamanız gerek. Bunun dışında yemek konusunda hesap yapıyor ve bir köye vardığınızda oradan erzak alıp yola devam ediyorsunuz. Lokal haritalar veya GPS çok hata vermese de o ülkeye ait olmayan haritalar, bazı köylerin yanlış yazılması veya artık orada olmaması gibi sürprizlerle erzak konusunda yaptığınız hesapları bozabiliyor.

İrtifa, 4 bin metre üstü dışında, zorlayıcı değildi. 4 bin metre ise 1-2 günlük efor sonrasında alışılabilir hale gelmeye başlıyor.

Köpekler ve vahşi hayvanlarla ilgili gözümüz her daim açık olarak devam ettik çünkü böyle bir risk var. Vahşi köpeklerle bir karşılaşma ve mücadele yaşadık ancak neyse ki ayı veya kurt gibi daha yırtıcı türlerle karşılaşmadık.

Soğuk ciddi bir sorun, size asla önden plan yaptırmıyor. Planlarınızı daima anlık olarak yapmanız ve işleme koymanız gerekiyor. Benim görüşüm bunun insana muhteşem bir eğitim verdiği yönünde.

Soğukla ilgili bir diğer konu ise ona alışmak. “Acı zayıflığın bedeni terk etmesidir” diye düşünüyorum. Bu sebeple soğuk bir noktadan sonra size üşümeyi öğrenerek devam etme şansı tanıyor. Zor ama imkansız değil.

Peki bu yolculuk sırasında seni en çok mutlu eden anı hangisi?

Her sabah muhteşem bir coğrafyaya uyandım ancak Afganistan sınırında ilk sabahımızda, çocukluğum boyunca bir canavar gibi anlatılan o ülkedeki çocukların çadırın karşısından bize el salladığını ve selam verdiğini görmek tarifsiz bir duyguydu. Saate bakmak yerine Samanyolu’nun dağların arasındaki izinden vakti tahmin etmeye çalışmak özlediğim bir şey. Arslanbap bence dünyadaki en ilginç köylerden biri. Oradaki mutluluğumu hiç unutmam.

Aynı zamanda yolda tanıştığım diğer yolcuları; onların yaş, tecrübe, ırk, din gibi şeyleri önemsemeden sadece dünyayı keşfetme arzusunu gördüğümde yolcu olmanın o güzel hissini tattım.

En keyifli anlardan biri de Oliver ile 4 bin 700 metrelik Ak-Baital zirve geçişindeki dansımızdır.

Brasstranauts – Slow Knots’u ilk kez deniz seviyesinde bu keşfi konuşurken dinlemiştik. Daha sonra binlerce metrelik tırmanış sonrası o an o şarkıyı açıp kutlama dansı yapmıştık. Büyük keyifti…

Keyif bu yolculukta çok önemli bir duyguydu. Bizden başka yolcularda saat endişesi, mesafe kaygısı veya oralardan en hızlı geçen olma isteği gibi birçok hırs gördük. Bizim kuralımız ise “Kimsenin yolculuğuna karışmayacak ve dengeleri bozmayacağız” şeklindeydi. Kusursuz çalışan bu yöntem sayesinde bir kez bile tartışmadık aksine bizim gibi keyfi ve merakları peşinde giden insanlar ve köylülerle tanışmaya başladık.

İş o zaman ilginçleşti. Zamanında köylerde dağcılık yapan ve malzemelerini kendi üreten insanlarla tanıştık, onlarla birlikte kayağa gitmeye çalıştık.

O günden beri teorim şu şekilde: Eğer dünyada herkesin en az bir ana ait keyfi varsa ve onun peşinden tutkularını da toplayıp giderse, dünya daha güzel bir yer olabilir.

Yol boyunca temel ihtiyaçlarını nasıl giderdin? Nerede uyudun, ne yedin, hatta nasıl yiyecek buldun çünkü muhakkak insan yaşamayan yerlerden geçmişsindir!

Bu tıpkı Ay’da 11 günlük bir seyahat yapmaya benziyordu çünkü sıfır canlı, sıfır sinyal ve -20 derecedeki soğuk.

Erzağımızı kendi üzerimizde taşıdık. Belli dağcılık protokollerine uygun besleniyor olsak da yiyecek konusunda bizi şaşırtan birçok etmen oldu. Örneğin bilinen bazı çikolata markaları her yerde, onların en lokal magazininde (orada bakkala verilen ad) bile mevcut!

Soğuktan iyi korunabilmek için bol ekmek ve yağ tüketiliyor. Tacikistan’ın makarnalarında bir glüten sorunu vardı. Pamirli teyzeler, sesinizi duyunca ellerinde bir tabak yemekle sizi karşılamak için yola çıkıyor. Diğer bir felsefemiz de: “Yaşlı bir kadının yaptığı yemeği ye ve asla pişman olma” oldu!

Yoldayken yanında bisiklet dışında neler vardı? “Keşke şunu da alsaydım” dediğin bir şey oldu mu?

Bisiklet dışındaki bagaj hacmimi neredeyse son 3 güne kadar bilemiyordum. “Keşke alsaymışım” dediğim bir şey olmadı çünkü işinize yarayacağını düşündüğünüz her şeyden yeni bir icat çıkarıveriyorsunuz!

Mesafe ve engeller kendi gücünüzle aşıldığı için ağırlık hesabını incelikle yapan bazı bisikletçiler geçtikleri sayfaları yırtıyorlar mesela! Ben anı ve hatıra almakta zorluk yaşadım. Bu konuda etkili bir yöntem: Şehir merkezlerine ulaştığınızda elinizdeki fazlalıkları yollamaktır. Oliver denedi ve gayet işe yaradı.

Rota boyunca: İran, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Çin’den geçtin. Hepsi için birkaç kelime söylemen gerekse bunlar ne olurdu?

İran: Merak, kadınlar

Afganistan: Cesaret, çocuklar

Tacikistan: %97’si dağ, %50’si 3 bin metre üzerinde

Kırgızistan: Ucuz ve çetin 

Kazakistan: Eğlence ve doğa 

Çin: Eksik ruh

Yolculuk sonunda kendin, doğa ve insanlar hakkında neler öğrendin? Yolculuk hayatına neler kattı, hayatından neler eksiltti?

Yolculukla ilgili olarak öğrendiğim şey bunun bir yaşının veya hesaplanabilir bir zamanının olmadığı. Bunu kaçmak için yapamayacağın, bu yolculuk hissinin başka bir tetiğinin olmaması gerektiği. Yolculuğun tamamen bireyin kendi seçimi ve isteği doğrultusunda olması gerektiği…

Aynı zamanda en az 8 yıl üniversite ve lise okuyoruz. Buna bir de hazırlık seneleri eklenirse yaklaşık 10 yıllık bir eğitim hayatı ortaya çıkıyor. Yurt dışındaki okullar size burada 10 yıl içinde vadedilenleri 3+3 yılda verebiliyor. Bu da hayatımızda yok olan 4 yıl yani 1460 gün demek. Bu şekilde düşününce ben 100 küsur günlük yolculuğumda kendime her gün neler kattığımı düşünüyorum da, bence okuldan daha hızlı ve başarılı bir süreydi.

Yurt dışında “gap year” mantığı çok yaygın. Gençler lise ve üniversite sonunda dünyalarını ve kendilerini keşfetmek için seyahat ediyorlar. Bu çok imrendiğim bir şey.

Kendimle ilgili kararım ise: 4-5 yıllık periyodlardan oluşan bir hayatım olduğunu düşünüyorum ve her 4-5 yılda bir kez bu tip kendime odaklanabildiğim bir yolculuk yapabilmek isterim…

Kendine bu yolu bitirebileceğin konusunda inanabiliyor muydun?

Kendime inancım tamdı çünkü tüm sorumluluğu üzerime almıştım. İnsanların kendilerini yeterince egzersiz edip, çalışmaları bence artık bir ihtiyaç. Bu tanışıklığı başkalarının gözlerinden değil birey olabilmek için kendi gözlerimizle görebilmeliyiz. Kimisi bunu resim, kimisi müzik, kimisi de doğayla mücadele halinde keşfediyor. Bu egzersiz bana daima sağlıklı tutmaya çalıştığım bir iç ses veriyor ve o sayede inancım bilincimle besleniyor, pes etmiyor.

Yolculuk öncesinde bir antrenman yaptın mı? Başka sporlarla da uğraşıyor musun? Yolculuğu bitirdikten sonra kaç kilo verdin?

Yolculuk kararını çok hızlı aldığım için bir antrenman fırsatım olmadı ancak İran’daki rotamızı antrenman niteliğinde seçtik ve Demavend Dağı’nın eteklerinde birkaç gün geçirdik. 20 yıldan uzun bir süredir kayak sporcusuyum ve pist dışına odaklandığım bir son 5 yıl var diyebiliriz. Aynı zamanda birçok sefer Fransız ve İsviçre Alpleri’ne Türkiye’den insan götürüp rehberlik yaptım. Bisikletle ve koşuyla ilgilendim. Uzun yıllar rüzgar sörfü yaptıktan sonra dalga sörfü ve kitesurf’e merak sardım. Dalga sörfü biraz daha meditatif diyebilirim ama kitesurf’ün rüzgar ilişkisi bana çok ilham veriyor. Bu sebeple 5 yıldan fazla bir süredir kitesurf ile de ilgileniyorum. Yolculukta yaklaşık 7 kilo verdim ancak verdiğim bu kilolar bana güçsüz hissettirmedi.

Şimdi bu yolculuğu tekrarlayacak olsan neleri yapar veya neleri yapmazsın? Ekleyeceğin ya da çıkaracağın bir rota olur mu?

Kesinlikle Tacikistan’ın iç kısımlarındaki petroglifleri görmek, Kırgızistan’da Isık Gölü’nün etrafını dönmek ve çıktığım zirvelerle yeniden karşılaşmak isterim. Çıkaracağım hiçbir yer aklıma gelmiyor ancak Pamir bölgesinin Afganistan ve Pakistan kısımlarını da görmek isterdim.

Tüm bunların dışında çok başarılı bir akademik kariyere de sahipsin. Kısaca bahseder misin?

“Çok başarılı” yorumu için teşekkür ederim (gülüyor). Üniversitede akademik olarak da çalıştığım bir mekatronik derecem var. Odağım genelde enerji oldu ve enerji politikaları vasıtasıyla dünyanın nasıl işlediğini anlamaya çalıştım. Nike’ta bir pazarlama tecrübem var. Üniversite sonrasında enerji üzerine yaptığım yüksek lisans sayesinde bir enerji firmasında araştırmacı olarak çalıştım.

Sonrasında bu bisiklet yolculuğu esnasında yüksek lisans direktörümün tavsiyesi ile 2015 ilkbaharında STFA gibi köklü bir firmada ürün ve pazarlar üzerine yeni iş fikirleri geliştirmek üzere çalışmaya başladım. Anlaşılan bu iş fikri ilk geldiğinde Afganistan sınırında Pamir Dağları’nda olmam havalı bir etki yaratmış başvurum için! Muhteşem bir DNA’sı olan bu şirketin kurucularının efsane denebilecek mühendislik hikayelerini dinledikçe şirkete daha fazlasını verebilmek için çalışmalarımı hızlandırıyorum.

Gelecek planların neler? Bir sonraki yolculuk için aklında bir fikir var mı?

Önümde daha nice yolculuklar, keşfedilmeyi bekleyen koca bir dünya var. Hayallerimi korumak için şehirde de kendimi önyargılarımdan ve toplumsal bunalımlardan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum. İnsanları duymak ne kadar önemli bir geri bildirim mekanizması ise bazı zamanlarda duymamayı öğrenmek de o kadar önemli ancak bir hayli yorucu. Bu sebeple anlıyorum ki bilgi her şekilde size istediğiniz yolculuğu yaptırabiliyor. Şu dönem kendim için bilgi toplama dönemlerinden biri. Mümkün oldukça kitap topluyor ve meraklarımın peşinden gidiyorum.

Yolda fark ettiğim bir şey yolcuların Türkiye hakkındaki yorumlarıydı. Dünyanın neresinden olursa olsun yolcular Türkiye’ye ve insanına en az yemekleri kadar bayılmıştı. Nasıl başka ülkeler için önyargılarımı kırma peşinde olduysam bu yılki odağım kendimi Türkiye kısmında geliştirmek oldu. Uzun zamandır Türkiye’de yapmak istediğim projelere başladım ve denemeler yapıyorum.

Yine hayal ortağım Fasshane sponsorluğunda ana karadan Gökçeada’ya kırlangıç fırtınası sırasında, 30-34 knot rüzgar ve büyük dalgalarda, bir geçiş denedim. Ancak bu sefer kazanan doğa oldu ve kurtarılmak zorunda kaldık. Ada muazzam bir fırtına gücüyle tarih boyunca olduğu gibi hala korunuyor. Ona saygı duymamız gerektiğini bize yine hatırlattı.

Bunun yanında yine açık deniz kitesurf geçişleri, kayak ile keşif ve tırmanışlar üzerine birkaç projem var. Bisiklet kısmında ise çok istekli olmama rağmen bir kopma gerektirdiği için o zamanı yaratmak için beklemedeyim. Doğru anı hazırlamak ile meşgulüm diyelim şimdilik…