Mobilemenu

DOĞA SPORLARI AŞKINA TÜRKİYE’DEN İSVİÇRE’YE UZANAN BİR GÖÇ HİKÂYESİ

Türkiye’deki kurumsal kariyerinin üzerine bir çizik atarak, tutkunu olduğu kış sporları vesilesiyle gönlünü İsviçre’ye kaptıran bir doğa sporcusu Esra Öner. Başta, eğitmenliğini yaptığı snowboard olmak üzere kitesurf, wakeboard, dağ bisikleti, dağ tırmanışları gibi pek çok doğa sporunun içinde olan Öner, Türkiye’den İsviçre’ye uzanan serüvenini anlattı.

Sizi tanıyabilir miyiz?
1976, İstanbul doğumluyum. İstanbul’da ve Kaliforniya’da, çok kısa bir süre ise Güney Afrika’da yaşadım. Yaklaşık üç yıldır İsviçre’de yaşıyorum. Ailemin kökenleri çok renkli; Yugoslavya, Kafkasya ve İstanbul gibi birbirinden oldukça farklı etnik kökenlerden geliyorlar. Eğitimlerimi İstanbul ve Kaliforniya’da tamamladım. İstanbul’daki eğitimim iletişim ve sosyal bilimler üzerine, Kaliforniya’daki eğitimim ise Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi (UCLA) İş Yönetimi ve Pazarlama. Evli değilim. Hayatımın yoğunluğundan henüz evlilik evresine gelemedim.
Türkiye’deki kariyerinizden bahseder misiniz? Nerelerde, ne kadar çalıştınız?
Türkiye’de uzun yıllar çeşitli uluslararası şirketlerde kurumsal iletişim alanında çalıştım ve kariyerimin çoğunluğunu kurumsal iletişim alanında yaptım. Bunun yanı sıra televizyonda program yapımcılığı ve sunuculuğu, medya danışmanlığı yaptım. Yine Türkiye’de snowboardda yarışırken, aynı zamanda eğitmenliğini de hobi mesleği olarak yapıyordum. Amerika’da ise yine iletişim sektöründe sponsorluk ve organizasyon yönetimi üzerine çalışıyordum. Aynı zamanda snowboard eğitmenliği yapıyordum.
Kaç yılından beri İsviçre’de yaşıyorsunuz? Sizi İsviçre’ye taşınmaya iten ne oldu?
Yaklaşık üç yıldır İsviçre’de yaşıyorum. Benim için en önemli kriter daha dengeli, doğaya daha yakın ve kaostan uzak bir yaşamı tercih etmem oldu. Doğa sporlarını bir lüks veya aktivite olarak değil, hayat tarzı olarak yapabildiğim bir yaşamı seçmem en önemli karardı.
Spora, özellikle kış sporlarına olan ilginiz nasıl başladı? Ailenizin katkısı var mı? Bu ilginizin İsviçre’ye taşınmanızdaki payı nedir?
Outdoor sporlarına her zaman ilgim vardı. Sadece outdoor sporlarına değil, doğaya karşı eğilimimde hiç şüphesiz aile kültürünün etkisi büyüktür. Çocukluğumdan beri aile olarak tatil tercihlerimizi doğayla ilintili yapıyorduk. Yaz tatillerimizi elektriği ve suyu bulunmayan ıssız bir adada, kendi inşa ettiğimiz yazlık bir evimizde veya tüm yazı Volkswagen Hippie Van’imizle Türkiye’yi dolaşarak ve çadırda kalarak veya gemi ve tekne seyahatleriyle başka ülkeleri keşfederek geçiriyorduk. Her seyahatimiz doğayı, farklı kültürleri ve insanları keşfetmek üzerineydi. Çok sık seyahat eden bir aileydik. Kayak yapmaya da çok küçük yaşta, yine aile seyahatleriyle başladım. Böyle bir ailede büyüyünce seçtiğiniz hayat ve sporlar da bu yönde oluyor.  Her ne kadar arada bir yolunuzu kaybedip, toplumun size dikte ettiği yaşamlar içinde kendinizi bulsanız da, yine özünüze dönmeniz fazla zaman almıyor. Sanırım bunda özünüzün ne olduğunu bilmeniz önemli.

İsviçre’de snowboard ve kayak antrenörlüğü yapıyorsunuz. Eğitmenliğe nasıl başladınız? Türkiye’de de eğitmenlik yaptınız mı? 
Kaliforniya Los Angeles’ta yaşadığım dönemde kışlarımı halen lokal kayak merkezim olarak gördüğüm Mammoth Lakes’de geçiriyordum. Mammoth, Yosemite Ulusal Parkı’nın doğu sınırında Sierra Nevada Dağları’nda gölleri, volkanik dağları, doğal kaplıcaları ve uzun süren bol karlı kışlarıyla muhteşem bir bölgededir. Hem spora verdiği önem ve antrenman pistleri hem de uzun süren sezonu sebebiyle birçok uluslararası ve olimpik kayak ve snowboard sporcusunun evidir. Mammoth’da snowboard antrenörlüğüne başlamam tamamen tesadüf oldu. Beraber kaydığım profesyonel snowboard sporcusu arkadaşlarım kışın Los Angeles’a dönmeden sürekli Mammoth’da kalabilmem için yol gösterdi. Üç ay boyunca süren zorlu eğitimlerden ve sınavlardan sonra Amerika’da lisanslı antrenör oldum. Sonra kışları Mammoth’ta snowboard antrenörlüğü yaparak, yazları ise Los Angeles’ta tekrar iş ve eğitim hayatına devam ederek geçiriyordum. Yıllar sonra ailem İstanbul’da yaşadığı için tekrar İstanbul’a ve kariyer hayatına döndüm. Türkiye’de de kısa dönemli özel öğrencilerim için snowboard eğitmenliği yaptığım oldu. Ancak Türkiye’de çok yapmayı tercih ettiğim bir iş değil. İstanbul’a taşındıktan dört yıl sonra ise doğa ve dağ özlemi tekrar pekişince İsviçre’ye taşındım ve burada tekrar kayak ve snowboard eğitmenliğine başladım.

Amerika’da lisanslı eğitmen olabilmek için nasıl bir süreçten geçtiniz? Ne gibi eğitimler aldınız?
Amerika’da snowboard antrenörü olabilmek için geçtiğiniz süreç, eğitimler, sınavlar ve sınavlar sonrası devam eden denetleme eğitimleri oldukça zor ve meşakkatli bir dönemdi benim için; hem snowboard üzerinde spordaki kabiliyetinizi ve becerilerinizi hem öğrencilerinize eğitim verirken kullandığınız yöntemlerinizi hem de insan anatomisi, çocuk psikolojisi gibi sınıf derslerindeki başarınızı ispatlamanız ve sınavları geçmeniz gerekiyor. Bu dönem yaklaşık üç ay sürüyor. Sınavlardan başarıyla geçtikten sonra yaklaşık 60 saat yönetici – eğitmen eşliğinde öğrencilerinize snowboardu doğru yöntem, terminoloji ve stille öğretip öğretmediğiniz denetleniyor. Her hafta bitiminde yönetici eğitmeniniz size pozitif ve negatif yönlerinizi bildiren bir rapor sunuyor. Buna göre eksik yönlerinizi geliştirmeye devam ediyorsunuz. Ayrıca almanız gereken temel ilkyardım eğitimi, çığ eğitimi gibi farklı yan eğitimleri de tamamlamanız gerekiyor. Bu süreçten de geçtikten sonra nihayet Amerika’da lisanslı eğitmen oluyorsunuz. Lisansınız sadece Amerika’da değil, Avrupa ve Güney Amerika gibi farklı kıtalarda yer alan birçok ülke federasyonu tarafından da tanınıyor. Hem eğitimin hem de seviyenin Türkiye’dekinden oldukça farklı olduğunu söyleyebilirim.

Türkiye’yi ne sıklıkla ziyaret ediyorsunuz? Temelli olarak dönme planlarınız var mı? Yoksa veya varsa neden?
Üç ayda bir aile ve arkadaş ziyaretleri için geliyorum. İsviçre’de yaşamamın Kaliforniya’dakinden en büyük farklarından biri Türkiye’ye, aile ve oradaki arkadaşlarıma ulaşımımın çok daha kolay olması. 2,5 saat uçak mesafesinde. Bu anlamda İsviçre’deki yaşamı Amerika’ya göre tercih ediyorum. Genellikle gelecekle ilgili çok net planlar yapmıyorum. Anda kalmaya çalışıyorum ve keyif aldığım şekilde yaşamayı prensip ediniyorum. Eğer bir gün gelmek istersem Amerika’dan taşındığım gibi, bir hafta içinde karar verip, Türkiye’ye tekrar dönebilirim. O anki koşullar ve yatkınlığım neyse iç sesimi dinleyip ona göre karar veriyorum. İstanbul her ne kadar kültürüyle çok renkli bir yaşamı barındıran, sayısız fırsatlar ve seçenekler sunan bir şehir olsa da benim için öncelikli sırada gelen denge ve düzeni bulmakta zorlandığım bir şehir. İş ve ticaret anlayışlarında, insanların birbirlerine davranış şekillerinde özellikle son dönemde daha da yozlaşma görüyorum. Şu an için İsviçre’de kalmayı tercih ediyorum.

Tüm dünyada doğa sporlarına yapılan büyük yatırımlar ve bunlardan elde edilen yüksek turistik gelirler söz konusu. Türkiye’yi bu anlamda değerlendirebilir misiniz? Sizce Türkiye, sahip olduğu doğa sporları potansiyelini yeterince kullanabiliyor mu? Bu alanın geliştirilebilmesi için sizce neler yapılmalı? Dünyadaki örnekleri nelerdir?
Türkiye doğa anlamında çok özel bir ülke benim için. Türkiye’nin hemen hemen her bölgesini, hem çocukluğumda hem de yetişkinliğimde dolaşma fırsatım sıkça oldu. Her bir bölgesi farklı bir bitki örtüsü, peyzaj, coğrafi özellikler ve biyoçeşitlilik sunuyor. Her türlü doğa sporuna özel farklı seçenekler kolaylıkla sağlanabilir. İsviçre’nin hemen hemen her yerinde coğrafi özellikler ve iklim aynıdır. Türkiye ise birkaç saat araba mesafesinde coğrafi yapısı, ekosistemi ve habitat çeşitliliği ile bambaşka bir ülkedeymişsiniz hissini verir. Türkiye, faunasının çeşitliliği bakımından dünyadaki en özel ülkelerden bir tanesidir. Evet, ticari anlayışta yatırımın finansal geri dönüşümü yeterli değilse bu yatırım yapılmıyor. Doğa sporlarına yeterince yatırım yapılmamasının bir nedeni yatırım geri dönüşünün şu an için yeterli olmaması; ancak bana göre sadece finansal eksikliğimizin olmasından kaynaklanmıyor. Bu bir kültür ve bu kültür halen Türkiye’de daha emekleme seviyesinde. İnsanların yaşam biçimleri içinde doğa sporları bir yer tutmuyor. Ancak diğer yandan Ege ve Akdeniz kıyılarına bakıldığında ve tüm sahillerin, turizm anlayışı altında beton yığınına dönüştüğünü ve halkın denize girebilmesi için bile para vermek zorunda kaldığını gördüğümde böyle bir yatırımın doğa sporlarına yapılmamasına ve Türkiye’nin doğal haliyle kalmasına daha memnunum. En azından şimdilik…

Türkiye’deki ebeveynlerin çocuklarını erken yaşlarda kış sporlarına yönlendirme konusunda biraz tedirgin olduklarını görüyoruz. Ülkemizde de alan ve imkân olarak aslında oldukça yüksek bir potansiyel varken, çocukların kış sporlarından geri kalmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de halen kış sporları lüks sayılacak mertebede. Bir hafta sonunu kayak merkezinde ailece geçirebilmenin maliyeti, Türkiye gelir standartlarına baktığınızda halen iyi gelir seviyesine sahip ailelerin karşılayabildiği bir miktar. İsviçre’de farklı olarak kışın yerde kar biriken hemen hemen her bir köyün, kasabanın kendi lokal küçük kayak merkezi var. Belki iki veya üç hatta bazen sadece bir basit lifti (teleski) olan 100’e yakın mini kayak merkezi var. Bunlar çoğunlukla çevre yerel halkı tarafından kullanılıyor. Bu küçük yatırımı da çoğunlukla lokal devlet birimleri sağlıyor. Böylelikle kış sporlarının halka, köylüye, kasabalıya inmesi sağlanıyor. Ben İsviçre’nin tanınan ve bilinen bir kayak merkezi Verbier’de ders veriyorum. Birçok İsviçreli’ye göre Verbier kaymaya gidilemeyecek kadar pahalı bir yer ama bu onların kayak, snowboard yapmasına engel oluşturmuyor. Herkes kendi bütçesine uygun bir yerde kış sporları yapma ve çocuklarına öğretme imkânına sahip olabiliyor. Örneğin basit bir karşılaştırma: Bolu Kartalkaya’daki bir otel beş, altı pist ve birkaç kilometrelik kayma alanı sunuyor. İsviçre’deki ünlü Portes du Soleil kayak merkezi ise 300 kayak pisti, 200 lift, 650 km. kayma alanı, size hem İsviçre’de hem Fransa’da kayma imkânı sunuyor. Kartalkaya’nın skipass fiyatı ve İsviçre’nin Portes du Soleil kayak merkezi skipass fiyatları aynı. Bu sadece Kartalkaya’ya özgü bir örnek değil, Türkiye’de kış sporları yapmak istediğinizde çoğu yerde benzer fiyatlarla karşılaşıyorsunuz. Bu durumda sorunu sadece çocuğunu kış sporlarına yönlendirmeyen Türk ailelerde bulmamak lazım. Bunun yanında, kısa bir belgesel hazırladığım Kaçkarlar bölgesinde yer alan İkizdere köylüleri Petran Yaylası’na küçük bir lift konulmasını istiyorlar. Köylünün çoğu ‘Petran board’ denilen yöreye özel bir kış sporu yapıyor. Uzun yıllardır her yere başvurmalarına rağmen halen olumlu bir cevap alamadılar. Karadeniz’de ve Doğu’da kış sporlarını yapmak isteyen çok yerli halk var. Bu çoğunlukla bir kültür; doğduğunuz, büyüdüğünüz ve yaşadığınız ortama ve şartlara göre kültür geliştirirsiniz. Geliri yüksek ancak şehir merkezinde yaşayan ailelerin kış ve doğa sporları kültürü edinmesi ve bunu çocuklarına geçirmesi zaman alabiliyor. Bunun yanında Karadeniz’in küçük bir köyündeki insanlar ise bu spora tutkuyla bağlı olabiliyor.

Erken yaşta bu sporlara başlamanın artı ve eksileri nelerdir? Bu konuda ailelere tavsiyeleriniz neler olur?
Olabildiğince erken yaşta başlamaları önemli. Erken yaşta spora başlamakla, bedensel ve zihinsel kabiliyet, disiplin, kendi kendini yönetebilme, organizasyon yeteneği gibi ileride de hayatına faydalı olacak birçok özelliğin gelişiminin temelleri atılmaktadır. Spor, çocukluk ve ergenlik döneminde sağlıklı büyüme ve gelişmeyi destekler. Erken yaşta başlatamamışlarsa bile ne zaman imkânları olursa o zaman başlatmaları da önemlidir. Hiçbir zaman hiçbir şey için geç değildir. Biz İsviçre’de de, Amerika’da da iki yaşından itibaren kayak dersine, dört, beş yaşından itibaren de snowboard dersine başlatıyoruz. Ancak 58 yaşında snowboarda başlattığım öğrencim de oldu. Eksi olarak değil ancak dikkat edilmesi gereken konu; her çocuğun fiziksel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal gelişimi birbirinden farklıdır. Ancak belli gelişim dönemleri, eğilimleri ve davranış kalıpları çoğu çocukta aynıdır. Her anne babanın çocuğunu birey olarak değerlendirmesi, bu gelişmelerin yaşıtlarına göre farklı yaşanabileceğini unutmaması gerekir. Çocuğun dikte veya ders şeklinde değil, oyun ve eğlence ortamı içinde spora ilgisinin geliştirilmesi önemlidir. Türkiye’de de bu eksiklik halen devam etmekte. Çocukların, aile tarafından zorlanmamaları, rekabet veya diğer çocuklarla karşılaştırma ortamı içinde kendilerini bulmamaları önemlidir.

Röportajın tamamı, Outdoor Fitness Türkiye Şubat sayısında.