Mobilemenu
Profile

Abdürrahim Korkmaz: Bir Hayalin Peşinde

Çocukluk yıllarını Mardin’de geçirmişsin. Bize o yılları biraz anlatabilir misin? Günlerin nasıl geçiyordu?

Evet, 20 yaşına kadar Mardin’de yaşadım. Ailem tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu; bağ, bahçe ve hayvanlarımız vardı benim de ailede onlarla ilgili belli görevlerim ve sorumluluklarım vardı. Yeri geliyor bahçe işlerine yeri geliyor hayvanlara bakıyordum. 

O zamanlarda hayatından memnun muydun yani hayatını sonuna kadar öyle devam ettirme planın var mıydı yoksa bir arayış içinde miydin?

Küçüklüğüm aslında çok ekstrem. O yıllardan beri hayalim uçmak. Hatta kuşlar neden uçuyor da ben uçamıyorum diye ağlıyormuşum o yıllarda. Bu uçma hayali de beni buralara kadar getirdi. Şu anda Alaçatı’dayım ancak uçma tutkusu beni Güney Afrika’ya Filipinler’e kadar sürükledi ve hala da sürüklemeye devam ediyor.

Böyle bir tutkum olmasa buralarda olur muydum bilemiyorum çünkü Mardin’de ataerkil bir toplumuz ve baba ne derse o olur.  Belli bir yaşa geldiğin zaman sana bir kız beğenilir, “Oğlum seni evlendiriyoruz” derler ve bu döngüye dahil olursun. Onlara hayır diyebilme ihtimalin çok azdır ama ben bir nebze asi bir kişiliğe sahiptim. “Biz seni evlendirmek istiyoruz” dediklerinde ben hayır dedim. Ablam Ayvalık’a gelin olmuştu onun vesilesiyle batıya geldiğimde rüzgar sörfü ile tanıştım. O dakikadan sonra da tek düşüncem, tek hayalim bu işin nasıl yapılabileceğini öğrenmek oldu.

Rüzgar sörfünü ilk defa televizyonda görmüş ve büyülenmişsin. Neydi bu sporda senin en çok ilgini çeken?

Evet, rüzgar sörfünü TRT’nin bir programında görmüştüm ve hiçbir şekilde anlam verememiş adeta şoka girmiştim. Sörfçülerin su üzerinde kelebek gibi dans etmeleri ve tabii ki uçmaları beni çok etkilemişti.

Peki bu sporu ilk kez nasıl deneme fırsatı buldun?

Ayvalık’ta sahildeyken ABD’li karavancı bir adam geldi. Sörfünü çıkarttı, malzemelerini kurdu suya çıktı ve uçtu gitti. O zaman İngilizce bilmediğim için o kadar üzüldüm ki! O zaman bu dili de öğreneceğim diye kafama koymuştum. 2-3 saat onun yanında bekledim, o da benim bu sporu öğrenmek istediğimi anladı bir şeyler vermeye çalıştı ancak board’un üzerinde duramadım hiçbir şekilde tabii ki.

Sonra ben bu iş nerede yapılıyor diye araştırmaya başladım. Mardin’e geri giderken havaalanında Çağla Kubat’ın Atlas dergisinde bir röportajını gördüm. Rüzgar sörfünün Türkiye’de en iyi Alaçatı’da yapılabileceğini söylüyordu. Ben de kafama koydum: Buraya gidecek ve bu işi öğrenecektim.  

Tabii ki hiç kolay olmadı. Sonuçta aileme ben Alaçatı’ya sörf öğrenmeye gidiyorum diyemezdim! Mardin’e döndükten sonra ablamı özlediğimi bahane ettim ve tekrar Ayvalık’ gideceğim diyerek çantamı sırtıma attım ve Alaçatı’nın yolunu tuttum.

Yüzmeyi nerede öğrenmiştin?

Mardin’de köyümüz bir Ermeni köyüne çok yakın. Orada geniş su içme kuyuları vardı. Hayvanlarımızı oraya götürürdük, yüzme bilen insanlar da orada yüzerdi. Ben de küçük yaşlardan beri yüzmeye çok hevesliydim. Yüzmeyi çok küçük yaşlarda oralarda öğrenmiştim.

B planın olmadan Alaçatı’nın yolunu tutmuşsun. İçinde korku veya endişeler yok muydu? Hayalini kurduğun rüzgar sörfü hayaline ulaşabilmen zor oldu mu?

Düşündüğüm tek şey rüzgar sörfünü yakından görmek ve öğrenmekti. Hiç kimseyi tanımıyordum ama sora sora Bağdat bulunur derler. Alaçatı’da sörf koyuna geldiğin zaman sörfçüleri yüksekten görüyorsun. O zaman 2007 yılının Ağustos ayıydı. Orada belki 45 dakika sörfçüleri izledim, büyülenmiş gibiydim.

Sırayla sörf okullarında iş aramaya başladım ancak tabii ki hiçbir tecrübem olmadığı için kimse risk almak istemedi. Daha sonra civar otellere gittim ve iş aradığımı söyledim ancak onlar da eleman aramadıklarını söylediler. Daha sonra yürürken yol kenarında yeni yapılan bir projede insanların taş kırdığını gördüm. Oradakilerin yanına gittim. Ne iş yapacağımı sorduklarında her işi yapabileceğimi söyledim. Mardinli olduğumu öğrenince sen taş işinden anlarsın dediler ben de anlamamama rağmen anladığımı söyledim “Ancak tek bir şartım var: Hafta sonu iki gün izin istiyorum. Benim bir hayalim var Mardin’den buraya rüzgar sörfü öğrenmeye geldim” dedim. İlk etapta şaşırdılar ancak anlayışla karşıladılar. Bana kalacak yer verdiler, sigortamı yaptılar.

Daha sonra ders almak için okulların olduğu yere geldim. Ders fiyatlarını sordum ancak benim aylık maaşımı geçiyordu. Bir ay yemesem içmesem de ödeyemem o rakamları. Ben de sörf okullarından malzeme kiralamaya karar verdim. Bana sörfü biliyor musun dediklerinde bildiğimi söyledim ancak birkaç soru sorunca bilmediğim ortaya çıktı ve malzeme vermediler. En sonunda bir okul fazla soru sormadan malzeme verdi. Malzemeyi aldım suya çıktım ve uzaktan ders alan insanları izlemeye başladım. Tabii bir yandan da kızacaklar diye çekiniyorum. Herkes gidince gördüklerimi taklit ederek board’a çıkıyordum. Bu şekilde yavaş yavaş öğrendim.

Bu şekilde öğrenmek çok daha zor olmuştur senin için değil mi?

Tabii ki zor oldu. Her şeyi deneme yanılma yoluyla öğreniyordum. Sabah saat 8’de suya giriyordum akşam 8-9’a kadar! Herkes okulu kapatıyor hatta bana “Sen çıkmayacak mısın” diye bağırıyorlardı. O kadar hırs yapmıştım. Yavaş yavaş işin ucunu yakaladıktan sonra rüzgar sörfü kilometre işidir. İnsanların ders alarak 1 yılda katettiği mesafeyi her hafta sonunu suda geçirerek 3,5 ayda tamamladım. Hocalara soru sormak istediğim de oldu ancak kızarlar diye hiç yanlarına gidemedim. Bugün ben suda birinin hatasını görürsem gider düzeltirim çünkü kendimden biliyorum o durumu.

Peki taş kırdığın o dönemlerde hiç umutsuzluğa düştüğün “Yeter artık” dediğin anlar olmadı mı?

Tabii ki süreç çok zordu. Bir kamyon taşı balyozla 2 kişi kırıyorduk. Herhalde dünyadaki en zor iştir. Balyozu uzun süre vurduğum için tırnaklarımdan artık kan gelirdi ancak çalıştığım tepeden rüzgar sörfçülerini görebiliyordum ve “Bir gün ben de onlar gibi olacağım” diyerek kendimi motive ediyordum.  

Oradan antrenörlüğe geçiş yapmayı nasıl sağladın?

3,5 ay içinde malzeme kiraladığım okulun sahibi bir gün beni çağırdı. Ona hikayemi anlattım. “Her gün bizden önce geliyorsun, bizden geç saatlere kadar kalıyorsun. Burada çalışmak ister misin” dediler. Orada en alt kademeden işe başladım. Malzemeyi getir götür, yelken kur, tamirhanede çalış, bahçe işlerine bak… Bunlar sırasında rüzgar sörfümü de geliştirmeye devam ettim ve 1 yıl orada çalıştıktan sonra Almanya ve Türkiye Yelken Federasyonu’nun ortak verdiği “VDWS” lisansını almak için kursa katıldım. Paramı biriktirerek kursa katıldım ve 15 günlük bir eğitimden sonra testi başarıyla geçerek antrenör oldum.  8 yılından bu yana da burada eğitmenlik yapıyorum.

Okyanuslarda sörf yapmak için yurt dışına da gidiyormuşsun değil mi?

Evet, 2012 yılından bu yana düzenli olarak yurt dışına gidiyorum. En büyük hayallerimden biri de okyanuslarda sörf yapmaktı. Belli bir seviyeye geldikten sonra gidilebilecek yerleri araştırdığımda karşıma Hawaii, Avustralya ve Cape Town çıktı. Cape Town’a gitmeye karar verdim. İnternet üzerinden orada yaşayan Hollandalı bir arkadaşla tanıştım. Öğretmen bir arkadaşım yardımıyla kendisiyle mail’leşerek aylık ücrette anlaştık ve onun evinde kalmak üzere sözleştik. Arkadaşlarım “Kimseyi tanımıyorsun, dil bilmiyorsun, yol bilmiyorsun” dese de “Buraya nasıl geldiysem oraya da gider yaparım” dedim ve o sezon kazandığım bütün parayı yanıma alarak Güney Afrika’nın yolunu tuttum.

Cape Town’u tercih etme nedenin neydi?

Güney Afrika’ya, oradaki insanlara ve yaşam şekillerine ayrı bir ilgim var. Bir de tabii ki Güney Afrika’nın aksine Hawaii ve Avustralya için vize işlemleri gerekiyordu. Güney Afrika gerçekten apayrı bir dünya. Orada bir Avrupalıların bir de lokallerin yaşadığı bölgeler olarak iki farklı dünya yaşanıyor. İç kesimlere doğru lokallerin yaşadığı bölgelerde insanlar gerçekten zor durumda, bunu kendi gözlerimle de gördüm.

Okyanusta sörf deneyimini bize nasıl anlatırsın? Alaçatı’da sörf yapmakla arasında mutlaka büyükçe bir fark vardır…

Alaçatı’da belli bir seviyeye geldiğimi ve Güney Afrika’da da yapacağımı düşünüyordum ancak oraya gittiğimde “Ben bu işi hiç öğrenememişim herhalde” diye düşündüm. Dalga, akıntı, soğuk su, köpekbalığı düşüncesi… İlk 10 gün çok zorlandım ancak biraz adapte olunca çok büyük bir keyif. Dalgalardan inmek, zıplamak tarif edilemez bir keyif. Suya her inip çıktığımda adeta hayata tekrar gelmişim gibi mutlu ve canlı hissediyorum!

Bu sene de oradan geleli 3-4 hafta oldu. Artık orada iş de buldum. İlk gittiğim zaman havaalanında dil bilmediğim için gideceğim adresi sorabilmek için 4-5 saat uğraşmıştım neredeyse. Zaten kafamda da her zaman İngilizce öğrenme isteği olduğu için orada dil kursuna yazılmıştım. İlk sene 6 ay sonraki sene 5 ay olmak üzere aldığım eğitimlerden sonra dilimi geliştirdim. Daha sonra orada uluslararası bir kite eğitmenliği lisansı aldım. Bu sayede orada bir okulda ders de veriyorum.

Senin için rüzgar sörfü mü yoksa kitesurf mü daha ön planda?

Kesinlikle rüzgar sörfü. Sonuçta o ilk göz ağrım. Bir de rüzgar sörfüyle kıyasladığın zaman çok daha basit öğrenebileceğin bir spor kitesurf. Rüzgar sörfü sağlam iradeyle, pes etmeden çalışanların yapabileceği bir spor. Kitesurf’te ise 4-5 günde belli bir seviyeye gelebilirsin. Ben ikisini de çok seviyorum, ikisi de benim mesleğim ama birini seçmem gerekirse her zaman ilk aşkım olan rüzgar sörfünü seçerim!

Rüzgar sörfü yarışlarına katılıyor musun?

İlk 3 sene Türkiye Yelken Federasyonu’nun organize ettiği yarışlara katıldım. Rüzgar sörfü bir ekipman sporudur. Şöyle düşünün: İnsanlar Ferrari veya Mercedes ile yarışırken sen onların karşısına Murat 124 ile çıkarsan onlara yetişemezsin. Yarış için hem zaman ayırman hem de ayrı ekipman gerek. Tüm imkansızlıklara rağmen 3 sene yarıştım ancak kazandığım bütün parayı da yatırsam başarılı olmak için yetersiz kalır. Yarışmak için mutlaka sponsorluklar ve markaların desteği gerek…

Senin sponsorların bulunuyor mu?

Benim sadece kıyafet sponsorum var: ION markası. Onlar beni destekliyor, bir de aldığım malzemelerde indirim yapıyorlar.

Alaçatı’da karavanda yaşıyorsun. Hayatının bu yönünden de bize biraz bahseder misin? Zorlandığın zamanlar oluyor mu?

Karavan hayatı bence en keyifli ve en kolay yaşam şekli. Bence hayatı ne kadar basite indirgersek o kadar iyi olur, ben de hayatımı basitleştirmek ve suya yakın olabilmek için karavan hayatını seçtim.

(Bu esnada bölgenin yabancısı bir köpek, Abdurrahim Korkmaz’ın tavuklarıyla ufak bir “tartışma” yaşayınca röportaj yarıda kesiliyor. Gerginliğin sona ermesiyle tekrar devam ediyoruz)

Bu yaşam tarzının mutlaka zorlukları da vardır ancak Mardin’de de çok lüks şartlarda yaşamadığım için bu bile bana fazla geliyor!

Ailenin bu yaşam tarzına bakış açısı nasıl?

Ailem pek fikir sahibi olmadığı için hala bu yaşam tarzına bir anlam veremiyor. Benim iki erkek kardeşim de öğretmen. Onlara “Ben de aynı onlar gibiyim sadece sınıfım farklı, benim sınıfım su” desem de pek ikna olmuyor ve hala bunu sağlıklı bir yaşam şekli olarak görmüyorlar. Ama ben bu şekilde de bir hayat kurulabileceğine inanıyorum. Tabii evleneceğin zaman burayı kabul edecek bir insan bulmak zor olabilir ama o insanı bekliyorum ben de…

Hikayene ve yaşadıklarına bakınca şu ana kadar kafana koyduğun her şeyi başardığını görüyoruz. Şu ana kadar deneyip başaramadığın veya ileride mutlaka bunu da yapacağım dediğin şeyler var mı?

Şu ana kadar isteyip yapamadığım bir şey yok diyebilirim ancak ilerisi için en büyük hayallerimden biri kendime ait bir sörf okulumun olması. Bir diğer hayalim de Survivor’a katılmak, zaten hayatım da Survivor gibi geçti belki gelecek senelerde bunu da gerçekleştiririm.

Rüzgar sörfü dışında neler yaparsın?

Ben bir doğa tutkunuyum diyebilirim. Dağ bisikletini çok seviyorum, bence doğayı hissetmek için güzel bir yol. Burada değil ama Güney Afrika’ya gittiğim zaman sıklıkla doğa yürüyüşü yapıyorum. Benim bütün amacım doğayla bütünleşmek. İstanbul veya İzmir’e gittiğim zaman kafamı kaldırdığımda binaları görünce ve doğayı hissedemediğim için bana 4-5 günde sıkıntı geliyor.  Hayvanları da çok seviyorum. Şu anda sokaktan edindiğim 4 köpeğim var. Mesela daha bugün buradaki köpekleri aşılatmak için Çeşme Belediyesi’nin kurduğu ekiple irtibata geçtim.

İleride rüzgar sörfü için yurt dışında nerelere gitmek istiyorsun?

Her ne kadar cazip gelmese de Hawaii, Avustralya, Yeni Zelanda’ya gitmek istiyorum. Geçen yıl Filipinler’e gitmiştim. Bunun haricinde Mauritius ve Zanzibar da olabilir.

Bugünlere ulaşmak için çok zor günler geçirmişsin. Geriye dönüp baktığında seni en çok gururlandıran başarıların hangileri sana göre?

Yaşadığım her şeye rağmen inancımı kaybetmemiş ve pes etmemiş olmam. Dediğim gibi Alaçatı’ya hiçbir şey bilmeden geldim, lisanım da mükemmel değildi ama çok şükür artık uluslararası bir insan oldum. Dünyanın her yerinde wakesurf, kitesurf ve windsurf eğitmenliği yaparak para kazanabilirim.

Son olarak eklemek istediğin bir şey veya vermek istediğin bir mesaj var mı?

Ne yapıyorsan severek yap, pes etme ve inan. Sevdiğin zaman bir işte başarılı olursun olumsuzluklara karşı hiçbir şekilde de pes etmek lazım.