Mobilemenu
Profile

Alicja Barahona: Ultramaratona Kaç Yaşında Başlanır?

Gazetedeki haberde şöyle yazıyor: “Arkadaşları aklını kaybettiğini düşünürken o kimseye aldırış etmeden Fas’a gitti ve 225 kilometrelik, 6 gün süren Sahra Çölü Maratonu’na katıldı. Gündüz kavurucu sıcaklar, gece dondurucu soğuklar, sırtında 12 kiloluk çantasıyla yarışa katılan 600 atlet arasında 153., 80 kadın arasında ise 9. oldu…”

Alicja Barahona kimilerine göre, henüz birkaç yıl önce başladığı yarış kariyerine güzel bir nokta koymak için New York’tan Fas’a uçmuş ve bu zorlu yarışa katılmıştı. Ancak yanıldılar, zira yukarıdaki haber tam 20 yıl öncesine ait. Kendisi şu an 65 yaşında, koşmaktan vazgeçmedi ve çevresindekileri şaşırtacak şeyler yapmaya devam ediyor…

Alicja bir süredir extreme ultramaraton adı verilen maratonları koşuyor. Zorlu arazi ve uçlarda iklim şartlarının yanı sıra, 320 kilometre ve üzeri bir parkuru içermesi gerekiyor yarışın extreme ultramaraton olarak anılması için. Alicja bu konuda tam bir uzman diyebiliriz zira kendisi ne kadar koştuğunu dahi bilmese de, ‘yüzlerce koşmuşumdur herhalde’ diyebiliyor! Hatırladıkları arasında Sahra Çölü’nü 6 kez, Alaska’daki dondurucu maratonu ise 3 kez koştuğu bilgisi var. Fakat bunların arasında bir tanesi var ki, kendisi de en sona saklamış: Baikal Ice Marathon. Baykal Gölü, Sibirya’da ve dünyanın en derin gölü olarak biliniyor. Maraton ise donmuş gölün üzerinde yaklaşık 42 kilometrelik bir parkurda koşuluyor.

Yarış Öncesi Hayatı

Alicja, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra toparlanmaya çalışan Polonya’da dünyaya geldi. 1981’de ailesiyle birlikte Kanada’ya göç etti ve burada vatandaşlık aldı. Ardından New York’a yerleşti ve bir ilaç şirketinde çalışmaya başladı. Bu sırada Amerikan vatandaşı oldu ve üçüncü pasaportunu aldı. O dönem sürekli idman yaptığı için başarılı bir tenisçi olma hayali kurarken 1996’da koşmaya başladı ve fiziksel durumunun uzun mesafe koşular için daha elverişli olduğunu fark etti. Bu farkındalık, sayısız uzun mesafe koşularından zaferle ayrılacak bir sporcuyu yarattı.

Her Şey Nasıl Başladı?

Eskiden tek hobim tenisti. Ancak bir süre sonra uygun hava şartlarını beklemek, rakip bulmaya çalışmak veya kort ayarlamakla uğraşmaktan bıktım ve koşmanın ne kadar zahmetsiz olduğunu fark ettim. Ayakkabı, tişört ve şort… Koşmaya hazırsın!”

“Bir gün evde National Geographic okurken Sahra Çölü Maratonu’yla ilgili bir şey gördüm. Çok ilgimi çekti, daha fazla şey bulma umuduyla internete girdim ve ardından bu yarışa kesinlikle katılmalıyım dedim. O güne dek sadece tenis oynadığım için, böyle uzun mesafe koşulara göre çok hafif idmanlar yapıyordum ancak hem tempomu hem de mesafeleri artırmam gerektiğine karar verdim.”

Ultramaraton Koşmanın Zorlukları Neler?

Alicja’ya göre en önemli zorluk konsantrasyonu korumak. Sürenin uzunluğunu ve şartların ağırlığını düşününce, aniden bastıran bir kar fırtınası esnasında yolunuzu kaybetmeniz çok mümkün olabiliyor ya da GPS cihazınızın bataryası bitebiliyor. İkincisi ise vücudunuzun verdiği mesajları alamamak. Özellikle sapa ve etrafınızda kimsenin olmadığı noktalarda, size yardımcı olabilecek tek kişi yine kendiniz oluyorsunuz. Alicja’nın kendisini zinde tutmak için tüyoları da var: çığlık atmak, zıplamak veya Ay’la konuşmak gibi!

Tamamlayamadığı Yarışlar Oluyor Mu?

“Aradan geçen yıllardan sonra artık vücudumu tanıyorum ve her yarışı tamamlayabileceğimi biliyorum. Yalnızca 1 kez yarıda bıraktım onun sebebi ise Salmonella virüsüydü. 550 kilometrelik yarışın üçte biri geride kalmıştı ve ben yaklaşık 4 saat farkla liderdim.”

Koşmak Ne Kazandırdı?

“Tüm tecrübelerimden öğrendiğim bir şey var ki hiçbir şey zor ya da imkansız değil. Yeter ki tutkunuz olsun. Ben koşmaya 40’lı yaşlarımın ortalarında başladım ve bir süre sonra dünyanın en önemli kadın extreme koşucularından biri haline geldim, hatta çöllerde, Alaska’da ve Birleşik Krallık’ta koşup zirveye oturmadığım bir yarış kalmadı! Bunu söylerken kusursuz bir atlet olduğumu iddia etmiyorum, aksine sınırlarımı biliyorum. Kendime hedefler koyup bedenimi zorlamayı ve bu sayede en iyiyi yapmaya çalışmayı seviyorum.”

Nasıl Antrenman Yapıyor?

“Antrenmanlarımın pek sıra dışı olduğu söylenemez. Hafta içi tam zamanlı olarak çalıştığım için yalnızca hafta sonu idman yapabiliyorum. Kış şartlarının hakim olduğu yani kızak çekmek zorunda olduğum bir yarışa katılacaksam, yakın çevrede büyük lastikler çekerek yarışa hazırlanıyorum. Çölde düzenlenecek bir yarışa katılacaksam da, benzer şartların hakim olduğu Fire Island’da çalışıyorum. 320 kilometre ve üzeri yarışlar için, yarıştan bir ay öncesine kadar 200 kilometreye kadar birçok idman koşusu yapıyorum. En kısa antrenmanım 15 kilometre oluyor ve asla haftada 5 kereden fazla idman yapmıyorum. Herhangi bir özel diyetim yok ve ağırlık çalışmıyorum.”

Motivasyonu Nedir?

“Bir komşumu Alzheimer sebebiyle kaybettikten sonra, özellikle uzun mesafeli koşularda Alzheimer hastaları için koşup onlara bağış topluyorum. Geçmişte göğüs kanserine dikkat çekmek için ve Afrika’da etkili olan Ebola salgınından sonra Sınır Tanımayan Doktorlar’a destek için koşmuştum. Baykal Gölü’nde ise, yaşadığım yer olan Hudson River’da temiz su sağlanması için kurulan bir derneğe destek olmak amacıyla koşacağım. Ayrıca bugüne dek tüm seyahat, ekipman, giysi, ayakkabı gibi giderlerimi kendim karşıladım, hiç sponsorum olmadı. Katıldığım yarışların başkalarına ilham vermesi çok hoşuma gidiyor. Özellikle beni gören genç insanların ‘O başarırsa biz de başarabiliriz’ demeleri ve kendilerini zorlamaları beni mutlu ediyor.”

Yaşadığı En Büyük Sıkıntı Neydi?

“Bir keresinde sabahki bilgilendirmeyi kaçırdığım ve ilk istasyonda sadece yarım litre su verileceğini bilmediğim için susuz kalmıştım. Başta yanımda daha fazla su vardı ancak “zaten istasyondan alacağım neden kendime ağırlık yapayım ki” diye düşündüğüm için boşaltmıştım. O gün şartlar diğer günlere göre daha da zordu. Hem rüzgardan eser yoktu hem de çok yüksek tepeleri aşıyorduk. İlk istasyona geldiğimde küçük bir şişe su verdiler. Daha fazlasını istediğimdeyse aldığım cevap olumsuzdu zira istasyonlar arasında su ancak helikopterle ve her yarışmacı için belirli bir miktarda getiriliyordu. Artık çok güçsüz düşmüştüm, aşırı terlemiştim ve neredeyse dehidre olmuştum. Tamamıyla ıslaktım, yürümek zorundaydım ve kendimi diri tutmak için neşelendirmeye çalıştım. Nehirler, ormanlar ve çimlerle ilgili şarkılar uydurmaya başladım. “Kumdan nefret ediyorum! Yağmuru seviyorum! Karı seviyorum!” diye çığlıklar atıyordum. Pozitif olmaya çalışıyordum fakat herhalde en güçsüz hissettiğim günlerden biriydi. Zihniniz finişe odaklandığında bir şekilde konsantre kalıp yarışı tamamlıyorsunuz.”