Mobilemenu
Profile

Yolunu Kaybetmeyi Sevenlere: Orienteering

“Bi’ yeri 'Gezdim gördüm' diyeceksen, sokaklarında kaybolacaksın abi!” Herkesin gezdiği, gördüğü ve hatta yaşadığı yerde kendini kaybetmeyi seven; bunu bu tip cümlelerle, sanki bir marifetmiş gibi, anlatan bir arkadaşı vardır. Hemen o arkadaşlarınıza haber verin! Çünkü onlara en uygun sporu şu an buldunuz. Kendileri farkında olmasa da (ve biraz yarım yamalak da olsa) bu kişiler hatta gruba dahilseniz sizler de amatör birer orienteering tutkunu sayılabilirsiniz. Peki nedir bu değişik isimli uğraş? Orienteering zor okunan isminin aksine oldukça basit ve herkesin, bilerek veya bilmeyerek, deneme şansı bulmuş olabileceği bir doğa sporu. Yaz tatili sırasında bir doğa yürüyüşü yapayım derken ormanda kaybolup elinizde telefonun navigasyonu ya da yarım yamalak bir haritayla, acele acele yönünüzü bulmaya çalıştıysanız orienteering’i denememeniz için hiçbir sebep yok. Çünkü temel olarak bir yön bulma sporu olarak tanımlanabilecek orienteering’de yapmanız gereken de bir elinizde pusula, bir elinizde harita, zamanınız tükenmeden ormanlık bir arazide yönünüzü bulmak olacak.

Zaman içinde pek çok farklı türü ortaya çıkan bu spor, ilk olarak 19’ncu yüzyılda İsveç’te yapılmış. Kuzeyli piyadelerin kara eğitimi sırasında tamamlamak zorunda olduğu yön bulma alıştırmaları, birliklere pek eğlenceli gelmiş olacak ki orienteering önce askerler sonra da kısa süre içinde siviller arasında rekabeti kızıştıran bir spor dalı haline gelmiş. Her sporcunun belirli bir arazi içinde işaretlenmiş noktalardan geçerek en kısa sürede rotasını tamamlamaya çalıştığı disiplin, bu yönüyle askeri kökenlerini de belli ediyor.

En popüler dalı koşu orienteering’i olan sporun pek çok farklı varyasyonu daha bulunuyor: örneğin dağ bisikletiyle yapılan branşta harita büyüyor, mesafeler uzuyor. Yarışmacılar bir yandan pedal çevirip arazide ilerlemeye çalışırken, diğer yandan gidona tutturdukları haritada doğru noktaları arıyorlar. Patika disiplini ise diğer bir ilginç alan: engellileri ya da vahşi doğada bir dedektif misali yolunu bulmayı sevenlere hitap eden patikada hız değil, harita okuma becerisi sizi ileri taşıyor. İstikrarlı ve akıllı kararlar verme yetisi, sürat faktörünü ikinci plana itince, yarışmacılar arasındaki engeller de kalkmış oluyor.

Peki orienteering’in ülkemizdeki durumu nedir? 1970’lerden itibaren askeri kuvvetlerimizin yaptığı sporun sivil halk arasında yayılması 1999’u buldu ve yedi yıl sonra 2006’da orienteering kendi federasyonunu kuracak güce ulaştı. Son yıllarda İstanbul, 5 Gün adlı bir uluslararası etkinliğe sahne oluyor ve yarışmaların uğrak mekânlarından biri labirentten farksız olan Kapalıçarşı! Bize sorarsanız sarmaşık gibi birbirine dolanan sokakları olan şehirlerimiz; içinde yol, patika, tabela bulmanın kendi başına bir sınav olduğu ormanlık alanlarımız varken orienteering’in milli sporumuz olmaması için hiçbir sebep yok. Hem amaç yön bulmak olsa da yolunu kaybetmek de serbest zaten...